HÜSEYİN KÜÇÜK
  İBADETLER (Tilavet secdesi ve mesail.)
 

Tilavet Secdesi
1 - Soru: Bir secde ayetinin meali okunduğu zaman secde etmek gerekir mi?
Cevap: İhtiyaden secde etmek lazımdır.
2 - Soru: Bir imam, namazda secde ayetini okusa, secdeyi namazdan sonra mı yapar, yoksa namazda cemaatle birlikte mi yapar?
Cevap: Namaz içinde yapar. Okuyacağı Kur'an-ı Kerim secde ayetiyle sor buluyorsa namazın secdesi ile tilavet secdesi de yerine gelmiş olur. Şayet okuması daha devam edecekse secdeye varıp, tilavet secdesini yapar, daha sonra kalkıp kıraate devam eder.
3 - Soru: İmama uymuş bulunan bir kimse, kendiliğinden secde ayetini okusa secde etmesi vacib olur mu?
Cevap: Olmaz.
4 - Soru: Cemaatin önünde, namazdan önce, tilavet secdesi bulunan ayeti okudum. Namazdaki insanların da kim olduğunu bilemiyorum. Bu durumda ne yapmam gerekir?
Cevap: Durumu cemaate ilan edip tilavet secdesi yapmalarını açıklarsınız.
5 - Soru: Kerahet vaktinde namaz kılmanın mekruh olduğunu biliyoruz. Ancak tilavet secdesi yapılabilir mi?
Cevap: Kerahet olmayan vakitlerde okunmuş bir secde ayetinin secdesi kerahet vaktinde yapılamaz. Kerahet vakti içinde okunmuş ise kerahet vaktinin çıkmasına tehir etmelidir. Cemaat karşısında okunduğunda dağılma sebebiyle unutup yapamamaları ihtimal dahilinde bulunduğundan, kerahet vaktinde okunan ayetin secdesini kerahet vakti içinde yapmak caiz görülmüştür.
6 - Soru: Kitabımız Kur'an-ı Kerim'i okurken tilavet secdelerini okuduğumuz vakit hemen ifa etmemiz lazım mı, yoksa biraz daha okuduktan sonra yerine getirmemizde bir mahzur var mı?
Cevap: Bir zaruret bulunmadıkça, tilavet secdesinin tehiri tenzihen mektuhtur. Şu hususa dikkat çekmek isteriz: Namaz içinde okunan tilavet secdesini tehir etmeden ifa etmek vacibtir. Bu secdenin namaz içinde yapılması ve geciktirilmemesi gerekir. Namaz dışında okunacak ayetin secdesi ise fevri (acele) değildir. Yani hemen yapılması lazım değildir. Bir zaman sonra yapılması da eda sayılır. Ancak tehir etmemek evladır.
7 - Behce Fetvalarından: "Tuti (doğan) kuşu, secde ayetini okusa (duyan kimse üzerine) secde vacip olmaz" (H.Ec. 1/13)
8 - Behce Fetvalarından: "Secde ayetini hecelemek suretiyle okuyan kimse üzerine secde lazım olmaz" (H.Ec. 1/13) 
Açıklama: Secde ayetini, hece hece, "Yes-cü-dû-ne" şeklinde kopuk kopuk ifadelerle okumakla secde lazım gelmez.
9 - Soru: Radyo veya teypten dinlenen secde ayetleri için secde etmek icap eder mi?
Cevap: İstihsanen tilavet secdesi etmek gerekir. İhtiyata uygun olan yol budur.


   Yolculuk ve Misafirlik
1 - Behce Fetvalarından: "Kişi, ikaamete niyet etmeksizin, bir beldede uzun bir müddet sakin olsa mukim olmaz" (H.Ec. c. 1/14)
2 - Soru: Seferi durumdaki kimsenin okuması da bu esaslara göre mi olacaktır?
Cevap: Seferdeki meşakkat sebebiyle, namaz kılan, hangi sureyi dilerse okuyabilir, okuduğu sünnete uygun olur. Peygamber Efendimiz (sav)'in seferde sabah namazını Kafirun suresi ve İhlas suresi ile kıldıkları rivayet olunmaktadır.
3 - Soru: Hacca giden kimse, yolda seferi sayılır mı?
Cevap: Evet, gidiş ve gelişte yolda seferi olacağı gibi, Mekke veya Medine'de 15 günden az kalacaksa orada da seferi olur.
4 - Soru: Bir kimse doğup büyüdüğü vatan-i aslisini, gerek ticaret gerekse buna benzer bir sebeple terk edip gittiği yerde de maişetini temin için kalsa, bu kimse önceki vatanını ziyaret maksadıyla gelince namazlarını tam mı, yoksa seferi olarak mı kılacak? 
Cevap: Ticaret ve geçimini temin ettiği için gittiği o yerde devamlı kalıyor ise, memleketine geldiğinde 15 günden az kalacaksa seferi olur.
5 - Soru: Seferi bir imama uyan kimse, imam selam verdikten sonra geri kalan iki rekatı nasıl kılar?
Cevap: İmam iki rekatı tamamlayıp selam verdikten sonra, ona uyan mukim bir kimse namazını lahik gibi tamamlar. Şöyle ki: Ayağa kalktığı zaman Fatiha okumaz; Fatiha okuyacak kadar ayakta durur, sonra rükua gider. Geri kalan kısmını, imama uyan cemaat nasıl eda ederse öyle kılar. (İbni Abidin c. l. s. 827)
6 - Soru: Bir kimse, kendi memleketinden başka bir yere göç etse ve orada hayatını kazanmaya çalışsa, fakat evini ve efrad-ı ailesini memleketinde bıraksa, arada memleketine gittiği zaman seferi olur mu?
Cevap: Anlatılan şartlar dahilinde o kimsenin memleketi vatani asli olarak devam etmektedir. Memleketine vardığında namazını tam olarak kılacaktır.
7 - Soru: Hamdi Yazır merhum, tefsirlerinin başında seferi mevzuları incelerken, bugünkü vasıtalar ile seferi olunamayacağını söylüyor. Bu bir ictihad mıdır?
Cevap: Bu bir ictihad değil, iddiadır. Bir fikre saygı duymak ilmi hassasiyet icabı ise de onu benimsemek ve sahip çıkmak ayrı bir husustur. Fukahanın ekserisi, seferi bahsinde vasıtaya değil, mesafeye itibar etmişlerdir. Bu itibarla, jet ile yolculuk yapan da tayy'i mekan eden veliyyullah da seferi olur.
8 - Soru: Kişi, herhangi bir memleketten kendi memleketine giderken namazları kaç rekat kılacak?
Cevap: İki şehrin arasındaki mesafe 90 kilometreyi buluyorsa dört rekatlı farzları kendi başına kıldığında iki rekat kılar.
9 - Soru: Bir kimse, ikamet mahallinden vatan-ı aslisine gittiğinde seferi olur mu?
Cevap: Hayır, seferi olmaz.
10 - Soru: Ömrünü şoförlükle geçiren bir kimse, her gün asgari 90 km'lik yol gitse, bu şoför seferi sayılır mı? Bu kimsenin oruç tutması lazım gelir mi? Oruçları yerine kefaret olarak para dağıtsa olur mu?
Cevap: Şoför olan bir kimse, asgari 90 km'lik biryere sefere çıktığı zaman namazlarını seferi olarak kılar. Oruçlarını tutması, yemesinden hayırlıdır. Şayet günlerin uzun ve havanın sıcak olması sebebiyle tutamazsa kış günlerinde kaza etmesi gerekir. Oruç yerine keffaret dağıtması ancak pir-i faniler içindir. Bahsettiğiniz şoförün fidye-yi savm vermesi caiz olmaz.
11 - Soru: Bir kişi memleketinin dışında mesken tutsa, doğup büyüdüğü memlekete geldiğinde seferi olur mu?
Cevap: İkinci mesken tuttuğu yerde geçim temin etme maksadı ile yerleşmiş olur ve ayrılmayı düşünmezse orası bu kimsenin vatan-ı aslisi haline gelir. Doğup büyüdüğü yer sefer müddetini bulan (90 km) uzaklıkta ise oraya vardığında 15 günden az oturacaksa seferi olur.
12 - Soru: Talebe ilim tahsil ettiği şehirden -birkaç gün kalmak üzere- memleketine gitse namazını tamam mı kılacak, dört rekatlı namazları kasr edecek mi?
Cevap: Tam kılacaktır. Tahsil yeri, onun vatan-i ikaameti olmaktadır.
13 - Soru: Kestirme yoldan gidildiği takdirde, seferi mesafeden az olan bir yere, dolambaçlı yoldan gidildiği zaman seferi mesafeyi bulan bir yoldan gidilecek olsa seferi olunur mu? Seferi imama uyan 3 ve 4. rekatlarda Fatiha okur mu?
Cevap: Hüküm, o yere gidilecek yolun uzaklık ve yakınlığına göre verilir. Kısa yoldan giderse seferi olmaz. Dolambaçlı yoldan giderse seferi olur. Seferi bir imama uyan, 3 ve 4. rekatlarda Fatiha okumaz. Fatiha okuyacak kadar bekler.
14 - Soru: Kur'an kursunda okuyan talebelerden biri veya hoca efendiler, köyüne giderken, memleketi 90 kilometreden fazla olsa yolda seferi mi sayılır?
Cevap: Evet, o gibi kimseler yolda gidip gelirken kılacakları namazlarda seferi sayılırlar. Bunların ders okuyup okuttukları yer, vatan-i ikaamettir. Kendi memleketleri de vatan-i asli olmaktadır. Bulunduğu yerde 15 gün oturmaya karar verdiği için namazlarını mukim olarak kılar.
15 - Soru: İlim tahsil etmek için memleketinden ayrılan bir kimse, oraya dönüp geldiği veya izinli olduğu sıralarda gelişi sırasında mukim olarak namaz kılmaya nereden itibaren başlayacaktır?
Cevap: Memleketinin ihtiyacı için hazırlanan kabristan ve hayvan pazarı gibi yerlerden veya evlerinin başladığı kenar mahallelerden girince namazı tam olarak kılmaya başlar.
16 - Soru: Asıl doğup büyüdüğü yerden nüfus kaydını sildiren bir memur, ilk memleketine sıla-i rahim için gittiğinde namazları seferi olarak kısaltır mı?
Cevap: Seferilik durumunda, nüfus kaydının nerede olduğuna değil, o şahsın oturduğu memleketteki durumuna bakılır. Bulunduğu şehirde, geçimini temin etmeye karar vermiş ve oradan başka bir yere gitme fikri yoksa, bu takdirde o yer vatan-i asli durumuna gelir. Artık ilk memleketine, doğup büyüdüğü yere varınca namazlarını seferi olarak kılması gerekir.
17 - Soru: Seferilik meselesi nasıl olacak? Kişinin gideceği yol, 90-100 km. arasında değişiyor. Kişi seferiyim, diyerekten oruca niyetlenmiyor. Oruç tutmuyor. O gün öğleden sonra ikindide veya iftar zamanı memleketine dönüyor. Böyle kimseler seferi olur mu, olmaz mı? Seferiliğin müddeti ne kadardır? 
Cevap: En az 90 km. uzaklıktaki bir yere giden kimse, seferi olur. Dilerse oruca niyet etmeyebilir. Fakat tutarsa daha sevaptır. Yol meşakkatinden dolayı orucu sonraya bırakmasına dinimiz müsaade etmiştir. Seferiliğin müddeti memleketinde evlerin bulunduğu yere gelesiye kadar devam eder.
18 - Soru: Yolculuk sırasında bir köye uğradım. İkindi namazı vakti idi. Sünnet kılınmış, farza durulacaktı. İmam Efendi "Sünneti kılma, imama uy" dedi. Kafamın takıldığı bir husus oldu. İkindinin sünnetinin en mühim bir sünnet olduğunu okudum. Bu hususta bilgi vermenizi...
Cevap: Sünnetler iki kısma ayrılır: Müekked (kuvvetli) sünnetler. Gayr-i müekked (müekked sünnet kadar kuvvetli olmayan) sünnetler. Sünnet-i müekkedeler; sabah, öğle, akşam ve cuma namazlarının sünnetleri ve yatsı namazının son sünneti gibi. Bunlar arasında en kuvvetli olanı da sabah namazının sünnetidir. Sünnet-i gayri müekkedeler de ikindi namazının sünneti ile yatsı namazının ilk sünnetidir. Bir camide farz için ikamet olunduğu sırada, sabah namazının sünnetinden başka, diğer sünnetler kılınmayıp imama uyulması gerekir.
Sabah namazında, farzın ikinci rekatının tehiyyatına kadar imama yetişeceğini uman kimse, önce sünneti kılar. Daha sonra imama uyar. (Nimetü'l-İslam s. 477) Daha geniş bilgi almak isterseniz Fikri Yavuz'un İslam İlmihali'nin namazla ilgili bölümünü okumanızı tavsiye ederiz.
19 - Soru: Doğup büyüdüğüm yeri kapatarak başka bir şehirde mesken kurdum. Ben eski köyüme döndüğümde üç-beş gün kaldığım zaman mukim mi olmam lazım? Köydeki evimi de satmış değilim?
Cevap: Vatan-ı asli, bir kimsenin doğduğu veya evlendiği yahut geçimini temin etmeyi kasdetmekle beraber, oradan göç etmeyi düşünmediği yerlerden birine denir. Şayet siz, mesken tuttuğunuz yere ailenizi de götürmüş iseniz, orası sizin vatan-ı asliniz haline gelir. Köyünüze birkaç gün için geldiğinizde seferi olursunuz. (Feteva-i hindiye, c. l, s. 151)
20 - Abdürrahim Fetvalarından: "Seferi olabilecek uzak bir yere gidip, çayırlık bir mahalde on beş gün oturmaya niyyet etseler mukim olmazlar" (H. Ec. 1/15)
Açıklama: Bu fetva, bir önceki fetvayı tefsir eder ve tamamlar mahiyette olup seferilik hükümlerine açıklık kazandırmaktadır.
21 - Behce Fetvalarından: "Dil ile söylemeden kalben ikamete niyet eden (misafir) mukim olur" (H.Ec. 1/13)
22 - Ali Efendi Fetvalarından: "Misafir bulunan kimseye teşrik tekbiri vacip olur" (H.Ec. 1/12)
23 - Ali Efendi Fetvalarından: "Misafir (vasıtanın kaçmayacağından" emin ve (vardığı yerde) karar etmekte bulunduğu sırada sünnet-i müekkedeyi kılması efdaldir" (H.Ec. 1/12) 
Açıklama: Misafir, vasıtanın kaçması gibi bir endişeden emin bulunurken, otelde veya varacağı yerde yerleşmiş bir halde iken sünnetleri kılmalıdır. Evla olan davranış budur. Yolculuk sırasında, vaktin dar olması ve vesaitin kaçma tehlikesinin bulunması sebebiyle sünnetlerin kılınmaması caiz görülmektedir.
24 - Behce Fetvalanndan: "Göçebe halindeki bir topluluk, bir yerde on beş gün oturmaya niyet etse, mukim olurlar" (H.Ec. 1/13)
25 - Behce Fetvalarından: "Ordu kumandanı, seferde (bir yerde) ikamete niyet etse (onun emrine) tabi olan askerler, kumandana tabi olarak, mukim olurlar. Kendilerinin niyetlerine muhtaç değildirler" (H.Ec. 1/15)
Açıklama: Seferilikte ikamete niyet; koca, baba ve kumandan gibi karar verme mevkiinde bulunan kimselerin salahiyetine verilmiştir. Kadın, kocasına, evlat, babasına; asker de komutanına tabidir. Bu kimseler, kendiliğinden ikamete niyet etseler geçerli olmaz. Kocanın niyet etmesi ile kadın; babanın niyetiyle çocuk; kumandanın karar vermesi ile emri altındaki askerler ikamete niyet etmiş sayılırlar.
26 - Abdurrahim Fetvalarından: "Kendisinde ikamete (niyet) sahih olabilecek yerin, şehir veya köy olması gerekir" (H.Ec. 1/14)
27 - Soru: Vatan-ı ikamet hangi şeyler ile batıl olur?
Cevap: Başka bir yerde onbeş veya daha fazla gün oturmaya karar vermesi ile, oradan çıkıp başka bir yere yolculuk yapmakla ve vatan-ı aslisine dönmekle batıl olur!
28 - Soru: Vatan-ı sükna nedir, vatan-ı sükna ile diğer vatanlarda bir değişiklik olur mu?
Cevap: Vatan-ı sükna, yolculuk yapan bir kimsenin onbeş günden daha az bir müddet oturmaya karar verdiği yere denir. Onunla ne seferilik hükümlerinde bir değişme olur ne de vatan-ı ikamet değişir.



Mescid Adabı
1 - Soru: Mescidlerin üst katında dinimizin yasakladığı bir şeyin yapılması mahzurlu mudur?
Cevap: Mescidlerin semaya kadar olan yüksekliği mescid hükmündedir. İçinde günah olan şey üstünde de günahtır.
2 - Soru: Mescide girildiği zaman adab kabilinden olan şeyler nelerdir?
Cevap: Bu hususta onbeş edeb sayılmış bulunmaktadır.
3 - Soru: Bir cami cemaate dar gelse ve genişletmek kaçınılmaz bir zaruret halini alsa, bu durumda o caminin yanında bir şahsın evi bulunsa, o kimse de evini satmaya razı olmasa nasıl hareket edilir?
Cevap: Önce sahibini ikna edip rızasına dayanan bir alış ve satış muamelesine gidilir. Evin sahibi satmamakta ısrar ederse, o civardaki evlerin metrekaresine ve yapılış tarzına göre fiyatları tespit edilip bu evin değerini takdir ve istimlaki cihetine gidilir. Çünkü bu camiye Müslümanların umumunun ihtiyacı vardır.
4 - Soru: Cami içinde oturan cemaate selam verilir mi?
Cevap: Namaz kılmayan ve başkaca dini bir meşguliyeti olmayan bir Müslüman cami içinde selam verilebilir. Ancak, fıkıh ve hadis gibi dini bir konuşma yapılıyorsa o zaman selam terkedilir. Ebu Davud ve Tirmizi'nin Esma binti Yezid'den rivayet ettiği Hadis-i Şeriften Peygamber Efendimiz'in (sav) mescidde bir kadın cemaatin yanından geçerken onlara selam verdiğini öğreniyoruz.
5 - Soru: Evlere asılmış bulunan duvar halılarında Kabe-i Muazzama'nın ve Ravza-i Mutahhare'nin resimleri var. Bunların bulunduğu odada yatmakta bir mahzur var mıdır?
Cevap: Hayır, yoktur.

  Nafile Namazlar
1 - Soru: Öğle namazı ile yatsı namazlarının son sünnetlerini dört rekat olarak kıldığımız zaman, bazısı bid'at, bazıları da sünnet diye konuşuyorlar. Bu hususu açıklar mısınız?
Cevap: Öğle ve yatsı namazlarının son sünnetleri, müekked (en kuvvetli) sünnetlerdendir. Bunları dörde çıkarmak ise müstehabdır. Hiçbir mahzur yoktur. (Büyük İslam İlmihali, Namaz bahsi, madde 188/2)
2 - Soru: Teheccüd namazının vakti (saat ve dakika olarak) ne zaman başlar, ne zaman sona erer?
Cevap: Gündüz öğle ezanı ne zaman okunuyorsa, gecenin o saatinde teheccüd vakti girmiş olur. Tanyeri ağarmazdan önceki zamana kadar kılınabilir. Bilhassa biraz uyuyup kalkarak kılınmalıdır. Zamanı oldukça geniştir. Makbul olan vakit ise, gecenin üçte ikisi geçikten sonra kılınmasıdır.
3 - Soru: Nafile namazlar cemaatle kılınabilir mi? Mesela, tesbih namazını buna misal olarak verelim. Herkesin ferden kılabilmesi zor olduğu içindir. Böyle hallerde imamın önce kendi başına tekbir alıp sağa sola selam verip, sonra tekrar tekbir alıp cemaatle birlikte namaza durup tesbih namazı kıldırması caiz olur mu? 
Cevap: Teravih namazından başka nafile namazlar için cemaat teşkili meşru görülmemektedir. Nafile namazların münferiden kılınması daha faziletlidir. Aslolan hüküm bu olmakla beraber, bazı şart ve kayıtlara bağlı olarak istisnai bir hüküm de mevcut bulunmaktadır. Şöyle ki: Herkesin tek başına başaramayacağı tesbih namazını, tedai (davetleşmek) ve haberleşmek suretiyle olmaksızın, oturmakta olan birkaç kişi, aralarından birini imamlığa geçirip kendileri de ona uyarak kılsalar caizdir. Fakat, namaza başladıktan sonra selam verip namazı bozmak, "Amellerinizi iptal etmeyiniz" emr-i İlahisine aykırı düşer.
4 - Soru: Evvabin ve Duha namazlarına nasıl niyyet edeceğiz? Her iki rekatta selam verildiğine göre, selam verip de sonra kalktığımız rekatlarda yeniden niyet edecek miyim? Edersek niyeti sözle ifadelendiriniz.
Cevap: "Niyet ettim Allah (cc) rızası için evvabin (veya Duha) namazını kılmaya" demelidir. Her iki rekatta niyeti tekrarlamak, ihtiyata uygun olur.
5 - Soru: Her gün devamlı olarak tesbih namazı kılınabilir mi? Her gün tesbih namazı kılmanın cevabı olmadığını söylüyorlar. Buna siz ne dersiniz?
Cevap: Kılınabilir. Böyle bir iddia yanlıştır. (Nimetü'l-İslam, l. kısım, s.383)
Soru: Tesbih namazı cemaatle kılınırken imama uyan cemaatin tesbihleri okumasının şart olup olmadığını açıklayınız?
Cevap: İmama uyan bir kimse, nasıl rüku ve secde tesbihlerini okuyacaksa, tesbih namazında da tesbihatı okuması gerekir.
6 - Soru: Teheccüd namazı üç kişilik bir cemaatle kılınabilir mi?
Cevap: Teravih namazının dışında kalan nafilelerde cemaat meşru kılınmamıştır. Nafile ibadetleri azami gizlilik içinde eda etmelidir. Takvaya uygun olan budur.
7 - Soru: İkindi ve yatsı namazlarının ilk sünnetlerini Peygamber Efendimiz, işi olsun olmasın, çok kere terk edip bazı kere kılarlarmış, diye duyduk. Bu hususta hadis-i şerif var mı? Kaynağını bildiriniz.
Cevap: Bu hususta olan asıl İbni Mace'nin Hz. Aişe (ra)'dan rivayet ettiği Hadis-i Şeriftir. Şöyle ki: "Kim oniki rekat sünnete devam ederse cennette onun için bir ev yapılır. Dört rekat, öğleden önce, iki rekat, öğlenin farzından sonra, iki rekat, akşamın farzından sonra, iki rekat yatsıdan sonra, iki rekat da sabahın farzından önce" (îbni Mace, c. l, s. 361). Bu Hadis-i Şerifte hem sünnet namazların vakitleri hem de onların rekatları açıkça görülmektedir. "Kim oniki rekat sünnete devam ederse" buyurulması, bunların müekked sünnet olduğunu ortaya koymaktadır. İkindinin sünnetinde ise "Kim ikindiden önce dört rekat namaz kılarsa, Allah (cc) onu esirgesin" (Ebu Davud, îbni Ömer (ra)'dan rivayet etmiştir, c. 2, s. 23, hadis rk. 1271). Ebu Davud'un Hz. Ali'den rivayet ettiği hadis-i şerifet ise, "Resulullah (sav) ikindiden önce iki rekat namaz kılardı" dediğini öğreniyoruz. İkindi namazının sünnetinde teşvik edici ifade mevcut olup, devam etme kaydı bulunmadığı cihetle, sünnet-i gayr-i müekkede olmasına hükmedilmiştir. Yatsı namazının sünnetinden bahis açılmayışı da gayr-i müekkede olmasından ileri gelmektedir. (Hidaye c. l, s. 45)
8 - Soru: Dini kitaplardaki "Duha" namazı ile halkın ağzında dolaşan "İşrak" namazı aynı namaz mıdır, yoksa değişik iki namazın adı mıdır?
Cevap: Duha (kuşluk) namazı ile işrak namazı ayrı ayrı iki namazdır, İşrak namazı güneş doğduktan sonra, kerahet vaktinin çıkmasını müteakip kılınır ve sadece iki rekattır. Duha namazı ise, tan yerinin ağarmasından güneşin batacağı zamana kadar olan vaktin dörtte birinin geçmesinden sonra kılınır. Rekatları hususunda iki rekattan oniki rekata kadar değişik beyanlar bulunmaktadır. (Nimetü'l-îslam, s. 377)
9 - Soru: Bir kimsenin mescide girdiğinde "Tehiyyetü'l-mescid" adı verilen iki rekat namaz kılmasının sünnet olduğunu biliyoruz. Bu girip çıkma, camide çalışan ustalarda ve cami görevlilerinde sık sık vaki olmaktadır. Bu itibarla, bunlar her girişte bu namazı kılmak durumunda mıdırlar? 
Cevap: Camiye girip çıkma tekerrür ederse "Tehiyyetü'l-mescid" namazının bir defa kılınması yeterlidir. (Nimetü'l-İslam, Namazla ilgili bölüm, s. 376)
10 - Soru: Durum böyle olunca, bu namazı ilk defa girdiğinde mi kılmalı, yoksa en sonunda girdiği zaman mı kılmalıdır?
Cevap: Bunda genişlik ve kişi için serbestlik vardır. Dilerse ilk girişinde, isterse son girişinde kılabilir.
11 - Soru: "Salat-ı leyl" ile "Teheccüd namazı" ayrı ayrı iki namaz mıdır?
Cevap: Değildir. Bunlar, aynı namazın değişik iki ismi olmaktadır. Geceleyin kılınması yönünde "Salat-i leyl", uykudan kalkıp kılındığı için de "Teheccüd" namazı adı verilmiş bulunmaktadır.
12 - Soru: Sünnet namaz ile nafile namazlar arasında bir fark var mıdır?
Cevap: Sünnet, daha ziyade, beş vakit farz namazların evvelinde veya sonunda olan namazlarda kullanılmaktadır. Nafile tabiri ise, bu namazların dışında kullanılmaktadır. Duha namazı ve Evvabin namazı gibi.
13 - Soru: Mekruh vakitlerden birinde kılınan nafile namazın iadesi gerekir mi?
Cevap: İadesi gerekmez, kerahetle sahih olur.
14 - Soru: İmam olmayan bir kimse, gece namazlarında, kendi başına namaz kılarken farzla kıraeti açıktan okuyabilir mi?
Cevap: Okuyabilir.


 Cuma Namazının Şartları Kimlere Farzdır?
1 - Soru: Yeraltında çalışmakta olan işçiye, cuma namazı için amirinin izin vermemesi, meşru bir mazeret sayılır mı?
Cevap: İslami ölçüler dikkate alınınca böyle bir şey asla doğru görülmez. Allah'ın (cc) emri, bir kulun müsaade etmemesi ile ihmal edilemez. Gerekirse, namaz için işi terkedebilir. Fakat iş için namaz asla bırakılmaz.
2 - Behce Fetvalarından: "Cuma namazında cemaatin en az miktarı üç kişidir" (H.Ec. 1/14)
Açıklama: Hanefi mezhebinde, ihtiyar olunmuş hüküm, imamdan başka üç kişilik cemaatin bulunmasıdır. İmam Ebu Yusuf, imamdan başka iki kişiyi kafi görmüştür. Maliki mezhebinde, otuz kişilik bir cemaat olması, Şafii ve Hanbeli mezheplerine göre kırk kişilik cemaat bulunması icap eder.
3 - Behce Fetvalarından: "Düşman korkusundan dolayı kale kapılarını kapayıp cuma namazını (içerde) kılmak caiz olur" (H.Ec. 1/14) 
Açıklama: Düşman korkusundan dolayı, kale kapısının kapanması "izn-i am" şartına aykırı düşmez. Zira bu tedbir, içeriye cemaatin gelmemesi için alınmış değil, düşmanın girememesi için ittihaz edilmiş olmaktadır. Askeri birliklerdeki camilerde de cuma namazı kılınabilir. Oraya sivillerin girmemesi, cuma namazı ile ilgili olmayıp, düşmanlık yapabilecek kimselerin içeri sızmamasını temin içindir. İçerde bulunan şahısların camiye gelmesine engel olunmadıkça, "izn-i am" şartı ihlal edilmiş olmaz.
4 - Netice Fetvalarından: "Bir şehirde geniş cami varken bayram namazı için eskiden beri mevcut namazgaha çıkmak sünnettir" (H.Ec. 1/10)
Açıklama: Bayram namazı, Müslümanların cemaat ruhunun canlandırılması bakımından en müsait vasattır. Bir şehirde, ayrı ayrı yerlerde büyük camiler olsa bile, mü'minlerin bir namazgahta topluca bayram namazı kılmaları sünnete daha uygun bir hareket olur.
5 - Abdürrahim Fetvalarından: "Caminin içerisi harap olup, cuma kılmaya imkan olmayınca cami tamir olasıya kadar sofasına (son cemaat yerine), minber koyup eskiden beri hatiplik yapan kimsenin cemaate cuma namazı kıldırması caiz olur" (H.Ec. 1/14)
6 - Soru: Kur'an kursunda cuma namazı kılınabilir mi?
Cevap: Emirü'l-mümininin izni ile ve herkese açık olmak kaydıyla kılınabilir. Buralar, talebelerin tatbikatıyla ilgili bulunmaktadır. Namaz kıldırmasını öğrenirler.
7 - Soru: Kadınların cuma namazı kılmaları farz değil, fakat va'z dinlemek için camiye gelen kadınlar cuma namazı kılacaklar mı, kılacak olurlarsa imama nasıl niyet edecekler?
Cevap: Kadın, dilerse, cuma namazını kılabilir. Bu onun öğle namazı yerine geçer. Cumanın farzını kılmaya ve imama uymaya niyet eder. Kadınlara cuma namazının farz olmayışı, kılmamalarından dolayı günaha girmelerini ifade eder. Kıldıkları zaman engelleyici bir hüküm yoktur.
8 - Soru: Bir imam, üç defa cuma namazını kıldırmaya gelmese üzerindeki vazife düşer mi?
Cevap: Bağlı bulunduğu müftülükçe uyarı yapılır ve vazifeye devamı ihtar edilir. Aksi halde cezai müeyyideler tatbik olunur.
9 - Soru: İş için kiralanmış bulunan bir işçiye, iş verenin cuma namazına gitmesine engel olabileceğine dair bir ibare okudum. Bu ibare Fetava-i Hindiye'nin c. l, s. 144'de imiş. Okuduğum yerde, Hanefî imamlarından Ebu Hafs Ebu Bekir el-Haddad'a nisbet edilen bu sözün doğruluk veya sıhhat derecesi nasıldır? 
Cevap: Bahsi geçen kitabın içinde böyle bir ibare görülmekte ise de hemen onun peşinde Ebu Ali ed-Dakkak'a nisbetle şöyle bir ifade de mevcuttur: "İşverenin işçiyi, şehir içindeki cuma namazına gitmekten engellemeye hakkı yoktur. Namaz için meşgul olduğu zamanın karşılığı bulunan ücret hakkı düşmüş olur." İbni Abidin'in (c. l, s. 763) ifadesi de bunu teyid eder mahiyette olup, ihtiyata uygun olan da budur.
10 - Soru: Cuma namazında, cami cemaate yeterli olmazsa, artan cemaat ayrı bir imamla ikinci bir cemaat olarak namaz kılabilir mi?
Cevap: Yerin darlığı sebebiyle cuma namazını iki cemaat halinde kılmak doğru değildir. Yeri genişletmek, caminin dışına taşmak veya içerideki cemaat bir öndeki safın sırtına, dini usul dairesinde, secde etmek suretiyle namaz kılmak gerekir.
11 - Ali Efendi Fetvalarından: "Önceleri mescid olup daha sonra minber konulan yerde cuma kılınması sahih olur" (H.Ec. 1/11)
12 - Soru: Cumanın vücubunun şartlarından biri de "hür" olmaktır. Kapalı yerlerde ve fabrikalarda çalışan işçiler esir değilse de hürriyet kısıtlılığı vardır. Şöyle ki: Bir işçinin, çalıştığı kısmın şefinden ve amirinden izin alması gerekmektedir. Kimisi bu izni vermez, kimisi de rica ve minnetle zoraki izin vermektedir. Kimi işçi de "onlara boyun eğip izin almaktan ise namaza gitmem" diyor. Böylesi bir yerde çalışana cuma farz olur mu?
Cevap: İşçi, ücretle ve bir sözleşme dahilinde çalışmakta ise de esir sayılamaz. Onun hürriyeti değil, başka bir yerde meşgul olması kısıtlanmıştır. İstediği zaman işi terk ve istifa etme selahiyetinde olduğu için hürriyet kısıtlı değildir. Allah'a (cc) isyan olan yerde kula itaat gerekmez. Bunun tek çıkar yolu, ücretsiz izin almaktır. Her türlü kanuni yoldan çare arayarak izin alıp cuma namazına gitmelidir. Hiç çare kalmaz ise, namazı ise tercih edip o işi terk etmelidir.
13 - Soru: Ben maden işçisiyim. Vazifemiz ay ay değişiyor. Üç ayda bir gündüz vardiyası olarak çalışıyoruz. Bir ayda dört cuma var. Bugünlerde izin yok, ne yapmam lazım?
Cevap: Maaşınızdan kesilmek şartı ile bir saatlik izin alıp namaza gitmeniz gerekir, iş için namaz terk edilemez. Bunu çalıştığınız yere anlatırsınız. Aksi halde namazınıza mani olmayan bir yerde iş alır ve orada çalışırsınız.
14 - Soru: Cuma namazı kılınan yer, herkese açık olacaktır. Okunan ezanı duyan her şahsın, oraya gelebilmesi lazım. Fabrikalarda ise bu mevcut değildir. Bırakınız dışardan gelmeyi; içerde çalışan bir işçi dahi zorla gelebiliyor. İşçiden başkasının girmesi yasak olan fabrika içinde cuma namazı sahih olur mu? 
Cevap: Fabrika, kışla ve benzeri yerlerdeki camilere dışarıdan kimse bırakılmaması, o yerin dış münasabetlerini tanzim eden bir hükümdür. Sade namaz meselesiyle ilgili olmayıp her gün ve her saatte geçerli bir prensip kararıdır. Fabrika içinde bulunan ve namaz kılmak isteyen herkese cami açık ise "umuma izin verilmiş" sayılır, (İbni Abidin, c. l, s. 761-762)
15 - Soru: Bir gün yolum Üsküdar'a düşmüştü, durakta beklerken hoca kılıklı bir zatın "Almanya'da cuma namazı kılınamaz. Zira işçimiz hür değildir" yollu bir ifadesine şahit oldum. Acaba yanlış mı anladım bilmem?
Cevap: Bu hususta cuma namazı kılmak için fetva verilmiştir, idarecisi gayrimüslim bulunan bir beldede oturan Müslümanların cuma ve bayram namazı kılmaları caiz ve sahihtir. (Mecmua-i cedide, c. 21, s. 31)
16 - Soru: Bulunduğumuz fabrikada cami yoktur. Dışarda bulunan bir camiye gidip gelmemiz yarım saati buluyor. Namaz kılmak da yarım saatlik bir zaman alıyor. Velhasıl cuma namazı bize bir saata maloluyor. Bu durumda bize ne tavsiyede bulunursunuz? 
Cevap: Cuma namazını mutlaka kılmanız gerekir. Önce izin alıp gitme yolunu deneyiniz. Buna imkan bulamadığınız zaman, ücretinizden kesilmek üzere izin talebinde bulunun. İşverenin isteğine uyup namazınızı katiyen terketmeyin. Siz fabrikanın işçisi bulunuyorsunuz, fakat asla fabrikatörün kulu ve kölesi değilsiniz, Allah'ın (cc) kulusunuz. Allah'a (cc) isyan olan yerde kula itaat yoktur.
17 - Soru: Şehre yakın bulunan bazı köylerde, daha sevaptır diye cuma namazı kılmak için şehre gidiyorlar. Bunun kitaplarda yeri var mı?
Cevap: Böyle bir yolculuk, yalnız Mekke'deki Mescidi'l-Haram, Medine'deki Mescid-i Nebi" ve Kudüs'teki Mescid-i Aksa'da namaz kılmak için yapılır. Bunların dışındaki mescidlerde kılınan namazın ecri birbirine müsavidir. Bir köy camiinde kılınan namaz ile şehir camiinde eda edilecek namazın arasında fark yoktur. Şayet va'z dinlemek için gidiyorsa, bu yolculuk ilim öğrenmek niyetine dayandığı için meşrudur.
18 - Soru: Vazifeli imam-hatip tarafından cuma namazı kıldırmaya vekil olarak vazifelendiren kimse, başka birisine cuma kıldırmaya vekalet verebilir mi?
Cevap: Vekilin başka birisini vekil etmesi caiz olamaz. Ancak, asıl vazifeli bulunan kimse, münasip bir kimseyi vekil nasp edebilir. Bu hususa çok dikkat göstermelidir.
19 - Soru: Hasta ve âmâ gibi kimselerin cuma kılma mükellefiyetleri olmadığı halde, kılsalar caiz olur mu?
Cevap: Onların cuma kılmaları, misafirin Ramazan orucunu tutması gibi azimet ve takva ile amel etmek olur. Onların cuma ile mükellef olmayışları, kılamadıklarında ahiret sorumluluğu olmayacağını ifade eder. Yoksa kılmalarının memnun olduğunu göstermez.
20 - Soru: Cezaevinde cuma namazı kılınabilir mi?
Cevap: Mahbus olanlar, cuma namazı kılamazlar.
21 - Soru: Cezaevinde cuma namazı kılmasak öğle namazını cemaatle mi kılacağız, yoksa ayrı ayrı mı kılacağız?
Cevap: Ayrı ayrı kılınması gerekir.
22 - Soru: Patronumuz bizi onbeş günde bir izne salıyor. Bu izne de ikimiz birden gidemiyoruz. Bu sebeple üç cuma namazını peşi peşine kılamadığımız oluyor. Bunun dinimizce ne gibi mahzuru bulunmaktadır?
Cevap: Patronun bırakmaması, dinimizce kabul edilecek bir mazeret olamaz. Şer'i mazeret, ancak hastalık ve yolculuk gibi hallerdir. Kendinize, namaza engel olmayacak bir iş bulunuz. Aksi halde, iş için namaz terkedilemez.
23 - Soru: Bir camide aynı vakitte iki defa cuma namazı kılınabilir mi?
Cevap: Hanefi ve Şafii mezhebi gibi iki hak mezhebin ihtiva ettiği ictihadi hükümlerin ortaya çıkardığı zaruretler sebebiyle olursa caizdir. Bundan başka bir sebeple cemaati bölmek doğru olmaz.
24 - Netice Fetvalarından: "Vazifesine son verilen bir hatip, haber kendisine ulaşmadan önce cuma namazını kıldırmış olsa sahih olur" (H.Ec. 1/10)
25 Soru: Hatip hutbe okurken cemaatin etrafa bakınmasında bir mahzur var mı?
Cevap: Bunda kerahet vardır. Hatip cemaatin kendisini dinlemeye dikkat göstermesi nisbetinde hitabet vazifesini hulus ve heyecanla ifa eder. Cemaatin ihlası ve 

  Özür Sahibi ve ibadetleri
1 - Soru: Kendisinde devamlı yellenme mazereti bulunan bir kimse, özür sahibi sayılır mı? Sahibi özür olan bir kimse, aldığı bir abdestle sadece bir vakit mi namaz kılabilir?
Cevap: Evet, özür sahibi olur. Özürlü olan bir kimse, vakit girdikten sonra aldığı abdest ile hem o vaktin namazını kılar ve hem de o vakit çıkasıya kadar kaza ve nafile olarak dilediği kadar namaz kılabilir ve Kur'an okuyabilir. (Büyük İslam İlmihali, madde 97-99)
2 - Soru: Özür sahibi olan bir kimse, her vakit ayrı bir abdest alacak. Bu abdesti ile namaz kıldırabilir mi?
Cevap: Kıldıramaz. Çünkü imamlığın altı şartından biri de özürlerden salim olmaktır. Ancak kendisi gibi özürlü olanlara namaz kıldırabilir.
3 - Soru: Sahib-i özrün, özründen başka, abdestini bozan başka bir hali vukubulsa, iki vakit arasında yapmak istediği herhangi bir ibadet veya Kur'an okumak için ayrı bir abdest alması gerekir mi?
Cevap: Özründen dolayı abdest alan kimsede, abdesti bozan başka bir hal vaki olsa, tekrar abdest alması gerekir.
4 - Soru: Bir kişinin ayaklarındaki rahatsızlıktan dolayı doktor "varis çorabı giyecek" demiş. Bu çorabı hiç ayağından çıkarmayacak, tavsiyesinde bulunmuş. Sonra aksi halde ayağının kesilmesi tehlikesinden bahsetmiş. Su isabet ettiği zaman sancının artmadığı ve fakat çorap ayaktan çıkarıldığı zaman tehlikenin bulunduğu ifade edilmektedir. Bu durum karşısında bahsi geçen hasta devamlı olarak çorap üzerine mesh edebilir mi?
Cevap: Bu kimse, önce hastalığın mütehassısı olan Müslüman ve fısk-u fücurdan uzak bir doktora görünmeli ve daha sonra o şahsın durumu fetva mevzuu olarak ortaya konulmalı ve cevap istenilmelidir. Hastalıklar her şahısta aynı derecede seyretmeyebilir. Bu itibarla, faraziye üzerine hüküm bina edilemez.
- Ali Efendi Fetvalarından: "Özür sahibinin abdesti, vaktin çıkması ile bozulur" (H.Ec. 1/5)
Açıklama: Bu fetva İmam-ı Azam Hazretleri'nin içtihadı esas alınarak verilmiş bulunmaktadır. Fukaha arasında tercih edilen ve müftabih olan da budur. İmam Ebu Yusuf'a göre, özür sahbinin abdesti, vaktin çıkması ile bozulduğu gibi, vaktin girmesi ile de bozulur. Mesela, özür sahibinin güneş doğduktan sonra aldığı abdest, öğle vaktinin girmesi ile bozulur. İmam Züfer, yalnız vaktin girmesi ile abdestin bozulacağı görüşündedir. Bu zatın ictihadına göre, özür sahibi, sabah namazı için almış olduğu abdest ile bayram namazını kılabilir.
- Behce Fetvalarından: "Oturarak namaz kılan kimsenin, kıyamda olduğu gibi, sağ elini sol elinin üzerine koyması sünnettir" (H.Ec. 1/9)
- Abdürrahim Fetvalarından: "Namaz kılan kimse, özrü olmadığı halde, ancak burnunu yere koyup alnını koymasa (namaz) caiz olmaz" (H.Ec. 1/9)
- Behce Fetvalarından: "Yaşlı veya (çok) zayıf olan kimse, oturarak namaz kılsa caiz olur" (H.Ec. 1/12)
- Ali Efendi Fetvalarından: "Oturduğu halde ima ile namazı kılmaya muktedir olmayan kimsenin fidye ödemesi lazım gelmez" (H.Ec. 1/12)
Açıklama: Mükellefiyetler, mevcut takata göre yüklenilmiştir. Bu takatin asgari haddi, namazı ima ile kılabilmektir. Bu kadara da gücü yetmeyen kimsenin fidye tasadduk etmesi icap etmez.
- Feyziye Fetvalarından: "Yürümeye gücü olmayan kötürüm kimse üzerine cuma namazı farz olmaz" (H.Ec. c. 1/12)
Açıklama: Cuma namazının vücubunun altı şartı vardır. Bunlar bulunmadığı zaman, bir kimse cuma namazım kılmazsa ahiret sorumluluğunu yüklenmez. Ancak kendisinde bu şartlar mevcut olmayan kimse, cuma günü camide hazır olur ve imamla birlikte cuma namazını kılarsa, o günün öğlesi yerine geçer. O şartlar şunlardır:
1 - Erkek olmak
2- Hür olmak
3- Mukim olmak
4- Sıhhati y erinde olmak
5- Gözleri sağlam olmak
6- Ayakları sağlam olmak
Bu şartlar dikkate alındığında kadınlara, köle ve esir düşmüş kimselere, en az üç günlük bir yere sefere çıkmış olanlara, hasta bulunanlara, gözleri ama ve ayakları kötürüm olanlara cuma namazının farz olmadığı ortaya çıkar. Fetvada bunlardan bir tanesi ifade edilmiş ve aynı durumda olan diğer kimselerin haline işaret edilmiştir.
- Abdürrahim Fetvalarından: "(Secdeye varamayacak durumda) hasta bulunan kimse, yerden iki karış yüksek bir tahta üzerinde secde etmeyip, ima (ile eda) etmesi gerekir" (H. Ec. c. 1/14)
Açıklama: Bir hastalığı ve mazereti bulunan kimse, secde emek için önüne masa, sandalye ve benzeri bir şey koyup onun üzerine secde etmemeli; ima ile kılmalıdır.
- Ali Efendi Fetvalarından: "Özürsüz kimseler, özür sahibi bulunan kimseye (cemaat olarak) uysalar caiz olmaz" (H.Ec. 1/10)
Açıklama: Sağlam insanın gerek tahareti, gerekse namaza ait erkanı yerine getirmesi daha kuvvetlidir. Özürlü insanın namazı ise zayıf bulunmaktadır. Kuvvetlinin zayıf üzerine bina edilmesi caiz değildir.
- Feyziye Fetvalarından: "Kıyama ve oturmaya gücü yetmeyen kimseye oturmaya gücü yetenin uyması sahih olmaz" (H.Ec. 1/3)
- Behce Fetvalarından: "Dilsizin dilsize imam olması caiz olur" (H.Ec. 1/14)
- Behce Fetvalarından: "Dilsiz olan kimse, okuyan imama uyması mümkün iken tek başına namaz kılsa caiz olur."
Açıklama: Dilsiz olan kimsenin kulağı da işitmediğinden, iktidasında ancak hareketleri gözü ile takip etmek imkanı kalmaktadır. Bir de mazur olan kimseye karşı şer'i müsaade genişlemektedir. Bu itibarla kendi başına namaz kılsa caiz olur.
5 - Soru: Küçük abdestini tutamayan bir kimsenin her namaz vaktinde kilotunu değiştirmesi icap eder mi?
Cevap: Özürlü kimsenin çamaşırına bulaşan ve özürden neş'et eden pis mayiler, özür devam ettiği müddetçe, namazın sıhhatine engel olmaz. Bu sebeple her namazda kilotu çıkarmak gerekmez. (Büyük İslam İlmihali, Ta-haretle ilgili kısım, madde 102)
6 - Soru: 20 yaşındayım, imamlık vazifesi yapıyorum. Yüzümde bulunan sivilcelerden arkamda da çıktığı oluyor. Bir zaman böyle devam ediyor ve kendi kendine iyileşiyor. Bu arada patlayan sivilcelerin kanı, elbiselerime bulaşıyor. Ben kanı gördüğüm zaman elbisemi değiştiriyorum. Fakat bazen de patladığından haberim olmuyor. Bu kanın ne zaman bulaştığını da bilemiyorum. O sırada geçen namazlarımı yeniden kılacak mıyım? Benim bu durumda imamlık yapmam caiz midir?
Cevap: İmam olacak kimsenin özürlerden salim olması gerekir. İlk önce bir cilt doktorunun tavsiyesine uyarak tedavi olunuz. Bu durumda imamlık yapmanız doğru olmaz. Fıkıh bahsinde "özür sahibi" olma şartları sizde mevcut bulunuyor ise, ezan okunduktan sonra abdest alıp namazınızı kılarsınız. Özür sahibi olmadığınız müddetçe sivilcenin patlaması ile abdest bozulur. Buna göre dikkat göstermeniz gerekir.
7 - Soru: Ayaklarımın üzerine, beş dakika diz çöküp oturduğum zaman topuklardan aşağı ayaklarım uyuşup kalıyor. Ne yapmam gerekir?
Cevap: Namazların dışında nasıl isterseniz oturun. Namaz içinde bilindiği gibi diz üzerine oturmaya bakın. Şikayetinizin iki sebebi olabilir: l- Hastalık, 2- Alışkın olmamak. Şayet bir hastalık yok ise otura otura zamanla alışacaksınız. Eğer bu uyuşma bir hastalıktan doğuyorsa kendinizi ehil bir doktora göstermenizi tavsiye ederim.
8 - Soru: Bir ayağı diz kapağından sakatlanmış bir kimse var. Ayağı bükülmüyor. Bu kimse, secde edeceği sırada ayağını ileriye doğru uzatarak namaz kılıyor. Bu şahıs imamlık yapabilir mi?
Cevap: Ehliyeti varsa yapabilir.
9 - Soru: Sahib-i özür olan bir kimse, burnundan ve idrar yolundan gelenleri pamukla tıkayarak durdurursa imam olması caiz olur mu?
Cevap: Özür sahibi bir kimse, burnuna veya mesaneye pamuk tıkayacak olsa özür sahibi olmaktan çıkar. (Büyük İslam İlmihali, 2. kitap, madde 101) Abdest aldıktan sonra özrü zuhur ederse, o abdestle başka bir namaz kılamaz. İmamlık yapması mümkün ve caiz ise de, namaz esnasında özrün zuhuru ihtimali bulunduğundan, ihtiyaten imamlıktan sarfı nazar etmelidir.
10 - Soru: Bir şahsın sol kolunda mazereti var. Bu kişi namaz kılarken tekbirde sol kolunu kulağına kadar götüremiyor. Bu kimsenin imam veya müezzin olması caiz olur mu?
Cevap: Kolundaki arıza namaz için gerekli olan temizlik yapmasına engel olmuyor ise ve namaz kıldırmaya ehliyeti mevcutsa imamlık veya müezzinlik yapmasında bir mahzur yoktur.
- Netice Fetvalarından: "İmam olarak vazife gören bir şahsın -özrü sebebiyle- sağ eliyle istinca etmesi caiz olur" (H.Ec. 1/8)
Açıklama: Bu müsaade, sadece imamla sınırlı olmayıp umumidir. Özrü sebebi ile sağ eliyle taharet alan bir kimsenin imamlık yapmasına bir engel olmadığını ifade etmektedir.
    Uzvu Eksik Olanların ibadeti
1 - Soru: Kolu dirsekten aşağı kesik bulunan kimse abdest ve teyemmümde nasıl yapar?
Cevap: O kısmı abdest alırken yıkar, teyemmüm ederken mesheder.
- Behce Fetvalarından: "İki elleri olmayan ve abdest aldıracak kimsesi bulunmayan şahıs, dirseğine kadar kollarını yere, yüzünü de duvara (sürüp) mesh ederek teyemmüm yapar" (H.Ec. 1/5) Açıklama: İslam dini, namaz kılacak kimsenin mazereti nisbetinde kolaylık getirmiş ve bu suretle dini vazifelerin ihmaline set çekmiş; abdest almaya kudreti olmayan kimseye teyemmüm yapma kolaylığı göstermiştir.
- Behce Fetvalarından: "Yalnız bir ayağı bulunan kimsenin, diğer ayağı üzerine meshetmesi caiz olur" (H.Ec. 1/6)
Açıklama: Fetvada ifade edilen müsaade, diğer ayağın topuktan yukarı kısımdan kesilmiş olmasına bağlıdır. Ayağın topuğu mevcut olur ve ön kısmından en az üç parmak miktarı bulunmazsa, kesik ayağa da sağlam ayağa giyilen meste de meshetmek caiz olmaz.
- Netice Fetvalarından: "Tek kolu olanın imamlık yapması mekruhtur" (H.Ec. 1/9)
Açıklama: Bu meselede görülen kerahet, tek kollu bir kimsenin taharetini tam yapmasındaki zorluktan doğmaktadır.

 
  Bugün 5 ziyaretçi (29 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Hüseyin Küçük'ün Profili
Hüseyin Küçük'ün Facebook Profili
Profil Kartını Oluştur