HÜSEYİN KÜÇÜK
  İBADETLER(Namaz)
 

 Beş Vakit Namaz
1 - Soru: Sabah namazını kılamayan bir kimse, cuma ve cenaze namazı kılamaz diye iddialar oluyor. Bu hususta cevabınızı rica ederim.
Cevap: Her namazın mükellifiyet ve sorumluluğu ayrı ayrıdır. Kıldığı namazın borcunu ödemiş ve sevabına erişmiş olur. Bir kimsenin kılamadığı namazdan sorumlu olması, diğer namazları kılma emrini ortadan kaldırmaz.
2 - Soru: Bütün namazların sünnetleri evvel kılınıyor da niçin akşam namazının farzı evvel kılınıyor?
Cevap: Bu durum Hanefi mezhebine göredir. Şafii mezhebinde ise akşamın hem farzından önce hem de farzını takiben sünnet namaz kılınmaktadır.
3 - Soru: Sabah namazından sonra Kur'an okunduğu zaman "Haşr" suresinin son sayfasını okurken, sondan üç ayeti okuyorum. Bazı imamlar, yukarı ayetlerden okunmasını tavsiye ediyorlar. Bu hususta izahat verirseniz memnun oluruz. 
Cevap: Ma'kıl b.Yesar'dan Tirmizi'nin rivayet ettiği Hadis-i Şerifte sure-i Haşr'ın son üç ayetini okumak tavsiye edilmiştir. Buna hiçbir ilave yapmak doğru olmaz. Yapılan işin çokluğundan ziyade, Allah Resulü'nün (sav) tavsiyesine uygun olarak yapılmasına dikkat etmelidir.
4 - Soru: Peygamber Efendimiz'den (sav) önce gelip geçen peygamberlere kaç vakit namaz tebliğ ile emrolundu? Onlar da bizim kıldığımız gibi kılıyor idiyse, ka'dede okunan "Ettehiyyatü" yerine ne okuyorlardı? Zira bu dua Peygamberimiz'e Mirac'da hediye edildi. 
Cevap: Bilinen bir şey varsa, o da bizden evvelki ümmetlere elli vakit namazın farz kılındığıdır. Namaz içinde neler okudukları hususuna gelince, bu nokta, meselenin teferruat noktasıdır. Bunu bizim bilmemize imkan ve sizin öğrenmenize de bir zaruret görmüyorum.
5 - Soru: Beş vakit namazlara göre bu surelerin okunmasındaki tertip nasıl olacaktır?
Cevap: İster imam olsun isterse kendi başına namaz kılsın, mukim olan kimse için sünnet olan kıraette, sabah namazında ve öğle namazmda Fatiha'yı okuduktan sonra "Tıval-i mufassal" adı verilen surelerden; ikindi ile yatsı namazlarında, "Evsat-ı mufassal" diye adlandırılan surelerden; akşam namazında ise "Kısar-ı mufassal" adı verilen surelerden bir sure okumaktır.
6 - Soru: Namazın farz olması Mekke'de mi, yoksa Medine'de mi olmuştur?
Cevap: Bunda ulemanın ittifakı vardır. Namaz Mekke'de iken farz olmuştur. Peygamberlik ile birlikte namaz da farz kılınmıştır. Bu farziyyet iki vakit olarak başlamış olup, Miraç gecesinde beş vakte çıkarılmıştır.
7 - Soru: Bir insan, beş vakit namazın farz olanını, nafile olandan ayın edemese namazını nasıl kılması gerekir?
Cevap: Kişi, namazlarını farzları ile sünnet olanını birbirinden ayırt edemeyecek durumda ise, bunları öğrenip bilesiye kadar, namazlarının hepsini farz niyeti ile eda eder. Mesela, sabah namazını ikişer ikişer eda etmekle beraber, onların dört rekatını da farz olarak eda etmesi gerekir. Ta ki farz olan namazları nafile olarak kılmış olmasın. Nafile namazları farz olarak kılmak mümkün ise de farzları nafile niyeti ile eda etmek caiz değildir.
8 - Soru: Mihrabın önünde bir vakitte iki farz kılınır mı?
Cevap: Cemaatle farz kılındıktan sonra, ikinci defa cemaat olunması halinde mihraptan başka bir yerde cemaat teşkil etmelidir.
9 - Soru: Akşam ve yatsı namazlarının farzlarının birinci ve ikinci rekatlarında açıktan okuyup, daha sonraki rekatlarda ise gizli okumanın hikmeti nedir?
Cevap: Gündüz namazlarında ilahi tecelliyat ağır, gece namazlarında ise daha hafif bulunmaktadır. Bu sebeple, gündüz namazlarında gizli okumak emrolunmuş bulunmaktadır. Zira açıktan okumakta da ağırlık vardır. İki ağırlığın bir arada bulunmaması için böyle emredilmiştir. Gece namazlarındaki tecelliyat hafif bulunduğundan, açıktan okumak vacib olmuştur.
- Behce Fetvalarından: "Kıyam'ın farz olması, farz olan namazlara mahsustur" (H.Ec. 1/9)
Açıklama: Kıyam'ın rükün oluşu, farz ve vacib namazlara mahsustur. Sünnet ve nafile namazlarda kıyam sünnettir. Bu itibarla, bir özür bulunmadığı halde, oturarak nafile namaz kılınabilirse de ayakta kılmak evladır.
- Behce Fetvalarından: "Farzları dörder rekat olan namazların ikişer rekatı, hicretten önce; ikişer rekatı da hicretten sonra farz olunmuştur" (H.Ec. 1/8)
Açıklama: İslam'ın başlangıcında namazlar, mukim ve misafir bulunan her Müslümana ikişer rekat farz kılınmıştır. Daha sonra, mukimin namazı dörde çıkarılmış, misafirinki iki rekat olarak bırakılmıştır. Bahsi geçen yükselme, fetvada ifade edildiği gibi, hicretten sonraki tarihe tesadüf etmektedir.
10 - Soru: Finlandiya'da gece ve gündüzler 48 saattir. Burada yaşayan insanların veya buraya gelen Müslümanların namaz kılmaları veya Ramazan'da oruç tutma hükümleri nasıl olmalıdır?
Cevap: Bu mevzu ile ilgili cevabımızı "Tenkidlerim, Tedkiklerim" adlı kitabımızdan naklen aşağıya alıyoruz: "Şimal kutbunda namaz ve orucun edasına gelince; önce şu hususu belirtmek isteriz: Bu ibadetler vakitle şartlıdır. Fıkıh kitaplarında açıklanan zamanları girdiğinde sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazları eda olunur. Bazı memleketlerde, güneş battıktan biraz sonra tan yeri ağarıp şafak sökmektedir. Bu gibi memleketlerde yatsı namazı vakti bulunmadığı için, o bölgede yaşayan halk, yatsı namazı kılmakla mükellef tutulmamıştır. Gece ile gündüzü normal zaman şartlarına göre bir yıl devam eden kutuplarda bulunacak bir Müslüman için, senede beş vakit namaz kılma mükellefiyeti vardır. Vakitleri girince bu namazlar eda olunur. Bu hüküm, oradaki yaşama zorluklarına karşı ilahi bir kolaylık ve istisnai bir hüküm teşkil etmektedir.
Oruç, Ramazan hilalinin görülmesi ile başlayan ve tan yerinin ağarmasından akşama kadar yemekten, içmekten ve nefsani arzulara uymaktan -Allah Teala'ya kulluk niyyeti ile- kendini tutmaktır.
Tan yerinin ağarması ile güneşin batması altı aydan aşağı olmayan bu yerde oruç tutmaya imkan yoktur. Ramazan hilalini görmek de müyesser olmayınca, bulunmayan bir vaktin orucunu tutmak mükellefiyeti olmaz. Bu bölge ile ilgili olarak takip edilecek ve ihtiyata uygun düşen bir yol vardır. Kuzey kutbuna en yakın ve 24 saatlik normal günü bulunan bir beldenin namaz vakitlerini tespit edip o saatler geldiğinde beş vakit namazı kılar. O beldenin imsak ve iftar vakitlerini esas alarak ihtiyaten o kadar müddet bir zaman oruçlu gibi hareket eder. 
Kitap, sünnet, icma ve Kıyas-ı Fukaha diye ifade edilen dört delil ve ana kaynak içinde, aranılacak mesele erbabına açıktır.
11 - Soru: Zeval vakitlerinin kerahet vaktinden olduğu malumdur. Yalnız cuma gününe mahsus olmak üzere bir istisna var mıdır?
Cevap: Zeval vakti, namaz kılmanın mekruh sayıldığı vakitlerden biridir. Ancak, İmam Şafii cuma gününü bu kerahetten müstesna tutmuştur. Mezkur günün vaktinde camii şerife gelen kimsenin "Tahiyyetü'l-mescid" namazını kılabileceği Şafii fıkhında açıklanmaktadır. (el-Fıkh ala mezahibi'l Erbea c. l, s. 272) Hanefi müctehidlerinden İmam Ebu Yusuf'un görüşü de bu istikamettedir. (Büyük İslam İlmihali 3. kitap, madde 406)
12 - Soru: Ben, yatsı namazına bir saat kala işten geliyorum. Akşam namazını kılayım mı, yoksa kazaya mı bırakayım?
Cevap: Namazınızı hemen kılınız. Kazaya bırakmanız doğru olmaz. Akşam namazınızı yıldızlar iyice belli oluncaya kadar bırakmadan kılmak sünnettir.
13 - Soru: Bahsi geçen kitabın gene 190. sayfasında, "Seyahat edenler ve zamanları çok dar olanlar, öğle ile ikindi namazlarını, öğle vaktinden güneş batıncaya kadar, ne zaman olursa olsun; akşam ile yatsıyı, gecenin hangi saatinde olursa olsun, bir arada kılmaya mezundurlar" demektedir. Bu hususta ne dersiniz? 
Cevap: Böyle bir müsaade, Hanefi mezhebinde, sadece hacılar için ve arefe günü ile sınırlı olarak vardır. Yazarın ifade ettiği gibi değil, ikindi ve öğle namazını öğle vaktinde, "Cem'u takdim" suretiyle kılacak; akşam ve yatsıyı, yatsı vaktinde Müzdelife'ye vardıktan sonra "Cem'u te'hir" suretiyle eda edecektir. İmam Şafii, bunu bir isyan ve günah işlemek için yapılmayan seyahat ve seferilik için de geçerli kabul etmiş bulunmaktadır. Yazarın fıkhi yanlışları düzeltilecek olursa İmam Şafii'nin görüşüne yaklaşmış olur.
14 - Soru: Bir kimse sabah namazını vaktinde kılamayıp güneş doğduktan sonra kılsa, eda diye mi, yoksa kaza olarak mı niyet eder?
Cevap: Bir şahsın güneş doğduktan sonra ve kerahat vaktinin çıkmasını takiben kılacağı namaz, eda değil, kazadır. Ancak; bu namaz öğleden önce kılınacak olursa sünneti ile birlikte kaza edilir. Daha sonra kılınır ise yalnız farzını kaza etmek gerekir. Bir namazı vaktinde kılmaya gayret göstermeli, şayet kazaya kalmışsa daha fazla geciktirmeden onu kazaya çalışmalıdır.
15 - Soru: Yatsı namazı, yaz günlerinde, akşam namazından iki saat sonra; kışın bir buçuk saat sonra oluyor. Böyle bir kayıt mevcut mu?
Cevap: Namaz vakitleri saatle dondurulamaz. Şer'i ölçülere göre tesbit edilir ve bu tesbitin hangi saat ve dakikaya rastladığı açıklanır. Bu itibarla yatsı namazının vakti güneş battığı zaman ufukta beliren "Şafak"ın kaybolması ile başlar. Şafak, İmam Azam'a göre, ufuktaki beyazlık; İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'e göre ufukta görülen kırmızılıktır. (Maliki, Şafii ve Hanbeli mezheplerinin görüşü de böyledir) Bahsi geçen şafak'ın kaybolması, kışın kısa sürmekte, yazın ise daha uzun devam etmektedir.
16 - Soru: Beş vakit namazların kılınması ile ilgili vaktin giriş ve çıkış zamanlarından başka, edaları için müstahab görülen vakitler var mıdır?
Cevap: Evet, vardır. Şöyle ki:
a) Sabah namazında "İsfar", yani ortalığın aydınlanmasına kadar bırakmak müstehabtır. Bu hükümden hacıların Müzdelife'de kılacakları sabah namazı müstesna bulunmaktadır. Zira onlar, tanyeri ağarınca sabah namazını kılıp peşinden vakfe yapacaklar, daha sonra Mina'ya hareket edeceklerdir.
Sabah namazında "îsfar" sünneti, cemaatle namaz kılan imam ve ona uyan kimselere mahsus değildir. Tek başına namaz kılacak kimse için de "İsfar" sünnet bulunmaktadır. Bu, senenin her mevsiminde, yazda ve kışta sünnettir.
b) Öğle namazını -yaz mevsimine mahsus olmak üzere- ortalığın biraz serinlemesine tehir etmek müstehabtır. Bu tehir, sadece sıcak iklim halkı için değildir. Her yerde uygulanması müstehab bulunmaktadır.
c) İkindi namazını, güneşin parlaklığının değişikliğe uğrayacağı bir zamana kadar bırakmamak kaydiyle, yazda ve kışta biraz tehir müstehabtır. Gözün kamaşmayacağı bir vakte kadar geciktirilmesi kerahat-i tahrimiyye ile mekruhtur. Hava bulutlu olursa, böyle bir kerahet vaktine kadar geciktirme korkusu bulunduğundan, vaktin girdiği yakinen ve kesin olarak belli olduktan sonra ikindiyi kılmakta acele etmek müstehabtır.
d) Akşam namazını vakti girince hemen kılmak müstehabtır. Yani bu namazda bir tehir mevzu bahis değildir. Yaz ve kış uygulanacak usul budur. Sadece hava bulutlu olduğunda, namazı güneş batmadan kılmak korkusu bulunduğundan, acele edilmemesi ve güneşin battığı kesin olarak belli olasıya kadar geciktirilmesi müstehab olmaktadır. Bir de sofranın hazırlanmış olduğu sırada akşam namazı vakti olsa, önce yemeği yemeli, daha sonra namazı kılmalıdır. Peygamber Efendimiz (sav), "Akşam yemeği ile akşam namazı bir araya gelirse akşam yemeği öne alınır" buyurmuşlardır. Bilhassa Ramazan günlerinde bu cevazla amel etmek münasip olur.
e) Yatsı namazını gecenin ilk üçte bir vaktine kadar tehir etmek müstehabtır. Bu geciktirmeyi, yaz günlerinde uygulamak, cemaatin azalmasına yol açacağından, sadece kış mevsimlerinde yapılmalıdır.
17 - Soru: Akşam namazının son vakti ile yatsı namazının giriş zamanı olan "Şafak" ne demektir?
Cevap: İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'e göre "Şafak", güneşin battığı ufukta görülen kırmızılıktır. İmam-ı Azam Hazretleri'ne göre ise, kırmızılıktan sonra görülen beyazlıktır. Kırmızılık kaybolduğunda, İmameyn'e göre akşam vakti çıkmış; beyazlık kaybolduğunda Ebu Hanife Hazretleri'ne göre akşam vakti çıkmış ve yatsı namazının vakti girmiş olur.
18 - Soru: Köylerde bazı alimler, akşam ezanından bir buçuk saat sonra yatsı kılınabilir demişler. Buna karşı siz ne dersiniz?
Cevap: Namazlar saatle değil vakitle tayin edilir. Bu vakit, yazda ve kışta değişik olur. Bilhassa yazın, akşamla yatsının arası iki saate yaklaşmaktadır. Yazda ve kışta bir buçuk saat olarak vaktin dondurulması, her mevsimde geçerli bir ölçü olamaz.
19 - Soru: Yalnız nafile kılınması mekruh olan tanyerinin ağarmasından güneş doğasıya kadar olan zaman ile ikindinin farzını kıldıktan sonra güneşin sararması vaktine kadar olan vakitlerin dışında nafile namaz kılmak mekruh olan başkaca vakitler var mıdır? 
Cevap: Evet, vardır.
1- Akşam namazının farzından evvel nafile namaz kılmak mekruh bulunmaktadır.
2- Bayram namazlarından önce evde ve camide nafile kılmak mekruhtur.
3- Bayram namazından sonra sadece camide nafile kılmak mekruhtur.
4- Cuma günü hatip minbere çıktığı zamandan farzı bitiresiye kadar nafile kılmak mekruhtur.
5- Farz namaz için ikamet olunduğu sıra nafile kılmak mekruhtur. Bu hükümden sabah namazının sünneti müstesnadır.
6- Arafat'ta cem'u takdim suretiyle, Müzdelife'de cem'u tehir yoluyla kılınan iki farzın arasında o namazlarla ilgili sünnetler kılınmaz.
7- Vaktin farzı olan namazın pek dar bir zamana kalması halinde, sadece farzı kılmak gerekir. Nafile ile iştigal, farzın kazaya kalmasına yol açabileceği gerekçesiyle, mekruh görülmektedir.
- Netice Fetvalarından: "Şafak kaybolmadan önce tanyeri ağaran bir beldenin Müslüman halkı üzerine yatsı namazı ve vitir (kılmak) vacip olmaz" (H.Ec. 1/8)
Açıklama: Namaz ibadeti, vakitle alakalı bir farzdır. Bazı memleketlerde akşam namazından sonra şafak sökmeye başlar. Buralarda yaşayan Müslümanlar, yatsı vaktine erişmediği için bu namazla ve vitir ile mükellef olmazlarsa da bunları kaza yolu ile kılmak, ihtiyata uygun olur. Vacip olmaz demek, kılındığı zaman caiz olmaz manasında anlaşılmamalıdır. Kılınmasından sorumlu olmamak ayrı bir husus, kaza edilmesi halinde sevabına erişmek ayrı bir mesele olarak mütalaa olunmalıdır.



  Namazın Kılınışı
1 - Soru: Namazda tadil-i erkanın ne demek olduğunu açıklayınız.
Cevap: Tadil-i erkan; namazların kıyam, rüku ve secde gibi rukünlerini tam bir sükunet ile ifa etmektir. Kıyamda kıraeti tamamladıktan sonra, rükua vardığında her uzuv bir sükunet hali alıp izdırap halinde bulunmamalıdır. Rükudan kalkarken vücut dimdik bir vaziyet almalı ve en az bir tesbih miktarı (Sübhane Rabbiye'l-azim diyecek kadar) ayakta durmak, daha sonra secdeye varıp aynı sükunet hali üzerinde secdeyi tamamlamaktır. İki secde arasında bir tesbih miktarı oturmak da tadil-i erkandandır.
2 - Soru: Tadil-i erkanın hükmü nedir?
Cevap: İmam Ebu Yusuf'a göre farzdır. İmam-ı Azam ve İmam Muhammed'e göre vacibdir.
3 - Soru: Namaz içinde zammı sure okurken, bir sureden bir sureye geçiş anında kalpten besmele çekilmeyecek olsa bir mahzuru var mıdır?
Cevap: Hanefi mezhebi mensupları için, namazda surenin evvelinde besmele okumak yoktur. Okunmasına dair hüküm bulunmayınca, bunun kalpten geçirilmesi diye bir mükellefiyet de yoktur.
4 - Soru: Sabah veya öğle namazlarındaki iki rekatli sünnetleri dört kılmak daha faziletlidir diyorlar. Böyle bir şey var mı?
Cevap: Sabah namazının sünneti iki rekatten fazla kılınamaz. Ancak öğle ve yatsı namazlarının son sünnetlerini dört rekat kılmak müstehabtır.
5 - Soru: Bir namazın her iki rekatinde aynı sureyi okumakta bir kerahet var mı?
Cevap: Kıldığı namaz nafile ise bir kerahet yoktur. Zira nafilelerdeki hüküm geniştir. Şayet bu tatbikatı farz namazında yapmış ise bakılır, eğer başka bir sure bilemediği veya unutmuş olduğundan yapmış ise yine kerahet yoktur. Ezberinde birden fazla sure olduğu halde ve kasten böyle yapmış ise kerahet vardır.
6 - Soru: Hanefi olan bir kimsenin imamın arkasında kıldığı sırada Fatiha'nın sonunda açıktan "Amin" demesinde bir mahzur var mı?
Cevap: "Amin" demek sünnet ise de, sesi yükseltmek mekruh görülmektedir.
7 - Soru: Sabah namazının farzında birinci rekatte okunan Kur'an ikinci rekatte okunandan ne nisbette uzun olacaktır?
Cevap: Sabah namazının farzında okunması gerekenin üçte ikisini birinci rekatte; üçte birini de ikinci rekatte okumak gerekmektedir. Peygamber Efendimiz'in (sav) zamanından beri uygulanması devam eden usul budur. Sabah namazının vakti, halkın uykuda bulunduğu bir zaman olduğundan, Müslümanların cemaate yetişebilmeleri hikmetinden dolayı birinci rekatte uzun okunmaktadır.
8 - Soru: Namazda ellerin bağlanmasında nasıl bir zaman ve ölçü konulmuştur?
Cevap: Hangi kıyamda zikr-i mesnun, Sübhaneke ve diğer dualar veya Fatiha ve surenin okunması devam ediyorsa, ellerin bağlanması da devam eder. Bu hikmet ve ölçü esas alınarak, cenaze namazının dördüncü tekbiri alındığında okunacak başkaca bir şey kalmadığı için eller salınmakta daha sonra selam verilmektedir.
9 - Soru: Rükudan kalkarken okunan "Semiallahü limen hamideh"deki semia fiili işitme manasına mı gelmektedir?
Cevap: Hayır, o manada kullanılmış değildir. Bu fiilin manası "kabul ederdir". "Allah hamd edenin hamdini kabul eder" demektir. Peygamber Efendimiz'in bir Hadis-i Şerifinde de bu kelime kabul manasında kullanılmış bulunmaktadır. Hadis-i Şerifin metni şudur: "Allahümme inni euzü bike min ilmin la yenfeu ve min kalbin la yahşeu ve min nefsin la teşbeu ve min duain la yüsmeu" Buradaki la yüsmeu, "kabul olunmayacak (duadan Sana sığınırım)" demektir.
10 - Soru: Farz namazların son iki rekatında Fatiha'dan sonra zammı surenin okunmamasının sebebi nedir?
Cevap: Farz namazlarının üç ve dördüncü rekatlarında kıraat farz olmayıp, sadece Fatiha okumak sünnettir. Bu sebeple sure okumak gerekmez.
11 - Soru: Bir kimse, namaz kılarken rüku tekbirini rükua vardıktan sonra alsa veya "Semi Allahü limen hamideh" cümlesini rükudan tamamen kalktıktan sonra söylemiş olsa bundaki dini hüküm nedir?
Cevap: Böyle bir hareket mekruhtur. Çünkü bu cümleleri mahallinden gayri bir yerde işlemiş olmakta ve mahallinde yapmayı terketmektedir.
12 - Soru: Bir kimse kıldığı namazın ilk rekatinde Kur'an-ı Kerim'in son suresini okumuş olsa ikinci rekatte nereden okuması lazımdır?
Cevap: Fatihadan sonra, Sure-i Bakara'dan okunması münasip olur. Hatim sırasında Sure-i Nas'ı okuduktan sonra Fatiha okuyup ardından Bakara suresinin baş tarafını okumak da bunun namaz dışındaki tatbik ve sünnet olan şekli olmaktadır.
13 - Soru: Namaz kılan bir kimse, ilk rekatte okuduğu sureden sonra bir sure atlayarak okur ise bunda kerahet olduğunu biliyoruz. Fakat arada kalan sure uzun olursa bunda da kerahet var mıdır?
Cevap: Uzun sure, iki kısa sure hükmünde olduğundan, bunda kerahet yoktur. (Nimetü'l-İslam, Namazla ilgili bölüm, 321)
14 - Soru: Namazda, Fatiha'dan sonra "Amin" kelimesini sesli olarak söyleyenler oluyor. Bunda bir mahzur var mı?
Cevap: İmam, kıraeti açıktan okuyacak olursa, Hanefi mezhebinde olanların "Amin" lafzını "Gizli" olarak söylemesi sünnete uygun görülmüştür. Diğer mezheplerin tatbikatında bazı farklılıklar varsa da sorunuzun dışında kaldığı için oraya geçmiyoruz.
- Netice Fetvalanndan: "Başlanmış bulunan bir namazın her rekatinin evvelinde (Fatiha) okumaya başlamazdan önce "Besmele" okunur" (H.Ec. c. 1/8)
15 - Soru: Bir kimse namaz sırasında Fatiha veya sureleri okurken gözlerini kapatsa bir mahzur var mıdır?
Cevap: Evet vardır. Böyle bir hareket mekruhtur.
- Behce Fetvalarından: "Namaz kılan kimse" (peltek "se" ile okuyacağı) El-Kevser yerine (sin harfi ile) el-kevser okusa namazı fasid olur" (H.Ec. c. 1/11)
- İbni Nuceym Fetvalarından: "Namaz kılan kimse, veleddaalliin kelimesinde veya başka yerde "dad" harfini, kudreti olduğu halde "zı" olarak okusa, namazın fasid olması racih görülen hükümdür" (H.Ec. 1/8)
- Ali Efendi Fetvalanndan: "Manaric-i hurufu tashihe gücü yeten bir imam cim (harfi) yerine "zel" okusa, (kıldıracağı namazda) kendisine uymak caiz olmaz" (H.Ec. c. 1/10)

    Kıratta Yanılmalar
- Netice Fetvalarından: "Namaz kılan kimse (yanılarak) vezzalimine eadde lehüm azaben elimen yerine, ecran azimen okusa namazı fasid olur" (H.Ec. 1/8)
Açıklama: Bu yanılma ile manada fahiş bir bozukluk olmaktadır. Şöyle ki: "(Allah) zalimler için elimli bir azab hazırlamıştır" manasına gelen ayette "...onlar için büyük bir ecir (sevap) hazırladı" manası ifade eden bir yanlışlık doğmaktadır. Manada meydana gelen bu bozukluk, namazın bozulmasına yol açmaktadır.
- Abdürrahim Fetvalarından: "İmam, TE harfi ile "Ve ma edrake mahiyyet" şeklinde okusa, namazı fasid olur" (H.Ec. 1/12) 
Açıklama: Ayet-i kerimenin doğru olan okunuşu "Mahiyeh"dir. Bunun "Mahiyet" şeklinde okunması, manayı ve dolayısıyla namazı fasid eder.
- Behce Fetvalarından: "Namaz kılan kimse, her zaman Fatiha'dan sonra belirli bir sure veya ayeti okumaya devam etse, kerahet vardır" (H.Ec. c. 1/12)
Açıklama: Bir sureyi okumaya devam, ondaki fazilete ehemmiyet verildiğini ihsas ederken, diğer surelerin bu faziletten mahrum bulunduğu vehmini uyandırır. Bu itibarla, beş vakit namazda hep aynı sure ve ayetleri okumayı adet haline getirmemek gerekir. Bir de şu hususu belirtmek isteriz: Peygamber (sav) Efendimiz'in bazı namazlarda okumayı tavsiye buyurduğu veya bizzat okuduğu surelerin, namazda okunmasında kerahet düşünülemez. Kerahet, her namazda hep aynı sureyi veya ayeti okuyup, onların dışında kalanı okumamaktadır.
- Behce Fetvalarından: "Namaz kılan kimse (Asır suresini okurken) ve tevasaf bissabr'de sat harfinden sonraki be harfini esre ile ve ra harfini de sakin olarak "es-Sabir" şeklinde okusa namazı fasid olmaz" (H.Ec. 1/11)
Açıklama: Böyle bir okuyuş doğru değilse de namazı bozacak mahiyette görülmemektedir.
- Abdürrahim Fetvalarından: "İmam (Fatiha'daki) en'amte kelimesini "en'amce veya "enamhe şeklinde okusa imamlık yapması caiz olmaz" (H.Ec. 1/11)




  Kıbleye Yönelmek
1 - Soru: Kıbleyi araştırarak namaza durmuş olan kimse, hata ettiğini namaz içinde iken anlasa ne yapar?
Cevap: Doğru bulduğu tarata dönerek namazın geri kalanını bu istikamete doğru kılar.
2 - Soru: Kıbleyi araştırmayı neticesinde kanaati bir yöne doğru vaki olduğu halde kendisi başka bir cihete dönerek namaz kılacak olsa namazı sahih olur mu?
Cevap: Olmaz. Böyle hareket etmesi ile "kıbleden başka bir yöne namaz kılan kimse" durumuna düştüğünden dolayı, küfre gitmiş olacağından korkulur. Namazdan sonra kıbleye isabet etmiş olduğunu anlamış olsa bile yeterli olmaz. Zira bu kimse hakkında Kabe'nin bulunduğu cihet, onun araştırmasının neticesinde kanaatinin vaki olduğu yöndür.
3 - Abdürrahim Fetvalarından: "Bir beldede camilerin mihrapları bir miktar batı istikametine meyilli olsa sadece seccadesini kıbleye çevirmek gerekir" (H.Ec. 1/14)






 Setri Avret
    (AVRET YERLERİNİN ÖRTÜLMESİ)

1 - Soru: Vücut hatlarını belli eden dar pantolonla namaz kılınır mı? Bu hususu açıklar mısınız?
Cevap: Kılınabilir. Fakat pantolonların geniş yapılmış olanını giymek takvaya ve ahlaka daha uygun olur.
2 - Soru: Giyilen elbisenin dar olması halinde altındaki uzuv belli olsa setr-i avret bozulmuş sayılır mı?
Cevap: Kumaşın kalın olması sebebiyle altı görülmüyorsa, darlığı sebebiyle altındaki uzvun belli olması setr-i avrete mani değildir.
3 - Soru: Bir erkek, başka elbise bulunmaması halinde ipek elbise giyerek namaz kılsa o namaz sahih olur mu?
Cevap: Olur. Onun giyilmesinin haramlığı, başka bir elbise bulunması halindedir. İpekten başka bir elbise olmayınca, onunla tesettür ederek namaz kılmak sahihtir.
4 - Soru: Çıplak insan, giyecek hiçbir şey bulamasa, bulanık akan bir suyun içine girip namaz kılsa olur mu, o kimse bu namazı nasıl kılacaktır?
Cevap: Evet, bulanık suyun içine girip namazını ima ile kılması caizdir.
5 - Soru: Çıplak bir kimsenin ağaç yapraktan ile avret mahallini kapatıp namaz kılması caiz olur mu?
Cevap: Evet, olur.
6 - Soru: Bir imam, cübbe mevcut olduğu halde ve bir özür de bulunmaksızın, sırf üşendiğinden dolayı, dar ve kısa bir pardesü ile namaz kıldırsa ne derece mahzuru vardır?
Cevap: Bunda bir mahzur olmaz. Ancak evlayı terketmiş olur.
7 - Soru: Kısa kollu gömlekle namaz kılmakta veya imamlık yapmakta bir sakınca var mı?
Cevap: Kerahatten hali değildir.
8 - Soru: Erkeğin avret sayılan uzuvları hangileridir?
Cevap: Tenasül uzvu ve etrafı, husyeler, defi hacet mahalli ve etrafı, arka taraftaki kaba etler, iki uyluklar (dizler uylukların içinde kabul edilmektedir), göbek ile kasığın arası.
9 - Soru: Kadın, namazdaki tesettürünü nasıl yerine getirecektir?
Cevap: Kadının namazda farz olan tesettürü yüz, eller ve ayakları hariç vücudunun tamamı, hatta baştan sarkan saçlarını da içine almaktadır. Avret olan uzuvlardan birinin dörtte biri, namaz içinde, üç tesbih miktarı (diğer bir ifade ile bir rükün eda edecek kadar) açılsa namazın sıhhatine mani olur.
Bir kadın, elbise bulunduğu halde giymeyip, kimsenin bulunmadığı bir yerde ve karanlık bir odada çıplak olarak namaz kılsa, fıkıh bilginlerinin ittifakı ile namaz sahih olmaz. Altını gösteren elbise veya başörtüsü ile kılınacak namaz caiz değildir. Baş ve vücudun örtülmesi demek, üzerine bir şey koymak değil, altını göstermeyecek kalınlıkta dokunmuş bir kumaşla kapatılması demektir.
Avret olarak kabul edilmiş uzuvlardan biri açık olduğu halde bir rükün eda edilecek olsa, namazın bozulacağı hususunda icma vardır.
10 - Soru: Başı açık namaz kılmakta kerahet tezellül kasdı ile olduğu zaman kalkar mı?
Cevap: Böyle bir hüküm ve istisna vardır. Fakat tezellülün manasını herkesin kavraması ve bilhassa cahillerin idraki zor bir iştir. Sonra tezellül kalbi bir bulgudur. Dışta bunu tesbit edebilmek oldukça güç bir iştir. Bu sebeple, namazda başın örtülü bulundurulmasını ihtiyar, ihtiyat yönünden tezellülü tesisden daha kolaydır.
11 - Soru: Bir erkek, giyeceği gömleği olduğu ve giymeye de gücü bulunduğu halde üst tarafına bir şey giymeden namaz kılacak olsa namazı bozulur mu?
Cevap: Böyle bir hareketin namazı bozması kadınlara mahsustur. Erkek yaptığı zaman namaz bozulmaz ise de bunda kerahet vardır. Çünkü, giyecek elbise ve giymeye güç bulununca böyle namaz kılmak ilahi huzurda laubalilik olur.
12 - Soru: Bu sayılan uzuvların hepsi bir uzuv mu kabul edilmekte, yoksa ayrı ayrı birer uzuv mu sayılmaktadır?
Cevap: Bu uzuvların hepsi ayrı bir uzuv olarak avret mahalli sayılmaktadır. Bu uzuvlardan herhangi birinin dörtte biri, üç tesbih miktarı açık kalsa kadının namazı bozulmuş olur.
13 - Soru: Bir kimsenin bir tek elbisesi olup başkaca giyecek şeyi olmasa, bahsi geçen elbise de pislenmiş bulunsa ve o pisliği temizlemeye elverişli su ve benzeri bir şey de bulunmasa, bu kimse namazını çıplak olarak mı, yoksa bu elbiseyle mi kılacaktır?
Cevap: Çıplak olarak namaz kılmak yerine, pislik bulaşmış elbise ile namaz kılmayı tercih gerekir. Elbisesindeki pisliği temizleme mükellefiyeti zaruret halinde kalkar. Bu kimse, elbisenin pisliğini yıkayamadan kıldığı namazı iade etmez. Çünkü mükellefiyet, bulunan güç ve takat nisbetinde olmaktadır.
14 - Soru: Üstündeki pisliği yıkamak için elbisesini çıkardığında, avret mahallini örtecek bir şeyi olmayan ve insanlardan hali bir mekan da bulamayan kimse nasıl hareket eder?
Cevap: O elbise ile namazını kılar. Bir kimsenin yanında avret mahallini açmak, kesinlikle caiz değildir. Müslümanlar avret mahallini başkasının yanında açmaktan nehy olunmuşlardır. Pisliği temizlemek ise, emrolunduğumuz bir iştir. Rabbimizin emri ile yasağı bir arada aynı zamanda toplandığı zaman yasağı yapmamak evladır.
15 - Soru: Dörtte üçü pis bulunan bir elbiseden başka avret mahallini örtecek elbise bulamayan kimse, avret mahalli açık olarak namaz kılabilir mi?
Cevap: Bazı mahallerde dörtte bir, tamamının hükmünü taşır. Avret mahallinin örtülme zarureti karşısında, elbisenin dörtte birinin temiz olması, tamamının temiz olması gibi kabul edilerek bu elbise giyilir ve onunla namazını eda eder. Hatta elbisenin dörtte birinden daha az bir yeri temiz olsa bile, onunla namaz kılmak çıplak namaz kılmaktan daha sevimlidir. Pis olan bir elbise ile tesettür ederek namaz kılmakta, her ne kadar temizliği zaruretle ihlal etmiş olmak varsa da, setr-i avret şartı yerine gelmiş ve aynı zamanda namazın kıyam, rüku ve secdeleri gereği gibi ifa olunmuş bulunduğundan, çıplak kılmaktan bu cihet daha faziletlidir.
16 - Soru: Avret mahallinin ancak bir kısmım örtebilecek kadar bir bez parçası bulan kimse bununla kabil olduğu kadar tesettür etmek durumunda mıdır?
Cevap: Bir şeyin tamamı idrak edilemezse tamamı da terk edilmez, diye bir söz vardır. Avret mahallinin bir kısmım örtecek kadar bir şey bulan kimse onu kullanmalı, onunla edep yerlerinin ön ve arka kısımlarım örtmelidir. Her iki tarafını örtmeye yetişmemesi halinde, bazı ilim erbabı, rüku ve secde halinde arka tarafın görünmemesi için onunla arka tarafındaki edep yerlerini kapamalıdır, demişler; bir kısım ilim adamları da açık bulunan avret mahallinin kıbleye gelmemesi için ön tarafın örtülmesini tavsiye etmişlerdir.
17 - Soru: Kadının giyeceği elbise ile İslami tesettürün kamil bir manada yerine gelmesi için, elbisede aranacak vasıflar nelerdir?
Cevap: Elbisenin kumaşı, altını gösterecek kadar ince olmamalı; kalın kumaştan yapılsa bile, vücuda tıpa tıp uyacak kadar dar olmamalı ve erkeğe mahsus bir giysi olmamalıdır. Bu hususa açıklık getirmek için, saadet asrından ve Peygamber Efendimiz'in (sav) hanesinden örnekler sunmak istiyorum. Hazret-i Aişe (ra) validemizin kızkardeşi Esma (ra), bir gün Hazret-i Aişe (ra)'nın evine gelmişti. Üzerinde ince bir elbise vardı. Peygamber (sav) onu bu halde görünce hemen başını aksi istikamete çevirdi ve "Ya Esma, bir kadın, hayız (görecek yaş)a ulaştığı zaman şunlardan başka bir yerinin görülmesi iyi olmaz" buyurarak yüz ve ellerini işaret etti.
Hazret-i Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman'ın kızı Hafsa, halası Hazret-i Aişe'nin yanına gelmişti. Başındaki örtü, ince olduğu için altını göstermekte idi. Hazret-i Aişe, dini bir hiddet ile, kalktı ve yeğeninin başındaki örtüyü alıp yırttı ve onun yerine altını göstermeyen bir örtü verdi.
Akılların muallimi, vicdanların mürebbisi ve iki cihan serveri bulunan Peygamber Efendimiz(sav), ince elbise giyen kadınları, "giyinmiş çıplaklar" diye vasıflamış olup, onların akıbetlerini bildiren Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Ateş ehlinden iki sınıf vardır. Onları (dünyada) göremiyorum: Biri, yanlarında sığır kuyrukları gibi kamçılar bulunan bir kavimdir. Onlarla halkı döverler. (Diğeri): Giyinmiş çıplaklardır. Başkalarını eğri yola sokan, kendileri de (haktan) meyletmiş bulunan, başları deve hörgücü gibi birtakım kadınlardır. Bunlar cennete giremezler ve oranın kokusunu alamazlar. Hakikat cennetin kokusu şu kadar (uzak) yoldan hissedilir.
18 - Soru: Kadının erkeğe karşı tesettürü nasıl olmalı ve bu hususta nelere dikkat göstermelidir?
Cevap: Bir kadının, kendisine yabancı olan bir erkek ile oturup kalkması haram bulunmaktadır. Ancak şahidlikle veya hakimin karşısına çıkma zamanında zaruret miktarınca erkeğe görünmesine dinimiz müsaade etmiştir. Zaruretler miktarla tayin olunacağından, zaruret miktarından fazla açılmanın haram olacağı akıldan çıkarılmamalıdır.
Mü'min kadınların otel, dershane, park, bahçe, ziyafet meclisi, çarşı ve pazar gibi yerlerde yabancı erkeklerle birlikte bulunmasında zaruret bulunmadığı için karışık bir şekilde oturup kalkmaları haramdır. Buhari ve Müslim'in ittifakla rivayet ettikleri bir Hadis-i Şerifte şöyle buyurulmaktadır: "Kim Allah'a (cc) ve ahiret gününe inanırsa, kendisine helal olmayan ve yanında mahremi bulunmayan bir kadınla baş başa kalmasın. (Aksi halde) üçüncüleri şeytan olur."
Buhari ve Müslim'in naklettiği diğer bir Hadis-i Şerifte açıklandığına göre, Resulullah (sav) bir gün, "(Yabancı) kadınların yanlarına girmekten sakının" buyurdu. Ensardan bir adam, "Kadının, kocası tarafından olan erkek hısmı (hakkında) görüşünüz nedir?" dedi. Resul-i Ekrem (sav), "Bu erkek (ile başbaşa kalmak), ölüm (sebebi)dir" buyurdu. Cemiyet içinde İslam'ın emrettiği bu kaidelere riayet etmemekten nice felaketler vukua gelmektedir. Bunların önüne geçilmesi, dinimizin emirlerine harfıyyen uymakla mümkündür.
Fetva kitaplarının tetkikinde, fitne korkusu olduğu zaman bir kadının süt itibariyle oğlan kardeşine, kız kardeşinin kocasına, kayın biraderine görünmesinin caiz olmayacağı ifade edilmiştir. Enişte ve kayın biradere görünmenin yasaklığında herhangi bir şart yoktur. Fitne korkusu, ancak süt kardeş hakkında kullanılan bir kayd-ı ihtirazidir. Böyle bir tehlike mevcut olduğu zaman bir kadının, kendi süt oğluna da görünmesi yasaklanmıştır. Genç bir kadın, erkekler arasında yüzünü açmaktan men olunur. Bu, kadının yüzü avret olmasından değil, fitne korkusu bulunduğu içindir.
Erkeğin kadına bakması haram olduğu gibi, kadının da erkeğe bakması haramdır. Bazı ilim erbabı, Mescid-i Nebevi'de harbelerle oynayan Habeşileri, Hazret-i Aişe validemizin seyretmesini, kadının erkeğe bakmasında bir mahzur olmadığına delil olarak göstermeye çalışmışlarsa da, Abdü'l-Vehhab Şarani, bu vak'anın hicab ayeti gelmezden önce cereyan ettiğini açıklamaktadır.
Ümmü Seleme (ra) validemizin naklettiği bir Hadis-i Şerif, bu hususu vüzuha kavuşturmaktadır. Hicab ayetinin gelmesinden sonra, günün birinde Zevcat-ı tahirattan Ümmü Seleme ve Meymune validelerimiz, Resulullah (sav)'in huzurunda oturuyorlar idi. Ashabtan her iki gözü âmâ bulunan Abdullah bin Ümmü Mektum, hane-i saadete geldi. Resulullah Efendimiz(sav), zevcelerine hitaben, "Örtünüze bürününüz" buyurdu. Bahsi geçen validelerimiz, "Ey Allah'ın Resulü(sav), o âmâ değil mi? Bizi görmez ve tanımaz" dediler. Resul-i Ekrem(sav) şöyle buyurdular: "Sizler de mi âmâ sınız? Siz onu görmüyor musunuz?"
Resulullah Efendimiz'in (sav) zevcelerinin, Muhammed ümmetinin anneleri olduğu ayet ile sabit iken ve gelen sahabinin gözleri âmâ bulunduğu halde böyle buyrulunca, tamamen yabancı ve gözleri açık erkeklerin nazarına kendini arz eden bir kadın için asla bir mazeret kabul edilemez. 
Allah'ın emirlerine riayette, mü'minlerin anneleri, diğer kadınlardan daha dikkatli bulunurlardı. Tabiin'den gözleri hiç görmeyen İshak, Hazret-i Aişe (ra) validemizin ziyaretine gelir ve huzuruna kabul olunurdu. Hazret-i Aişe (ra), bu zatı huzuruna kabul edeceği zaman başını örter, gözü gören bir erkekten tesettür edercesine dikkat gösterirdi. İshak bir gelişinde Hazret-i Aişe (ra)'ya, "Ben âmâ olduğum halde, benden de tesettür ediyorsunuz. Halbuki ben sizi göremiyorum" demişti. Hazret-i Aişe (ra), "Evet, gerçi sen beni göremiyorsun, ama ben seni görüyorum" demişti.
İslam'ın sarsılmaz ölçülerine uyan kimse, doğru yoldan sapmaz. Hak'dan sonra sapıklıktan başka ne vardır? Cihanın mürebbii vicdanı bulunan Hazret-i Muhammed (sav), erkek ve kadın münasebetlerini açık ve seçik oarak tanzim ve tavzih ederken, bu vazifenin inceliklerini gün ışığına çıkarmıştır. Kim hak yolda sabit olmak isterse hiçbir tevile kalkışmadan bu hükümlere harfiyen riayet göstermelidir. Bu yüce emirlerin inceliklerini bizim aklımız kavrayamasa da onlarda pek çok hikmetler vardır.

Namaz Kılınacak Yerin Uygunluğu
- Netice Fetvalarından:
"Tabaklanmış bulunan yırtıcı hayvana mahsus bir post üzerinde namaz kılmak caizdir" (H.Ec. I/8/ 
Açıklama: Necis olan şeylerin dini bakımdan temizlenme usul ve yolları vardır. Bu usullerden biri de derilerin tabaklanmak suretiyle temizliğidir. Domuz derisinden başka her hayvanın derisi, usulü dairesinde tabaklanmakla temizlenir ve onun üzerinde namaz kılmak caiz olur.
- Ali Efendi Fetvalarından: "Kabristana karşı pencereleri bulunan bir mescidde namaz kılmakta kerahet yoktur" (H.Ec. 1/8) 
Açıklama: Kabri, karşısına alarak namaz kılmak, mekruhtur. Fakat mescidin penceresinden kabristanın görülmesi, kabre karşı namaz kılmak sayılmaz ve böyle bir namazda kerahet yoktur.
- Ali Efendi Fetvalarından: "Gasp olunmuş bir evde, sahibinin rızası olmaksızın, namaz kılmak mekruhtur" (H.Ec. 1/8) 
Açıklama: İbadet ile kabahat, birbirinin zıddı olan faaliyetlerdir. Gasp kabahati ile elde edilen evde, sahibinden izin almadıkça kılınacak namaz mekruh olur.
- Abdürrahim Fetvalarından: "Yaz günü, zaruret olunca mescidin dış tarafında namaz kılmak caiz olur" (H.Ec. 1/8)
Açıklama: Sıcak ülkelerin yaz günlerinde, cami içinin çok sıcak olması, cemaatin fazla terlemesine ve bunalmasına yol açar. Bu sebeple, huzur içinde namaz kılabilmek için, caminin dışında cemaatle namaz kılmaya fetva verilmiş bulunmaktadır.
- Abdürrahim Fetvalarından: "Zımmi" (gayrimüslim bir şahıs) Müslümanlar için cami inşa ettirip vakfetse ve namaz kılmak için izin verse, sahih ve caiz olur" (H.Ec. 1/8) 
Açıklama: Gayrimüslim bir şahıs, cami yapmaktan dolayı sevap elde edemez. Ancak, sahih olan husus, onun yaptığı camii vakıf hale getirmesidir.
- İbni Nüceym Fetvalarından: "Hamam içinde temiz bir yerde namaz kılmak kerahetsiz caiz olur" (H.Ec. 1/9)
- Behce Fetvalarından: "Kesilmiş bulunan bir kedinin derisi tabaklanmadan önce üzerinde namaz kılmak caiz olur" (H.Ec. 1/10)
Açıklama: Kesme işi, kedinin derisinin temiz duruma gelmesi için yeterlidir. Tabaklanma işi, ölmüş hayvanın derisini temizlemek için gereklidir. Fetva, bu müsadeyi ve aradaki farkı ortaya koymaktadır.
- Abdürrahim Fetvalarından: "(İçinde) hiç kafir kalmamış, uzun bir zamandan beri halkı Müslüman olan köydeki kiliseyi, hazine vazifelisi (defterdarlık) başkasına satsa, o şahıs da camiye çevirse caiz olur" (H.Ec. 1/14)
- Feyziye Fetvalarından: "Üzerinde resimler olup fakat secde yerinde (resim) bulunmayan sergi (seccade) üzerinde namaz kılmakta kerahet yoktur" (H.Ec. 1/12)
Açıklama: Bu fetva, canlı bir varlığın resminde mahzur olmadığını değil, secde yerinde resim bulunmadıkça namazda kerahet olmayacağını ifade etmektedir.
1 - Soru: Üzerinde Kabe resmi bulunan seccade üstünde namaz kılmak mahzurlu mudur?
Cevap: Değildir. O şekil, Kabe'nin aslı değil ancak resmidir. Yine de kaçınmak lazımdır. En azından ayak altına gelmemesine dikkat etmelidir.
2 - Soru: Almanya'da dokunan halılara yüzde bir domuz tüyü karıştırılıyor. Bu halı kullanılabilir mi ve üzerinde namaz kılınır mı?
Cevap: Eğer dediğiniz gibi ise, onun üzerinde namaz kılınmaz. Zira domuzun her şeyi necistir ve namaz kılınan yerin de her türlü pislikten temiz olması gerekir. Böyle bir halıyı kullanmaktan ise başka bir döşeme kullanmak daha münasip olur.
3 - Soru: Gömlekle namaz kılarken, kimlik kartımız cebimizden secde edeceğimiz yere düşüyor. Resimli olduğu için üzerine secde etmemiz caiz olur mu?
Cevap: Secde mahalline düşmüş olan resimli kartın (kimlik cüzdanının) resmi üzerine secde etmemeli, onu bir eliyle itip sonra secdeye varmalıdır.
4 - Soru: Namaz yol üstünde mi yoksa sahipli bir tarla içinde mi kılınmalıdır?
Cevap: Sahibinden izin almadıkça bir adamın tarlasında namaz kılmak, kerahatten hali görülmemektedir. Bilhassa tarla sürülmüş ve ekilmiş ise. Bu gibi halde yolun münasip bir yerinde kılmak daha uygun olur.
5 - Soru: Bazı levhaların üzeri camla kapatılmış ve fakat canlı resmi bulunduğunda bir mahzur olup olmadığını ve namaza zarar verip vermediğini açıklayınız.
Cevap: Kıble istikametinde olursa namaza zarar verir. Ancak üzeri bir bezle tamamen kapatıldığında namaza bir zararı olmaz. Fakat meleklerin girmesine engel olur.
6 - Soru: Suret olan yerde namaz olmaz. Bazı saatlerin üzerinde çok küçük resim var. Dikkatli bakınca belli olmaktadır. Namaz olur mu?
Cevap: Üzerinde resim bulunan şeylerin, namaza mani teşkil etmesi için, namaz kılanın karşısında olması gerekir.
7 - Soru: Kadınların kırda namaz kılmalarında bir mahzur var mıdır? Bazı hocalar kılamaz diyorlar, siz ne dersiniz?
Cevap: Namaz vakti geldiğinde, kırda çalışan bir kadının namazım kılmasında hiçbir engel yoktur. Hem de bu namazı ayakta kılması gerekir.
8 - Soru: Kabristanda namaz kılmanın mekruh olduğunu biliyoruz. Peygamberlerin kabirleri de bu hükme dahil midir?
Cevap: Peygamberlerin kabirleri bu hükmün müstesnası bulunmaktadır. Onların cesed-i mübareklerini diğer cenazelere teşbih mümkün değildir. Çakıl taşı ile mücevherin hükmü nasıl farklı ise peygamberin diğer insanlardan bir farkı mutlaka vardır. Kabe-i Muazzama'nın, Hacer-i Esved ve Zemzem kuyusu kısmı arasında yetmiş tane peygamber mefdun bulunduğu güvenilir kaynaklarda ifade edilmektedir. Altın oluğun alt kısmında Hz. İsmail'in annesi Hacer'in kabri bulunduğu bilinen gerçeklerdendir. Bahsi geçen yerlerde namaz kılmaktaki efdaliyyet izahtan vareste bulunmaktadır.
9 - Soru: Hamamda namaz kılmakta bir mahzur var mıdır?
Cevap: Önce bu hamam tabirinin üzerinde biraz durup sonra sorunuzla ilgili hükmü açıklamak yerinde olur. Namaz kılmanın 
mekruh olduğu yer hamamın yıkanılan kısmıdır. Orası pisliği giderme ve yıkıntıların döküldüğü mahal bulunmaktadır. Soyunma mahalli olan cam bölmelerde ve hamamcının ücret aldığı masa taraflarında namaz kılmakta hiçbir kerahet yoktur.




 İftitah Tekbiri
1 - Behce Fetvalarından; "İftitah tekbiri, namazın şartlarındandır" (H.Ec. 1/9)
Açıklama: Bazı fakihler, iftitah tekbirini namazın rukunlerinden saymıştır. Bir kısmı da namazın şartlarından kabul etmiştir. Fetva, bu tercihten birini dile getirmektedir.
2 - Ali Efendi Fetvalarından: "İmam olan şahsın iftitah tekbirini Kad Kaametissalah denildiği sırada alması efdal olur" (H.Ec. 1/8)
Açıklama: İmamın bu şekilde hareket etmesi, namazın adabındandır. İkamet bittikten sonra başlamasında da bir mahzur yoktur. İmam Ebu Yusuf'un tercihi de budur. İftitah tekbirini bundan daha fazla tehir doğru değildir.
3 - Soru: Namaza başlarken imam olan kimsenin iftitah tekbirinde sesini yükseltmesinin ve elleri kulak hizasına kaldırmasının hikmeti nedir?
Cevap: Namazda imama uyacak kimseler arasında herkes aynı durumda olmayabilir. İçlerinde sağır olan veya âmâ bulunan da vardır. Gözleri görmeyenlere, tekbirde sesi yükselmekle; sağır olanlara da elleri kaldırmakla namaza başlandığı bildirilmiş olur. Bundan başka, dünya işlerini arkaya atmaya ve külli olarak namaza yönelmeye bir işaret de mevcuttur.
4 - Soru: Namaz kılmak için camiye girdiğinde, imamın rükua gitmek üzere bulunduğunu gören kimse, bir taraftan yürürken diğer taraftan kılacağı namaza ve imama uymaya niyet etmiş olsa, bu yürümesi iftitah tekbirinin niyetine yakın olmasına mani olur mu? 
Cevap: Olmaz. Bu husustaki engel, yeme ve içme gibi işlere mahsustur. Yürümek, iftitah tekbirinin niyete yakın olmasına engel sayılamaz.
5 - Soru: Namaz kılan kimse iftitah tekbirinin kelimelerinde uzatma yaparsa namaza zarar gelir mi?
Cevap: Sorunuzda kapalılık bulunduğu için "Kelimeler"in üzerinde durmak yerinde olur. Lafza-i celalin hemzesini uzatırsa namazın bozulmasma sebep olur. Lamdaki meddi tabiinin ölçüyü aşmayan uzatılması tabii bir uzatma ve tecvide uygun bulunan bir med olmaktadır. Lafza-i celalin son harfi bulunan "He"yi uzatmak ise, hata edilmiş olmakla beraber, namazı ifsad etmez. "Ekber" lafzının evvelindeki hemze uzatılacak olursa namazı bozar. "Be" harfini uzatır. "Ekbaaar" derse namaz bozulur. Zira bu uzatma şekliyle "Dümbelek" manasına gelmektedir. Ayrıca şeytanın evladından bulunan "Keber" kelimesinin cemilenmiş şekli de olmaktadır.
6 - Soru: İftitah tekbirinde ellerin kulak yumuşağı hizasına kaldırılması tekbirle birlikte mi olacaktır?
Cevap: Bazıları tekbirle birlikte kaldırılacağını söylemişler ise de meşayihin ekserisi önce ellerin kaldırılacağını, sonra tekbirin alınacağını söylemişlerdir. En sahih olan hüküm de budur. (Nimetü'l-İslam, Namazla ilgili bölüm, s. 177 (2) rakamlı not)
7 - Soru: Kadınlar iftitah tekbirini alırken ellerini çenesinin yan taraflarına değdirecekler mi, yoksa sadece omuz hizasına mı kaldıracaklar?
Cevap: Kadınlar, iftitah tekbirini alırken, ellerini sadece omuzları hizasına kaldırırlar.Çeneye değdirilmesi şartı yoktur.
8 - Soru: Bazı imamlar, iftitah tekbirini, ellerini göbeğinin altına bağladıktan sonra bitiriyorlar. Bunun mahzuru var mıdır?
Cevap: İftitah tekbiri, aşağıda başlayıp baş parmaklar kulak hizasına kalktığı zaman bitecektir. Sünnet olan şekli budur. Şemsü'l-eimmetü's-Serahsi, "Meşayihin umumu bu hüküm üzerine birleşmektedir" demektedir. (Feteva-i Hindiye, c. l, s. 76)





    Kıraat
1 - Soru: Bir namazın birinci rekatinde bir surenin sonundan okuyan kimse, ikinci rekatinde başka bir surenin sonundan okuyabilir mi? Böyle yapmasında bir kerahet var mıdır?
Cevap: Bu şekilde okumakta herhangi bir mahzur ve mekruh yoktur.
2 - Soru: Namaz kılan bir kimse, ikinci rekatte birinci rekatte okuduğu sureden daha üstten bir sure okusa, mekruh işlediğini anlayıp ilk rekatte okuduğu surenin önündeki bir sureyi okursa bu kimseye secde-i sehiv lazım gelir mi?
Cevap: Okumaya başladığı sureyi bırakmaz. Böyle bir yanılmadan dolayı da sehiv secdesi gerekmez. Zira bu gibi tertibe riayetsizlik, tenzihen mekruhtur.
3 - Abdürrahim Fetvalarından: "Fatihayı okuduktan sonra bir surenin sonundan birkaç ayet okunsa kerahet yoktur" (H.Ec. c. 1/10)
Açıklama: Bu yanılma ile, manada fahiş bir bozukluk olmamakla vacip yerine gelmiş olur. Okunan kısmın, bir surenin evvelinden, orta veya sonundan seçilmiş olmasında kerahet yoktur.
4 - Behce Fetvalarından: "İmam (namazda Kur'an okurken) tutulsa, cemaatten biri de okunan yerden imamı feth (hatayı düzeltme)de bulunduğunda, imam okuyup tamamlasa namazları fasid olmaz" (H.Ec. I/11)
Açıklama: İmam, Kur'an-ı Kerim'den ezberinde olan en pişkin yerleri okumalı; yanıldığı yeri doğrultmaya cemaati mecbur bırakmamalıdır. Şayet namaz caiz olacak kadar okumuş ise rükua varmalı, aksi halde bir başka yerden okumalıdır. Buna da imkan bulamazsa cemaat içinden biri, imamın yanlışını söyler, o da bu ikaza uyarak hatasını düzeltirse namazları fasid olmaz.
5 - Soru: Bazı kimseler, namazdaki acemiliği yüzünden, okuyacağı sureyi daha bitirmeden rükua varmakta ve bu yüzden surenin bir kısmı, rükuda bitmektedir. Bunda dini bir mahzur var mıdır?
Cevap: Kıyamdan başka bir yerde Kur'an okumak mekruhtur. Bu noktadan hareketle rüku ve secdede Kur'an okunmasının kerahati anlaşılmaktadır. Bu iş de mekruhtur.
6 - Soru: Sabah namazının farzını kılarken, ikinci rekatte unutarak, Kur'an okumadan rükua giden kimsenin nasıl hareket etmesi gerekir?
Cevap: Rükudan kalkıp Kur'an okumayı yerine getirip tekrar rükua gitmesi gerekir. Eğer Kur'an okumazsa namazı fasid olur.
7 - Abdürrahim Fetvalarından: "Yatsı namazının ilk sünnetinde, ka'de-i uladan ayağa kalkınca "Sübhaneke", "Euzü" ve "Besmele" okuması gerekir" (H.Ec. 1/10)
Açıklama: Her namaza başlandığında Sübhaneke okumak sünnet olduğu gibi, sünnet-i gayri müekkede bulunan ikindi ve yatsı namazlarının sünnetleri ile Teravih namazında ka'de-i uladan kalkınca Sübhaneke okumak ve peşinden Euzü Besmele çekmek sünnettir.
8 - Soru: Bazı camilerde ilk sünnet ile farz arasında, yani kametten önce, üç defa ihlas okunuyor. Bu sıra namaz kılanlar da oluyor. Okumak caiz midir?
Cevap: İhlas okunmasına dair emredici bir hüküm yoktur. İhlas okunmasında ecir vardır, fakat bahsettiğiniz gibi, adet haline getirip okumak yerine terki daha evladır.
9 - Soru: Namazda alışkanlık haline gelmiş bir huyum var. Her sure için besmele çekiyorum. Bu davranışım sakıncalı mı? Bir de namazda okunacak Fatiha'ya "Euzü ve Besmele" ile mi başlanılacak, yoksa yalnız besmele kafi mi?
Cevap: Hanefi mezhebine göre, namazda sure okumaya başlarken besmele okunmaz. Namazın ilk rekatinde, Sübhanekeden sonra "Euzü" ve "Besmele" okunur. Daha sonraki rekatlarda sadece "Besmele" okumak kafidir.
10 - Soru: Namazdan sonra Ayetü'l-Kürsi'yi okuyanca bazı kimseler tesbihe üflüyorlar. Bu neden yapılmaktadır ve yapılması şart mıdır?
Cevap: Böyle bir şart yoktur. Tesbihe üflenmesi de yanlıştır. Şayet üfleyecekse, Huu, diye kendi göğsüne üflemesi münasip olur.
11 - Soru: Namazda zammı sure okurken takıldım. Geriden aldımsa da okuyamadım. Başka bir sure okuyabilir miyim? Okursam bir şey lazım gelir mi?
Cevap: Namaz caiz olacak miktarda okumuş iseniz rüküa gidersiniz. Şayet hiç okumamış iseniz ezberinizde olan başka bir yerden okursunuz. Bundan dolayı bir şey lazım gelmez.
12 - Soru: "İmam ve Müezzin, Cemaat ve Cemiyetler Hakkında Birkaç Uyarı" adlı kitapta beş vakit namazların sünnetleriyle farzı arasında ihlas okunmasının bid'at olduğu yazılı. Bu konuda bizi aydınlatınız.
Cevap: Bir zamanlar Çorum uleması da bid'at olduğunu söylemiş ve onların sözleri diğer Osmanlı uleması tarafından kabul edilmişti.
13 - Soru: Namazların farzlarında okunacak Kur'an-ı Kerim'in miktarını belirtirken çözemediğimiz bir tabir var. "Tıval-i mufassal", "Evsat-ı mufassal" ve "Kısar-ı mufassal" tabirleri hangi sureleri içine almaktadır?
Cevap: "Tıval" kelimsi tavil'in cemilenmiş şeklidir. Tavil ise "Uzun" manasına gelmektedir. "Mufassal" lafzı ise, fasıllan çok olan manasına gelmektedir. Bu sureler şöyle tasnif ve tesbit edilmiş bulunmaktadır: "Tıval-i mufassal", Sure-i Hucürat'dan Büruc Suresi'ne kadar olan surelerdir. Tarık Suresi'nden "Lem yekun" suresine kadar olan surelere "Evsat-ı mufassal" adı verilmektedir. Bundan itibaren nihayete kadar olan surelere ise "Kısar-ı mufassal" denilmektedir.
14 - Soru: Bir kimse, Sübhaneke'den sonra Fatiha'yı okumadan rükua gitmiş olsa nasıl hareket eder?
Cevap: Geri kalkıp, önce Fatiha'yı, onu takiben sure veya ayetlerden caiz olacak miktar Kur'an okumayı yerine getirir ve tekrar rüku yapar. Evvelki rüku muteber olmamıştır. Şayet rüku tekrarlanmazsa namaz fasid olur. Çünkü rüku gibi mükerrer olmayan rükünler arasında tertibe riayet farzdır. Önce kıraet sonra rüku ifa edilmesi lazımdır.
15 - Soru: Farz namazların ancak iki rekatinde kıraat farz kılındığı halde, nafilelerin her rekatinde farz olmasının hikmet-i sebebi nedir?
Cevap: Nafilelerin her iki rekati müstakil bir namazdır. Bu sebeple her rekatinde kıraat farz kılınmış olmaktadır.
16 - Soru: Vitir, Hanefi mezhebine göre, vacib bulunduğu halde neden her rekatinde kıraat farz olmaktadır.
Cevap: Vitir namazının sünnet olduğu ictihadında bulunan müctehidlere göre, her rekatinde kıraatin farz olmasının sebebi açıktır. Vacib olduğu ictihadında olan müctehidlere göre, her rekatinde kıraatin farz olması ihtimali dikkate alınmış ve ihtiyatla hareket edilmiş olmaktadır.
17 - Soru: İmamla namaz kılarken selam vereceğimiz sırada imam selama başlayasıya kadar olan vakit içerisinde "Rabbena" duasını tekrar tekrar okuyabilir miyim?
Cevap: Okuyacağınız dua ve tesbihatı çabuk bitirip de tekrarlamak yerine ağır ağır okuyup imama ayak uydurmanız daha münasip bir hareket olur.
18 - Soru: Sabah namazından sonra okulan "Lev enzeina" ayetlerinden önce üç kere okunan "Euzü billahissemiıl-alimi mineşşeytanirracim" şeklindeki istiaze neye istinaden okunmaktadır?
Cevap: Tirmizi'nin Ma'kıl bin Yesar'dan rivayet ettiği bir Hadis-i Şerife müsteniden okunmaktadır. Hadis-i Şerifte şöyle ifade edilmektedir; "Kim sabaha erdiğinde üç defa "Euzü billahissemiıl alimi mineşşeytanirracim" der ve sure-i Haşrin sonundan üç ayet okursa, Allah (cc) da buna karşılık olarak yetmiş bin meleği (o kimseye) müvekkel kılar."
19 - Soru: Bir imamımız var. Namaz kıldırırken iyice dikkat ediyorum. Fatiha'daki "İyyake" kelimesini tek ya ile okuyor. Kendisini uyarıyorsak da, "İmam bildiğini okur" kabilinden bir değişiklik olmuyor. Bu imamın arkasında kıldığımız namazlar fasid olur mu? 
Cevap: Bu şekilde okuması doğru olmamakla beraber, namazı bozacak seviyede bir yanlış değildir. Zira, şeddesiz bir harfi şeddeli olarak okumak veya şeddesiz bulunan bir kelimeyi tek harf olarak telaffuz etmek namazı ifsad etmez. (Büyük İslam İlmihali, Namazla ilgili bölüm, madde: 439)
20 - Soru: Bir imam, "Semia..." yerine "Semie" okusa hüküm nedir?
Cevap: Böyle bir okuyuş doğru olmamakla beraber namazı ifsad etmez. Kalın okunacak bir harfi ince, ince okunacak bir harfi kalın okumakta umum belvâ vardır. (Büyük İslam İlmihali, Namazla ilgili bölüm, madde: 439)
21 - Soru: İmamın okuyuşunda namazı bozan bir hususu cemaat cahil olup anlayamasalar iktida eden cemaatin namazı fasid olur mu olmaz mı?
Cevap: Cemaatin, cahilliği bir mazeret sayılamaz. Namaz bozulmuş olur.
22 - Soru: Bir kimse Kur'an-ı Kerim'i okurken "sin" ile peltek "se"yi ayırt edemiyor. Bu kimsenin imamlık yapması sahih ve caiz midir?
Cevap: İmamlığın şartlarından biri de dilde bu gibi özürlerin bulunmamasıdır. Bu itibarla, bahsi geçen kimsenin imamlık yapmaması gerekir.
23 - Soru: Bir kimse namaz kıldırırken surede veya ayette (f) yerine (vav), (ha) yerine (hı) okusa, esre yerine üstün, üstün yerine ötre okusa namazı sahih olur mu?
Cevap: Namazın sahih veya fasid olduğu, manada bozukluk olup olmamasına bağlıdır. Siz bunu bir örnekle belirtmediğiniz için kesin bir şey söylememiz mümkün değildir.
24 - Soru: Bir kimse, giyilmesinde kerahet bulunan ipek takke ile namaz kılacak olsa namazı fasid olur mu?
Cevap: Namazı fasid olmaz. Ancak kerahet olan bir şeyi ihtiyar ettiğinden dolayı edebe aykırı hareket etmiş olur.
25 - Soru: İmamdan önce secdeye giden kimsenin namazı hakkındaki hüküm nedir?
Cevap: İmama uyan bir kimse secdeye, imam başını rükudan kaldırdıktan sonra varmış ve imam, o secdede iken yetişmiş ise, imamın ve muktedinin secdedeki ortaklıkları sebebiyle, o kimsenin namazı sahih ve fakat imamdan önce secdeye vardığı için mekruh olur. Eğer imam, o kimse secdede iken onun secdesine yetişmiş olmazsa bu kimsenin namazı sahih olmaz. (Nimetü'l-İslam, s. 486)

 
Namaza Niyet

1 - Abdürrahim Fetvalarından: "Kendi başına namaz kılan kimsenin, uydum Kur'an'a demesiyle bir şey lazım gelmese de böyle söylemesi de gerekmez" (H.Ec. l /12)
2 - Soru: Cenaze namazında selam verirken cenaze de niyete alınacak mı?
Cevap: Cenaze, selam vermekte niyete alınmayacaktır. İlk selamda, sağda bulunanı, ikinci selamda ise sol tarafında bulunanı niyete alıp selam vermek gerekmektedir.
3 - Abdürrahim Fetvalarından: "İmam, yaptığı niyetinde, (cemaat içindeki) Amr'ı istisna etse, Amr'ın o imama uyması sahih olur."
Açıklama: Namaz kıldırmakla vazifeli olan bir kimse, umumun hizmetinde bulunmaktadır. Nefsani bir öfkeye kapılıp cemaat içinden bir şahsı niyetten hariç tutsa bile o şahsın imama uymasına mani değildir.
4 - Feyziye Fetvalarından: "Namaza niyyetin, iftitah tekbirine yakın olması gerekir" (H.Ec. l/11)
Açıklama: Niyet, yapılacak bir işe kalbin karar vermesidir. Kalp sultanının kararından sonra ibadete başlamak münasip olur. Arada başka şeylerle meşgul olmak, verdiği karar ve yaptığı niyetten kalbin ayrılmasına sebep olur.
5 - Soru: Bir kimse öğle namazını kılarken ikindi namazına niyet etse caiz olur mu?
Cevap: Caiz olmaz.
6 - Soru: Namaza niyet edileceği zaman "Euzü besmele" çekilmez diyenler var. Bu söz ne derece doğrudur?
Cevap: Niyete "Euzü besmele" çekilerek başlanacak diye bir kayıt yok, ama euzü ve besmele çekmekte de dinen bir mahzur yoktur.
7 - Soru: Güneş doğduktan sonra kılınacak sabah namazının niyeti nasıldır?
Cevap: Güneş doğduktan sonra kılınan sabah namazına "Kaza" diye niyet edilecektir



    Secde
1 - Soru: Bir kimsenin secde mahalli, ayak bastığı yerden azami ne kadar yüksek olabilir?
Cevap: Secde eden kimse, şer'i ölçü ile azami yarım zira yükseklikteki bir yere secde edebilir.
2 - Soru: Namazda alnını yere koyarak secde etmenin farz olduğunu biliyoruz. Burnumuzun yere değmesi de farz mıdır?
Cevap: Vacibtir.
3 - Soru: Namazlardaki ikinci secdenin hükmü nedir?
Cevap: Birinci secde gibi farz olduğunda icma vardır.
4 - Soru: Bazı kimseler, secdeden kalkarken ellerini dizlerinin üzerine koymadan kalkmaya çalışmaktadırlar. Bu hareket, bilhassa yaşlılarda kolay olmadığı için ellerini ileriye doğru uzatarak dengesini temin etmeye çalışmaktadır. Bu hususta doğru olan nedir, açıklar mısınız?
Cevap: Secdeye giderken önce sağ dizini sonra sol dizini koymak; secdeden kalkarken, dizlerin kalkmasına sıra geldiğinde, önce sol, sonra sağ dizini kaldırmak müstehabtır.
5 - Behce Fetvalarından: "Kadınların, secde halinde iken ayak parmaklarını dikmemesi gerekir" (H.Ec. 1/9) 
Açıklama: Kadın için tesettür, her zaman gereklidir. Namaz içinde buna riayet kemal derecesine ulaşır. Kadının tesettür haline daha uygun düşeceğinden dolayı, ayaklarını dikmemek uygun olur.
6 - Behce Fetvalarından: "Namaz kılan, seccadede ayak parmaklarını kıbleye çevirmeyip çarpık olarak koysa mekruh olur" (H.Ec. 1/11)
Açıklama: Seccade üzerinde dururken, askerlerin hazır ol vaziyetinde durduğu gibi, ayak parmaklannın uçları yanlara dönük olursa kerahet vardır. Bu duruşun sünnete uygun olan şekli, ayak parmaklannın uçlarının kıbleye müteveccih olmasıdır.
7 - Soru: Secdede dizleri yere koymak farz mıdır?
Cevap: İmam Züfer ile İmam Şafii ve Ahmed b.Hanbel farz demişlerse de Hanefi İmamlarına göre farz değildir.
8 - Soru: Secde sırasında ayaklar yere hiç değmese secde caiz olur mu?
Cevap: Caiz olmaz. Bir ayağın tek parmağını yere değdirmiş olmak veya ayağın üstünü yere getirmek, secde için yeterli değildir.
9 - Soru: Dizler üzerine başını koyup secde etmek caiz mi?
Cevap: Cemaatin kalabalık olması veya başka bir özür bulunması sebebiyle olursa caiz görülmüştür.
10 - Soru: Ellerimiz üzerine secde edebilir miyiz?
Cevap: Bir mazeret sebebiyle olursa veya secde mahallindeki aşırı sıcak yahut soğukluk bulunmasından dolayı yapılırsa caizdir.
11 - Soru: Buğday, arpa ve benzeri hububat yığını üzerine secde yapılabilir mi?
Cevap: Yapılamaz. Ancak bu hububat, çuval içinde ise o zaman caiz olur. Zira açıkta yığın halinde olunca namaz kılanın alnı bunlar üzerine karar etmez (tam temas edemez).
12 - Soru: Cemaatin birbirinin üzerine secde etmesi hangi şartlarda caiz olur?
Cevap: Cemaatin kalabalık olması sebebiyle, cami cemaati almaz ise veya havanın yağışlı yahut yerlerin çamurlu olması neticesinde aynı namazı cemaatle kılan kimselerin birbiri üzerine secde etmeleri caiz görülmüştür. Bunda takip edilecek usul şöyledir. Tek saflar; birinci, üçüncü, beşinci, yedinci, dokuzuncu ilh. saflar yere secde eder. Bunların peşindeki çift sayılı saflar, öndeki cemaatin sırtına secde eder.
13 - Soru: Kar üzerine secde yapılabilir mi?
Cevap: Bastırılıp sıkıştırılmak suretiyle katı hale getirilirse secde yapılabilir.
14 - Soru: Kaç türlü secde vardır?
Cevap: Yapılması meşru olan secdeler: a) Namazların secdesi, b) Tilavet secdesi, c) Şükür secdesi.
15 - Soru: Masa veya sıra üzerine secde etmek caiz olur mu?
Cevap: Caiz olmaz. Bazı din düşmanı mihraklarca böyle soytarıca laflar yapılmakta ise de bu arzu, onların secde etmeye olan isteklerinden veya bir mazeretleri bulunmasından doğmamıştır. Onlar İslam dinini kuşa çevirmek fikrinde oldukları için böyle süfli fikirleri ortaya atmaktadırlar. 15-20 dakika dans edebilmek için bir kadının önünde yerlere kadar eğilen "hezele", Allah'ın huzurunda secde etmeye gelince yan çizmektedirler.
16 - Soru: Bir Ayet-i Kerimede "Necm" ve "Şecer" secde eder buyurulmuş. Bunlar ne manaya gelmekte ve bunların secdesi nasıl olmaktadır?
Cevap: "Necm", aslında yıldız manasına gelmekte ise de, Sure-i Rahman'ın 6. Ayet-i Kerimesinde geçen, secde ettiği bildirilen "Necm", sakı bulunmayan nebat manasına gelmekte, "Şecer" ise ağaç manasını ifade etmektedir. Gerek otlar gerekse ağaçlar Yüce Ma'budumuza secde etmektedirler.
Eşyanın tamamı her an Halkını tazim ve onu tesbih etmektedir. Esen yellerin önünde sallanan dalların, yerlere uzanıp kalkan otların bu sallanışı, Allah'a(cc) bir secdeden başka neyin ifadesidir?
17 - Soru: Ufak bir taş üzerine secde etmek caiz mi?
Cevap: Alnın ekserisi taş ile birlikte yere temas ederse caiz olur. Aksi halde secde ifa edilmiş olmaz.
18 - Soru: İranlıların taş üzerinde secde etmeleri neyin nesidir ve bu hareket caiz midir?
Cevap: Şia mezhebindeki İranlılar, Kerbela'dan aldıkları taşlar üzerine secde etmektedirler. Böyle bir hareket, biz Sünnilere göre asla caiz değildir. Bu itibarla, onlarda düzgün bir şey, bozulmadık bir cihet bulunursa, tesadüf olarak kabul edilmelidir.
20 - Soru: Namaz rekatlarından birinin secdesini unutan kimse nasıl hareket edecektir?
Cevap: Bahsi geçen secde kasten terk edilecek olursa namaz fasid olur. Fakat unutmak sebebiyle terk edilmiş olursa hatırlandığı zaman secde yapılır. Hatta namazda selam verildikten sonra yapılmadığı hatırlanırsa, dünya kelamı söylenmemiş, yüz kıbleden başka istikamete çevrilmemiş ise gene secde yapılması gerekir.
21 - Soru: Secde ile ilgili bir sorum daha olacak. İmam olan kimse, rüku ve secde tesbihlerini üç defadan fazla söyleyebilir mi?
Cevap: İmamlık yapan bir şahıs, cemaatin muvafakat ve rızasını almazsa teşbihleri üçten fazla söylememelidir. Zira halkın nefret duymasına sebep olur. Kendi başına namaz kılan kimse beş veya yedi defa söyleyebilir.
22 - Soru: Rüku ve secdede Kur'an okumak caiz midir? Değil ise, namazların sonunda "Rabbenağfîrli" veya "Rabbena atina" ayetlerinin okunmasma ne dersiniz?
Cevap: Rükuda, secdede ve tahiyyat için olan oturmada Kur'an okumak kerahet-i tahrimiye ile mekruh bulunmaktadır. Fakat namazların sonunda okunan Kur'an lafızları ile kıraet değil, dua kast olunduğu için bunda bir mahzur yoktur. (Nimetü'l-İslam, s. 185)
23 - Soru: Alnında ve burnunda yarası olan bir kimse, yanağını yere koymak suretiyle secde yapabilir mi?
Cevap: Bu asla caiz değildir. Özrü bulunsa da böyle bir müsaade yoktur.
24 - Soru: Burnunda yara bulunan bir kimse, sadece alnını yere koymak suretiyle secde edebilir mi?
Cevap: Evet, bu caiz görülmüştür. Şayet böyle bir mazeret mevcut değilse, böyle yapmak kerahatle caiz olur.
25 - Soru: Sadece burun yere konulmak suretiyle secde yapılabilir mi?
Cevap: Alında bir özür bulunduğu için secde burun ile yapılmış ise, caizdir. Bunda Hanefi imamlarının görüş birliği vardır. Şayet bir özür yok ise, İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre secde caiz görülmemiştir. İmam-ı Azam, kerahatle caiz olduğu içtihadındadır.
26 - Soru: Namaz kılarken, secde halinde, Türkçe olarak istediğim duayı okuyabilir miyim?
Cevap: Namazda okunacak hususlar tespit edilmiş ve İslam fukahası tarafından yazılan eserlerde açıklanmıştır. Bu sebeple, insan istediğini değil, istenileni okumak durumundadır. Sünnete uygun olan "Sübhane Rabbiye'l-a'la" tesbihini 3, 5 veya 7 defa okumaktır.




Tahiyyat
1 - Soru: "Tahiyye" selamlamak manasına gelmektedir. Namazların oturuşlarında okunan tehiyyat da bu manaya mı gelmektedir?
Cevap: Tahiyyat, asıl itibariyle selamlamalar manasına gelmektedir. Burada "her türlü kavli ibadetler" dille yapılan her türlü ibadet kast olunmaktadır. Peygamber Efendimiz(sav), Rabbani bir ilhamla bunları okuduğunda, Cenab-ı Hak, bu selama mukabele buyurup "Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh" cümlesiyle mukabele lütfunda bulunmuştur. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz(sav) de "Esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin" diye Rabbimizin selamına mukabele etmiştir.
2 - Soru: Bu tahiyyat diğer mezheplerde de aynen okunmakta mıdır?
Cevap: Hanefi mezhebinde olanların okuduğu bu tahiyyat, ashabtan Abdullah bin Mes'ud (ra)'dan rivayet olunan tahiyyat olup Hanbeli mezhebinde çok küçük bir farkla aynen okunmaktadır. Şöyle ki: "Eşhedü en-lailahe illallah" ya da "Vahdehü la şerike leh" kelimelerini ziyade etmekte ve sonunda salevat okunmaktadır.
Maliki mezhebi mensuplarının okudukları tahiyyat ise şöyledir: "Ettehiyyatü lillahi, ezzekiyyatü lillahi, ettayyibatü esselevatü lillahi. Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh. Esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin, eşhede en lailahe illallahü vahdehu la şerika lehü ve eşhedü enne Muhammed Abdühü ve Resulüh."
Şafii mezhebi mensuplarının okudukları tahiyyat da şöyledir: "Ettehiyyatü, el-mübarekatü, essalevatü, ettayyibatü lillahi, Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh. Esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin. Eşhedü en-lailahe illallah ve eşhedü enne seyidena Muhammeden Resulullah. "Şafii mezhebinde olanların okuduğu bu tahiyyat, ashabtan Ebu Musa ve İbni Abbas (r.a.e.) hazeratının rivayet ettikleri tahiyyat olmaktadır. (el-Fıkıh ala mezahib'l-erbea c. l, s. 165-166)
3 - Soru: Ka'de-i ahirede farz olan oturmak mıdır, yoksa tahiyyat okumak mıdır?
Cevap: Tahiyyat okumak farz değil vacibtir. Oturmak farzdır ve bunda ulemanın icmai vaki olmuştur. Ancak bu oturmanın miktarında değişik beyanlar varsa da biz Hanefilere göre "tahiyyat okuyacak kadar" oturulması gerekmektedir. Bir insan, namazın secdelerinden birini unuttuğunu ka'de-i ahireyi yaptıktan sonra hatırlasa, bu secdeyi ifa eder ve ka'deyi tekrar yapar ve sonunda sehiv secdesi gerekir. Kade-i ahire, rükünleri nihayete erdirmek için meşru olduğundan en sonunda ifa edilmesi gerekmektedir.
4 - Soru: Bir kimse kade-i ahirede teşehhüd okuyacak kadar otursa ve fakat Ettehiyyatü'yü okumadan selam verse nasıl hareket etmesi gerekir?
Cevap: Önce tahiyyatı okuması, daha sonra selam verip, sehiv secdesi yapması gerekir.
5 - Soru: Bir kimse, tahiyyatı secdede okuyup sonra kalkıp otursa ve selam verse ne lazım gelir?
Cevap: Teşehhüdü mahallinden başka bir yerde okuduğu için namazın sonunda sehiv secdesi yapması gerekir.
6 - Soru: Sünnet'i istihfaf ile (hafife alarak) terk etmenin sonucu nedir?
Cevap: İstihfaf, izaha muhtaç bulunan bir kelimedir. Bir kimsenin istihfafı o sünnetin şariin nazarında ihtimam olunmayan bir şey olduğu zaman ile olursa "günah" olur. Şayet bu hafife alma şarii istihfaf olursa küfürdür. (Ni-metü'l-İslam, s. 153)
7 - Soru: Teşehhüdde parmak kaldırmak hakkında bilgi verir misiniz?
Cevap: Bu, namazın sünnetlerindendir. Sağ elin baş parmağı ile orta parmağı halka haline getirilerek "La ilahe" derken şehadet parmağını kaldırır, "İllallah"ta indirir. (Nimetü'l-İslam, l. ks, s. 167-168)
8 - Behce Fetvalarından: "Tahiyyatta (otururken) özrü bulunmadığı halde sağ ayağını dikmemek, sünneti terketmek olur" (H.Ec. 1/11)
9 - Soru: Bir kimse sünnet-i müekkede veya farz namazların birinci teşehhüdünde "Allahümme salli ve barik"i okumuş olsa ne yapmalıdır, namaz sahih midir?
Cevap: Farz olan namazda kıyamı geciktirdiği için (sünnet-i müekkede ise farz olan kıraati geciktirmiş olacağı için) sehiv secdesi yapması gerekir. Böyle bir hal namazı bozmayacağından ibadet sahihtir




 Namazların Sonundaki Tesbihat
1 - Soru: Mahallemize bir imam geldi. Hiçbir zaman namazdan sonra tesbih çekmiyor. Bunu bir türlü anlayamadık. Bu hususta bizi aydınlatmanızı rica ederiz.
Cevap: O imamın hangi müessesede yetiştiğini inceleyiniz ve gidip hocasına -veya hocalarına- ve bir de böylesine vazife veren merciye sorunuz.
2 - Soru: Bazı kişiler, "Bir çekimlik tesbihi ele alıp oynamak günahtır. Fakat otuz iki adet olursa bir şey olmaz" diyorlar. Bu söz doğru mudur?
Cevap: Bu iddiaların dini ve ilmi bir dayanağı yoktur. Her iki iddia da yanlıştır.
3 - Soru: Tesbih kimden kalmıştır. Bazı kimseler Veysel Karani Hazretleri'nden kalmıştır diyorlar. Bu iddia doğru mu? Peygamber Efendimiz (sav) zamanında tesbih kullanılıyor muydu, yoksa parmaklar ile mi bu vazife görülüyordu?
Cevap: Tesbihin Üveys-i Karani Hazretleri'nden kaldığına dair bir rivayete rastlamış değiliz. Peygamber Efendimiz'in(sav) asrında "tesbih" adı verilen aletin kullanıldığına dair bir beyan yoksa da, okunan virdlerin çakıl taşı veya çekirdeklerle sayıldığı, Tirmizi'nin Sa'd İbni Ebi Vakkas'dan(ra) rivayet ettiği Hadis-i Şeriften anlaşılmaktadır. (Riyazü's-Salihin tercememizin 1439 rakamlı Hadis-i Şerifîne bakınız) Bu hususta şunu ifade etmek isteriz: Tesbihleri parmakla saymak azimet, tesbih adı verilen şeyi kullanmak ise ruhsattır.
4 - Soru: Namazdan sonra çekilen tesbihleri, elle mi yoksa adı verilen aletle mi saymak evladır?
Cevap: Elle saymak evladır. "Tesbih" adı verilen aleti çekmek de caizdir.
5 - Soru: Cenaze varken, farz namazların peşinde tesbih çekilmiyor. Bu hususta ne dersiniz?
Cevap: Cenazeyi defin hususunda acele etmek gerektiğinden dolayı böyle yapılmaktadır. Tesbih çekilmesi sünnet, cenaze namazı ise farzdır. Onu öne almak gerekir. Tesbihi daha sonra kendi kendine çekmek de mümkündür, çekmelidir.
6 - Soru: Abdullah bin Ömer (ra), "Ben, Resulullah'ı (sav) tesbihleri (sağ elin parmakları ile) sayarken gördüm" diye rivayet etmektedir. Bir de Yasir kızı Humeyda Yüseyre'den, Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Sizin üzerinize tesbih, tehlil ve takdis (ifade eden virdleri okumak) lazımdır. Onları parmakla sayınız. Zira onlar, sahibinin yaptıklarından sorguya tabi tutulacaklardır. (Şahidlik yapmaları için) sorguya çekileceklerdir. Gaflet etmeyin ki rahmeti unutursunuz." Bu Hadis-i Şerifler, Peygamber (sav) Efendimiz'in tesbihleri parmak ile saydığını ve ashabına da parmakla saymalarını emrettiğini açıkça ortaya koyduğu halde, tesbih kullanınca bu emir ihmal edilmiş olmuyor mu?
Cevap: Okunan tesbihleri el ile saymak daha faziletlidir. Abdullah bin Ömer'den (ra) rivayet edilen Hadis-i Şerif ve onu takip eden Hadis-i Nebeviden anlaşılan hususu budur. Meseleye "Evlanın tesbiti" yönünden bakılacak olursa, varılacak sonuç başka türlü olamaz. Tesbih kullanmanın caiz olup olmadığı yönünde meseleye bakıldığı zaman, Hadis-i Şeriflerle ilgili kitaplar, tasavvufi sahada yazılmış eserler ve fıkhi kitaplar dikkat süzgecinden geçirildiğinde, tesbih kullanmanın caiz olduğu görülmektedir. Hatta virdi okuyacak kimse, yanılmaktan ve hata etmekten kendini emin bulmuyorsa tesbih kullanmanın evla oduğu ifade edilmektedir. Allame Şihab İbni Hacer Hazretleri de böyle fetva vermiş bulunmaktadır. Evliyaullahın ekserisi tesbih adı verilen aleti kullanmıştır. Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri'nin elinde tesbih görülmüş ve kendisine "Senin gibi bir zat, elinde tesbih mi tutuyor?" denilmiş. O, "Rabbime ulaştığım bir yolu terk edemem" cevabını lütfetmiş.
İbni Asakir, Tarih'inde tahric etmektedir: Ebu Müslim Havlani Hazretleri'nin elinde bir tesbih bulunur ve onunla virdlerini okurmuş. Bir gece uykudan kalktığında tesbihin elinde dönmekte olduğunu görmüş. Tesbihi koluna dolamış, bakmış ki tesbih kolunda da dönmekte ve ondan şu tesbihat işitilmekte imiş: "Ya münbite'n-nebat, ya daime's-sebat! Bunun üzerine Ebu Müslim, hanımına hitaben, "Ya Ümm-i Müslim gel, gel? Şu acayip duruma bak" diye seslenmiş. Kadın geldiğinde, tesbih hala dolaşmakta imiş. Zevcesi oturduğu zaman tesbih durmuş. Okunacak virdin fazla olması halinde, hata ve yanılma ihtimali galip bulunduğu için, hataya düşmemek maksadı ile tesbih kullanmanın evla olduğu yukarıda belirtilmiş bulunmaktadır. 5-10 tesbih okuyan kimse için, bunların sayısını şaşırmak mümkün olabilir. Eslaftan öyle zatlar bilinmektedir ki, okuduğu vird onbinleri bulmaktadır. Onlardan birkaç misal vererek mevzumuzu zenginleştirmek isteriz. Şöyle ki:
Ebu Hüreyre (ra), oniki bin tesbih okumadan yatağına girip yatmazdı. Ashabtan Ebu'd-Derda (ra), bir günde yüzbin tesbih okurdu. Halid bin Madan, bir günde kırk bin tesbih okurdu. Bu durumlar dikkate alınınca, parmaklar ile tesbihi saymanın zorluğu daha açık olarak ortaya çıkar.
Tesbih kullanmakta bir kerahet olsa idi, onu Peygamber Efendimiz(sav)yasaklardı. Yasaklanma olmamış, sadece fazileti üstün tesbihatın okunması tavsiye edilmiştir.
7 - Soru: Namazların peşinde veya başka zamanlarda tesbih, hamd, tekbir, vird ve zikir okurken tesbih adı verilen aleti çekmek bid'ad mıdır?
Cevap: Bir şeyin bid'at olması için dinimizde yeri olmaması gerekir. Halbuki Resulullah (sav), okunan tesbihleri çekirdek veya çakıl taşı ile sayanları gördüğü halde bunu yasaklamamıştır. Men etmeyişi, tesbih çekmenin takriri bir sünnet olduğunu ortaya koymaktadır. Tesbih kullanmanın bid'at olduğunu iddia eden kimsenin sözü, ilmi bir esasa dayanmamaktadır.
Hakim ve Taberani, mü'minlerin annesi Safiyye (ra)'den şöyle rivayet etmektedir: "Benim önümde dört bin çekirdek bulunduğu halde Resulullah (sav) yanıma girdi ve "Ey Huyey kızı, bunlar nedir?" buyurdu. Ben, "Onlarla (okuduğum) tesbih (leri tadad) ediyorum (sayıyorum)" dedim. Bunun üzerine "Baş ucuna dikildiğim zamandan beri, ben bundan daha çok tesbih okudum" dedi. Ben, "Ey Allah'ın Resulü(sav), onu bana öğretiniz" dedim. Resul-i Ekrem(sav), "Sübhaneallahi adede ma haleka min şey'in" (tesbihidir)" buyurdu.
    Peygamber (sav) Efendimiz, zevcesini çekirdekleri kullanmaktan men etmemiş, ancak faziletçe daha üstün bir tesbihi haber vermişti. Yasaklanmayışı, bunları kullanmada Takrir-i Nebevi olmaktadır. Bu husustaki misal bundan ibaret de değildir. Sâd bin Ebi Vakkas (ra)'ın rivayet ettiği diğer bir hadis-i şerif de bu hususu teyid etmektedir. Şöyle ki: Sa'd (ra) Resulullah (sav) ile birlikte bir kadının yanına girmişler. Kadının önünde çekirdekler veya çakıl taşları bulunuyordu. O, bunlar ile tesbih ediyordu. Resul-i Ekrem; "Sana bunlardan daha kolay -veya daha faziletli- olanını haber vereyim mi?" buyurdu. (Sonra) şöyle devam etti: "Gökte yarattıklarının sayısınca Allah'a tesbih ederim, yerde yarattıklarının sayısınca Allah'ı tenzih ederim, yer ve gök arasındakilerin sayısınca Allah'ı tesbih ederim. Yarattığı şeyler sayısınca Allah'a tesbih ederim." "Allahu Ekber" de bu şekilde, "El-hamdülillah" da bu tarzda, "La-ilahe illallah" da bu şekilde "La havle vela kuvvete illa billah" da bu tarzda okunacaktır.
Bu Hadis-i Şerifde okunan tesbihleri çekirdek veya ufak taşlarla saymanın caiz olduğuna delil teşkil etmektedir. Zira Peygamber Efendimiz (sav) bunları kullanmayı inkar etmemiş, faziletçe daha üstün olanı tavsiye etmiştir. Erbabına gizli değildir ki, inkar ve yasaklama ayrı bir iş, daha üstün değerde olanı tavsiye ayrı bir husustur.
Bir mezheple mukayyed bulunmayan Şevkani, bu Hadis-i Şerifleri tesbih kullanmanın caiz olduğuna delil olarak göstermektedir.
8 - Soru: Ashabtan tesbih kullanan olmuş mudur?
Cevap: Tesbihin yerini tutan ve okunan virdin tesbitine yarayan şeyleri kullanan olmuştur. Şöyle ki: 
a) Sa'd bin Ebi Vakkas'ın (ra), çakıl taşlarını, evradın sayılarını hatırlamada kullandığı ve bu şekilde tesbihatta bulunduğu rivayet olunmaktadır.
b) Ashabdan Ebu'd-Derda (ra) bir kese içinde Acve hurmasının çekirdeklerini toplamıştı. Duha namazı kılındıktan sonra bunları birer birer keseden çıkararak okuduğu tesbihleri sayar ve onların tükenmesine kadar virdine devam ederdi.


  Namazda Yanılma ve Sehiv Secdesi
1 - Soru: Farzın terk edilmesiyle meydana gelen noksanlık neden sehiv secdesiyle tamam olmamaktadır?
Cevap: Sehiv secdesi, namazın sıfatında meydana gelen noksanlığı tamir eder. Farzın terkiyle namazın aslında öyle bir noksanlık meydana gelmektedir ki, ibadet, temelinden sarsılmış olmaktadır. Secde-i sehiv onu tamir edemez.
2 - Soru: Sehiv secdesini gerektiren bir yanlışın tekrarı ile sehiv secdesinin tekrarı gerekir mi?
Cevap: Sehiv secdesini mucip olan şeylerin tekrarı veya müteaddid şeyler olması ile secdenin tekrarı lazım gelmez.
3 - Soru: Camiye gelen bir kimse, imamı sehiv secdesi yaparken bulduğunda ona uyabilir mi?
Cevap: Uyabilir. Bunda herhangi bir tereddüt yoktur.
4 - Soru: İmam, secde-i sehvi gerektiren bir yanılma yaptıktan sonra ona uyan kimse imam ile birlikte sehiv secdesi yapacak mı?
Cevap: Evet, yapması gerekir
5 - Soru: Mesbuk bulunan kimsenin imamın üzerindeki sehiv secdesinde ona ne şekilde tabi olması gerekmektedir:
Cevap: Birinci rekattan sonra imama uyan ve kendisine mesbuk adı verilen bir muktedi, imamın yanılmasından dolayı, onunla birlikte sehiv secdelerini yapacaktır. Ancak bu secdeleri yaparken, imamla birlikte selam vermeyecek ve secdelerin yapılmasına katılacaktır. İmam selam verip namazı nı tamamlayınca kaçırdığı rekatları kaza için ayağa kalkacaktır. Lahık olan bir muktedi, imamın üzerindeki sehiv secdesinde ona uyar. Fakat imamın sehvinden dolayı secde etmez. Yapacak olursa mahallinden gayride secde etmiş olacağından, kafi gelmez. Kendi namazını telafi ettikten sonra sehiv secdesini yapar. İmama tabi olarak yapacak olursa, üzerindekini kaza ettikten sonra sehiv secdesini iade etmesi gerekir.
6 - Soru: İmama birinci rekatta uyamayan bir kimse imamın üzerinde sehiv secdesi olup olmadığını bilemese nasıl hareket etmesi münasip olur?
Cevap: Üzerinde sehiv secdesi bulunan bir imam, bu secdeyi birinci selamı müteakiben yaptığından, ona uymuş bulunan bir kimse, imam birinci selama başlarken hemen ayağa kalkmamalı; ikinci selama başlamasını gözetmelidir. Şayet imam ikinci selama başlayacak olursa, üzerinde sehiv secdesi olmadığı anlaşılmış ve mesbuk da bir yanlışlık yapmadan, üzerindeki rekatı kazaya kalkmış olur.
7 - Soru: Namazın bir farzı terk edilecek olursa sehiv secdesi ile namaz tamamen olur mu?
Cevap: Farzın terk edilmesi namazın bozulmasına sebep olur. Ancak geciktirilmesinden dolayı sehiv secdesi gerekir.
8 - Soru: Sehiv secdesinin hükmü nedir?
Cevap: Vacib olan sehiv secdesinin hükmü, sehven terk edilmiş bulunan vacibin yerini tutmasıdır.
9 - Soru: Namazın vaciblerinden birisi kasten terkedilmiş olsa, sehiv secdesi ile namaz tamam olur mu?
Cevap: Kasten terkedilen bir vacib için namazın yeniden kılınması gerekir.
10 - Soru: İmama uyan bir kimse, sehiv secdesini gerektiren bir işi, sehven yapmış olsa o kimseye sehiv secdesi yapmak gerekir mi?
Cevap: İmama uymuş bulunan kimseye, kendi yaptığı yanılma için, sehiv secdesi gerekmez. İmama uymuş olan bir kimse kendi başına heraketle secde yapamaz.
11 - Soru: Dört rekatlı bir nafile kılan kimse, ikinci rekatta hiç oturmamış ve hatırına da gelmemiş ve namazın sonunda oturup tehiyyatı okumuş, selam ve sehiv secdesini yapmış olsa namazı tamam olur mu?
Cevap: Kıyas noktasından hareketle hüküm vermek gerekirse bu namazın fasid olduğu anlaşılmaktadır. Zira ka'de-i ahire terkedilmiş olmaktadır; Fakat namaz istihsanen sahih görülmektedir. Çünkü bütün bir namaz olmuştur; nafileler iki rekat olarak meşru olduğu gibi, dört rekat olarak da meşru kılınmıştır. Bir bütün halindeki namazda farz olan ka'de-i ahiredir.
12 - Soru: Sünneti terk etmekten dolayı namazda meydana gelen bir eksikliği kapatmak için sehiv secdesi gerekir mi?
Cevap: Namazın içindeki sünnetlerden birinin terkiyle namazda bir noksanlık olmamakta, namazın fazilet ve sevabında bir eksilme meydana gelmektedir. Bu sebeple, sünnetin terkinden dolayı sehiv secdesi lazım gelmez.
13 - Soru: Bilerek terk edilen bir vacibten dolayı namazın yeniden kılınmasının sebebi bu namazın fasid olmasından dolayı mı olmaktadır, yoksa başkaca bir sebebi var mıdır?
Cevap: Namaz fasid olmuş değilse de büyük bir eksiklik olmuştur. Sehiv secdesiyle tamamlanılamayacak kadar büyük bir eksiklik, ancak yeniden kılmakla tamamlanabilmektedir.
14 - Soru: Sehiv secdesinin terkedilmesini caiz kılan haller var mıdır?
Cevap: Evet, vardır. Şöyle ki: Bayram, cuma ve kalabalık cemaatin bulunduğu yerlerde ve zamanlarda, sehiv secdesinin yapılması, karışıklığı ve bazı kimselerin namazlarının bozulmasına sebep olacak ise, sehiv secdesi terk olunur. Namazın bozulması ile sona erecek bir durum ile, secdenin terkedilmesi hususu bir araya gelmiş olduğundan, bunlardan ehven olanı, secdenin terkedilmesidir. Hatta, böyle bir ihtimal bulunduğu zaman, sehiv secdesinin yapılması tenzihen mekruh bulunmaktadır.
15 - Soru: Tesbih namazında sehiv secdesi yapmayı gerektiren bir hata işlense, öbür namazlarda olduğu gibi mi, yoksa tesbih duaları okuyarak mı secde-i sehiv yapılacaktır?
Cevap: Tesbih namazında sehiv secdesini icap eden bir yanılma vuku bulursa, bu tesbihleri secde-i sehivde okumak icap etmez. (Nimetü'l-İslam, l. kısım, s. 383. Not: l)
16 - Soru: Dört rekatlı namazın ikinci rekatında tehiyyattan sonra sağ tarafımıza selam verirken iki rekat kıldığımız aklımıza gelse, namazı bozacak mıyız, yoksa kalkıp tamamlayacak mıyız?
Cevap: Dört rekatlı bir namazın ikinci rekatı, selamın yeri olmadığından, orada sehven selam vermekle namazdan çıkılmış olmaz. Yüz kıbleden dönülmedikçe veya dünya kelamı söylenmedikçe kalkıp namaza devam edilir. Namazın sonunda sehiv secdesi yapılır.
17 - Soru: T... mecmuasında, ikindi ve yatsının sünnetlerinde oturmadan kalkılacak olursa, sehiv secdesi ile namaz tamam olmaz deniliyor. Zira "Tehiyyat" okumak farz olunca, farzın terk edilmesi namazı bozar deniliyor. Siz ne dersiniz?
Cevap: Önce şunu belirtelim ki, "Tehiyyat" okumak, gerek ka'de-i ula, gerekse ka'de-i ahirede farz değil vacib bulunmaktadır. Böyle bir sehvin vuku bulması halinde, sehiv secdesi ile namaz tamam olur. Bu hususta Ömer Nasuhi Bilmen merhumun Büyük İlmihali kitabının namazla ilgili bölümünün 339. maddesini okumanızı tavsiye ederiz. İkindi ve yatsının ilk oturuşlarını unutup 3. rekata kalkılırsa namaza devam edilip bitirince 4 rekat değil iki rekat kılınmış sayılır.
18 - Soru: Bir imam okuduğu sırada yanılmış, okuduğu yerin ardını getirememiş olsa onun takıldığı yeri hatırlatmak isteyen kimse okumayı mı kasteder yoksa onun tutulduğu yeri hatırlatmaya mı niyet eder?
Cevap: Cemaatin okumasında mahzur bulunduğu için, imamın fethini (takıldığı yerin açılmasını) kasteder. Çünkü buna dini bakımdan müsaade verilmiş bulunmaktadır. Bu hususta imama uyan acele etmemeli, imamın yanıldığı yeri düzeltmesine veya başka bir süre veya ayete geçmesine imkan tanımalıdır. İmam namaz caiz olacak miktar okumamış ise ve yanıldığı yeri düzeltemez veya başka bir yerden okumaya da gücü yetmezse, o zaman takıldığı yeri okumalıdır.
19 - Soru: Bir imam, cemaate namaz kıldırırken, gizli okuyacağı yerde harfleri mahreçlerinden çıkaracağım diye uğraşırken, 3. saftaki cemaat tarafından sesi duyulmaktadır. Bu namaz için sehiv secdesi lazım gelir mi? İmamın okuduğu sureleri cemaatin kaçıncı safındaki cemaat duyarsa gizlilikten çıkar? 
Cevap: Fıkhi esaslara göre, gizli okumanın haddi kendi işitecek kadar okumaktır. Cehr-i okumak ise, cemaate işittirmekle olur. Bunun safla ilgili tarafı yoktur. İsterse birinci saftaki cemaat olsun, imamın okumasını işitirse gizli değil, cehri okunmuş sayılır. Ölçü budur. Bu ölçünün dışına çıktığı zaman, kıraet cebriye dönmüş olur. Böyle bir hareketi sehven yapmış ise, sehiv secdesi gerekir. Bilerek yaparsa "Cebren linoksan" namazı yeniden kılmak icap eder.
20 - Soru: Namaz içinde bir dalgınlık sebebiyle, bir insan uzun bir zaman 4-5 dakika boş durup düşünse namazının iadesi icap eder mi? Yoksa sehiv secdesi mi gerekir?
Cevap: Böyle bir hareket, sehiv secdesini gerektirir. Daha geniş bilgi için Ö.Nasuhi Bilmen'in Büyük İslam İlmihali'nin namazla ilgili bölümünün 344. maddesine bakınız.
21 - Soru: İmam, herhangi bir rekatta bir secde fazla yapmış olsa cemaat de yapacak mı?
Cevap: Cemaatin ona uyması gerekmez.
22 - Soru: Öğle ve yatsı namazlarının son sünnetlerinde selam vermeyi unutarak ayağa kalkmış ve dört rekatta selam veririm diye namaza devam etmiş, unutarak üçüncü rekatta oturmuş ve selam vermiş bir kimse, namazı nasıl kılmalıdır? 
Cevap: Bu kimsenin namazını yeni baştan kılması gerekir.
23 - Soru: İmama uymuş bulunan kimse, iki vacibi yapmak durumunda ne yapar?
Cevap: Namaz kılan, bu durumda muhayyer olur. Mesela, cemaat ka'de-i ulada tahiyyatı bitirmeden imam ayağa kalkacak olsa, ona uymuş bulunun kimse, "tahiyyatı tamamlamak" ile, "imama uyarak ayağa kalkmak" arasında muhayyerdir. Dilediği şıkkı tercih eder.
24 - Soru: Namazın farz olan son oturuşunda, hiç oturmadan ayağa kalkan kimse, namazını ıslah için nasıl hareket eder?
Cevap: Bir kimse tamamen ayağa kalkmış ve hatta rüku yapmış olsa bile, secde yaparak o rekatı tamamlamadıkça oturmaya dönüş yapar, tahiyyatı okuyup sonunda, farzı tehir ettiği için, sehiv secdesi yapar.
25 - Soru: Ka'de-i ahirenin bir kısmını yapıp da yarıda bırakıp kalkan kimsenin namazını nasıl tamamlayacağını açıklar mısınız?
Cevap: Bu kimsenin durumu, ka'de-i ahirede hiç oturmayan kimsenin durumu gibidir. Hiç oturmadan kalkmış kimse gibi hareket eder.
26 - Soru: Ka'de-i ahirede oturmadan ayağa kalkan kimse, secde etmeden önce kadeye dönüş yapmaz ise kıldığı namaz hakkındaki hüküm nedir?
Cevap: Bu kimsenin kaldığı farz nafileye dönüşmüş olur. Bir rekat daha kılıp selam verir.
27 - Soru: Bu yanılma ikindinin farzını kılarken olsa, aynı usul ile namazı tamamlayabilir mi?
Cevap: Evet, tamamlayabilir. Çünkü kıldığı ikindi nafileye dönmüş bulunduğu için ve onu eda etmeye borçlu kaldığından dolayı kıldığı nafileyi farzdan sonra değil, bilakis farzdan önce kılmış olur. Böyle bir nafilenin kasten kılınmasında bile kerahet bulunmamaktadır.
28 - Soru: Aynı yanılma akşam namazında vaki olsa nasıl hareket etmek gerekir?
Cevap: Kalktığı o fazla rekatı kılıp oturur ve böylece nafileye dönüşmüş bulunan farzı dörde tamamlamış olur.
29 - Soru: Şayet ka'de-i ahirede tehiyyatı okuduktan sonra selam vermeyi unutarak ayağa kalkmış olsa o zaman nasıl hareket eder?
Cevap: Hemen oturmaya dönüş yapar. Tahiyyatı okumaya hacet olmadığı için selam verip sehiv secdesi yapar.
30 - Soru: Bu kimse, ka'de-i ahirede oturduğuna ve tehiyyatı da okuduğuna göre, oturmaya muhtaç olmaksızın ayakta selam verse olabilir mi?
Cevap: Özür olmadıkça namazda oturarak selam sünnettir. Ayakta selam verilecek olursa namazdan çıkmış olursa da sünneti terketmiş olur.
31 - Netice Fetvalarından: "İmam, bayram namazında, fazla tekbirlerden birini sehven terketmiş olsa, sehiv secdesi lazım gelir" (H. Ec. 1/10) 
Açıklama: Bayram namazının fazla tekbirleri vaciptir. Sehven terkedilmesi halinde sehiv secdesi yapmak gerekir.
32 - Soru: Farz namazların son iki rekatlarında yanılarak zammı sure okuyan kimse sehiv secdesi yapacak mıdır?
Cevap: Böyle bir yanılmadan dolayı sehiv secdesi icap etmez. (Büyük İslam İlmihali, Namazla ilgili bölüm madde: 330)
33 - Soru: İmam efendi, camide namaz kıldırıyor. Mesela birinci rekatta Fatiha'nın peşinde namaz caiz olacak kadar 3-5 ayet okuyunca yanılıyor. Arkadan birisi de yanlışını söylüyor. Bu kişinin namazı bozulur mu?
Cevap: İmamın yanılması halinde bakılır. Namaz caiz olacak kadar okumamış ise doğru okunuş şekli söylenilir. Söyleyen kimsenin namazı bozulmaz. (Büyük İslam İlmihali, Namazla ilgili bölüm, madde: 159)
34 - Feyziye Fetvalarından: "Kılınan namazın rekatının sayısında cemaat ihtilaf etseler, imamın tasdik ettiği tarafın sözü muteber olur" (H. Ec. 1/12)
35 - Feyziye Fetvalarından: "Farz (namaz)ların son iki rekatında sehven sure ilave edilse sehiv secdesi lazım gelmez (H.Ec. c. 1/13)
36 - Nuceym Fetvalarından: "İmam, kade-i ahirede (tehiyyatı okuduktan sonra) sehven ayağa kalkınca, ona uyanlar (usulü dairesinde) selam verseler, namazları tamam olur" (H.Ec. c. 1/9) Açıklama: İmam, kade-i ahirede oturup tehiyyatı okuduktan sonra yanılarak ayağa kalksa, cemaat oturarak bekler. İmam derhal oturuşa dönüp, Ettehiyyatü'yü tekrar okuma lüzumu duymadan, selam verecek olursa cemaat de onunla birlikte selam verir. Fakat o beşinci rekatın secdesine varırsa, cemaat kendi başına selam verirler. Böylece cemaatin namazları tamam olmuş bulunur.
37 - Netice Fetvalarından: "Kalabalık bir cemaatle kılınan bayram veya cuma namazında, sehiv secdesi yapmak vacib olduğunda, cemaatin karışıklığa uğramasından korkulsa (sehiv secdesinin) terki caiz olur" (H.Ec. c. l/10) 
Açıklama: Sehiv secdesi, bir eksikliği ikmal ve namazı ıslah içindir. Cemaatin çok olması halinde, sehiv secdesi yapıldığının farkına varamayanlar, selamdan sonra namazdan ayrılabilirler.
38 - İbni Nüceym Fetvalarından: "Farz namazı kılıp kılmadığında şekk eden kimsenin, vakti içinde, yeniden kılması lazımdır" (H.Ec. 1/10)
39 - Behce Fetvalarından: "Vitir namazında, unutarak, kunutu terkeden kimse sehiv secdesi yapar" (H.Ec. 1/13)
40 - Soru: Bir kimse farz namazının birinci rekatında yanılarak önce sureyi okusa bir şey lazım gelir mi?
Cevap: Fatiha'yı okumak vacib olduğu gibi, onu sureden önce okumak da vacib bulunmaktadır. Soruda belirtilen uygulama ile bu vacibi terketmiş olacağından, namaz sonunda sehiv secdesi yapması gerekir.
41 - Soru: Dört rekatlı farzların ilk rekatında kıraeti terkeden bir kimse, namazını nasıl tamamlar?
Cevap: Son iki rekatta kıraeti ifa eder ve namaz sonunda sehiv secdesi yapar. Çünkü bu kerahetin mahalli ilk iki rekattır. Burada ifası vacib olan kıraetin geciktirilmiş olmasından dolayı sehiv secdesi gerekmektedir.
42 - Soru: Nafile bir namazın ikinci rekatında sehven oturulmazsa nasıl hareket etmek lazım gelir?
Cevap: Üçüncü rekata kalkıldığı zaman hatırlarsa, secdeye varmış olmadıkça oturması vacibtir. Tehiyyatı okuyarak namaza devam eder. Selamdan sonra, kade-i ahireyi geciktirmiş olduğu için sehiv secdesini yapar. Nafilelerin 2. rekatı ka'de-i ahiredir.
c) Ebu Said eI-Hudri (ra) de çakıl taşı kullanarak tesbihatta bulunurdu.
d) Deylemi Müsned-i Firdevs (ra) de Hazret-i Ali (ra)'den merfu olarak "Tesbih ne güzel hatırlatıcıdır" hadisini nakletmektedir.
e) Ebu Hüreyre (ra), üzerinde iki bin düğüm atılmış bir ipi vardı. Bunlarla tesbihte bulunmadan önce uyumazdı.





Namazı Terketmek
1 - Soru: Öğle ve ikindi namazları kazaya kalıyor. İş yerinde kılamıyorum. Kazaya kalan bu namazları, yatsıdan sonra mı kılayım, yoksa yatsıdan önce mi?
Cevap: Namazları kazaya bırakmayacak şekilde işinizi ayarlamaya çalışın. Aksi halde namazın kazaya kalmasına sebep olan işi terk edip daha münasip bir işte çalışın. Bir kimsenin hiç kaza namazı yoksa veya altı vakitten az ise, kazayı vakit namazından önce kılacaktır. Kazaya kalan namazlarının yekunu altı veya daha fazla vakti buluyorsa, vakit namazından önce de, sonra da kılablir.
2 - Soru: Gafletin gereği olarak namazlarını ihal eden karısına, nasihatten başka, kocasının yapacağı hareket ne olmalıdır? Eğer onu dövmek ailenin yıkımına yol açabilirse durum nasıl olur?
Cevap: Nasihat, irşad ve hikmetli sözlerle Allah'ın emirlerini yapması hususunda gayret göstermelidir. Fayda vermezse yatağını ayırmalı, bu da onun tutumunu değiştirmezse yara bere açmadan korkutulmalıdır. Son çare ise ayrılıktır.
3 - Soru: Öğleyin işe gidiyorum. İkindi ve akşam namazım kazaya kalıyor. İşten gelince önce bu kazaları mı, yoksa vakti gelen yatsı namazını mı kılmalıyım?
Cevap: Namazınızı asla kazaya bırakmayın. İşiniz, ibadetinizin kazaya kalmasına sebep oluyorsa o işi bırakıp, namazınıza engel olmayacak bir iş bulmanızı tavsiye ederim. Meseleyi ehemmiyet yönünden ele almak gerekirse, o kimsenin üzerinde bulunan kaza namazları beş vakitten fazla ise, önce kazaya kalan namazı kılabileceği gibi, vakit namazını da kılabilir. Fakat hiç kazası olmayan veya kazası beş vakti geçmeyen kimse, önce kaza namazını kılacak, daha sonra vakit namazını eda edecektir.
4 - Soru: Karısı zina yapan bir kişi, caminin ön safına geçerse onun peşindeki cemaatin namazı bozulur mu?
Cevap: Hayır, bozulmaz.
5 - Soru: Cemaatten biri, imama kızıp onun ardında namaz kılmasa vebali nedir?
Cevap: O şahsın imama uymayışı, imamın itikadında küfre varan cihetler bulunmasından veya okuyuşunda, namazı bozacak hataları olmasından ileri geliyorsa, diyecek bir şey yoktur. Sırf öfkelenmesi sebebiyle ona uymayı terk ediyorsa yanlış bir fikrin peşine takılmış olur. "Kin"i, dinden üstün tutmak, hataların başta gelenidir.
6 - Soru: İkindi ve yatsı namazlarının ilk sünnetlerini Peygamber Efendimiz'in (sav) çok defa terk ettiklerini hocalardan dinliyoruz. Herhangi bir insanın, Hz. Peygamber'e (sav) muvafakat olsun diye bu sünnetleri terk etmesi icap eder mi? Veya hiç terk etmemeye itina göstermiş olsa, Hz. Peygamber'e (sav)muhalefet etmiş olur mu?
Cevap: Peygamber Efendimiz'in (sav) yaptığını işlemek, sünnet olduğu gibi, bir işi onun işlediği şekilde yapmak da ayrıca sünnet olmaktadır. Bu itibarla, bahsi geçen sünnetleri ara sıra terk ederek Ef'al-i Resul'e (sav) uygun bir yol tutulmuş olur.
7 - Soru: Bir vakit namazı kılmayanın 80 sene yanacağını duyduk doğru mu? Özründen dolayı kılamayan ve namazını kazaya bırakana da aynı mı yoksa değişik bir hüküm var mı?
Cevap: Namaz kılmamanın cezası pek büyüktür. "Özür" ancak kadınlar için vardır. Erkeğin ölüm ve baygın düşmekten gayri namazı terk için bir özrü olamaz. Sure-i Maun'un beşinci ayeti bulunan "Onlar namazlarından gafildirler" mealindeki ayetin, namazını geciktirenler hakkında nazil olduğu ifade edilmektedir







 Namaza Engel Olan Şeyler
1 - Soru: Bir Müslüman, din kardeşinin "dinine" sövse, hem de bu söven şahıs namaz kılıyor, bir mahzur var mıdır?
Cevap: Dine söven kimse dinden çıkar ve imanını kaybeder.
2 - Soru: Bir işletmede çalışan işçi, patronun haberi olmadan namazını kılacak olsa, kabul olur mu? Olursa sevabı patronun mu yoksa kılanın mı?
Cevap: Namaz Allah'ın emri olup, kılınması başkasının iznine bağlı değildir. Patron müsaade etmese bile namazı gene de kılmak gerekir. Namazın sevabı elbette kılanındır .İş sahibi namazı kılmaya müsaade ve teşvik ediyorsa hayra delalet ettiğinden dolayı ona da sevap olur.
3 - Soru: Bazı kimseler, "Bir kişi, içkili iken namazını kılabilir ve camiye gelebilir. Çünkü içkinin günahı ayrı, namazın sevabı ayrıdır" diyorlar. Dinimizin hükmü nasıldır?
Cevap: Meseleyi mücerret olarak ele almak gerekirse günahın işlenmesinden doğan sorumluluk ile vazifenin yapılmasından doğacak fayda ayrı ayrı şeylerdir. Ancak müşahhas bir örnekle ileri sürülen iddialar yanlış telakkilere yol açar ve inancı zayıf, bilgisi az kimseleri şaşırtabilir. Bu gibi meseleleri ilmi mehafilde ele almak doğru ise de her yerde herkesin konuşması doğru görülemez.
4 - Soru: Bir kimse nafile namaz kılarken anne veya babası kendisini çağırsa namazı bozar da onlara cevap verir mi?
Cevap: Anne ve babası onun namazda olduğunu biliyorsa, icabet etmemekte bir beis yok ise de bozması evla görülmüştür. Şayet kendisini çağıran baba ve annesi, onun namazda olduğunu bilmeyerek çağırmış ise, nafile namazı bozup ona icabette bulunması vacib olur.
5 - Soru: Farz namazı kılmakta olan bir kimseyi annesi veya babası çağırmış olsa, namazını bozup onlara cevap verebilir mi?
Cevap: Farz namazı bozmak, bir zaruret sebebiyle olmaktadır. Anne veya babası "imdat" dilemiş ise, o zaman namazı bozup onlara cevap verebilir. Fakat, böyle bir durum olmadığı zaman, farz namazı kesip cevap vermesi doğru olmaz. Namaz hali kulun Rabbinin davetine icabet etme halidir. Bu icabet, bir kulun çağırması sebebiyle yarıda kesilemez.
6 - Soru: Namaz kılan bir mü'mine bir gayri müslim gelip kendisine İslam dinini telkin etmesini istese namazı kesip ona İslamiyet'i telkin etmesi caiz olur mu?
Cevap: Evet, namazı kesip ona İslam dinini telkin etmek caiz olur.
7 - Soru: "Temiz olmak şartı ile pijama ile namaz kılmakta mahzur yoktur" deniyor. Hasan Arıkan Hoca'nın Muhtasar İlmihali'nde ise, namazın mekruhları arasında "Büyükler meclisine girilmeyecek elbise ile namaz kılma"nın yer aldığı görülüyor. Buna göre pijama ile namaz kılma hakkında söylenecek başka bir şey var mı?
Cevap: Evet, söylenecek bir izah vardır. Şöyle ki: Bizim beyanımız ile Hasan Arıkan Hoca'nın Muhtasar İlmihali'ndeki izah arasında bir uyuşmazlık ve çelişme yoktur. Namazın mekruhları arasında yer alan "Siyab-ı bizle içinde namaz kılmak" ifadesi görülmektedir. "Bizle" kirden sakınılmayan hor elbise, büyüklerin huzuruna varılamayacak kirli elbise demektir. Namazda müstehap olan mutad giyiniştir. Gecelikler, yani pijama, giyilmesi mutad bulunan bir elbisedir ve onunla namaz kılmakta bir mahzur ve mekruh yoktur. Yeter ki temiz olsun. Bu hususta Hacı Mehmed Zihni Efendi merhumun Nimet'ül-İslam adlı kiabının "Kitabü's-Salat'ında yer alan namazın mekruhları bahsinde 56 rakamlı mekruhun (7) nolu haşiyesinde gerekli ve doyurucu bir açıklama vardır. Gerekirse oraya da bakabilirsiniz.
8 - Soru: Ben, bir seccade buldum. Kıymetli bir şey olduğu için ilk bakışta anlaşılmakta. Ben her ne kadar ilan etmiş isem de sahibi çıkmadı. O günden bu güne üzerinde namaz kıldım. Camiye koysam durdurmazlar. Ben bu seccadenin kıymetini versem, camiye veya bir hayır kurumuna o parayı hibe etsem olur mu? Şimdiye kadar bu seccadenin üzerinde kıldığım namaz kabul olur mu olmaz mı?
Cevap: Emanet olarak elinizde bulunan bu seccadenin sahibini bir sene araştırın. Bu müddet dolduktan sonra, bir camiye verin. O olmazsa bir fakire temlik ettikten sonra o kimse satarsa ondan alın. Kıymet takdirini siz kendiniz yapmayın. Verdiğiniz adam, seccadenin fiyatını öğrensin ve sizden isteyeceği parayı buna göre söylesin. Aranızda icap ve kabul yerine geldikten sonra parayı verir ve seccadeyi o kimseden satın alırsınız.
9 - Soru: Bir evde fotoğraf varsa namaz olmaz diye okudum. Evdeki sandık içinde veya kıblenin gayrisinde olursa namaz sahih olur mu? Fotoğraf namaz kılanın üzerinde (yani cebinde) olursa ne olur?
Cevap: Namaz kılınan evde fotoğraf olsa namaz olur. Ancak namaz kılanın önünde, sağ veya sol tarafında olursa, namaz mekruhtur. Kapalı yerde olursa mekruh olmaz. (Büyük İslam İlmihali, Namazın Mekruhları, 48. madde)
10 - Soru: Bir kimse camide belirli bir yerde namaz kılmayı adet haline getirse ve hep orada namaz kılmış olsa bunda bir mahzur var mı?
Cevap: Mescidlerin her tarafı aynı fazileti haizdir. Bu itibarla, muayyen bir yerde namaz kılıp başka yerde kılmamak, sanki, oradan başka bir yerde namaz kılmak caiz değilmiş gibi bir kanaatin uyanmasına sebep olabilir. Bundan dolayı böyle bir yer tahsis edip devamlı orada kılmakta kerahet vardır.
11 - Soru: Bir kimse namaz kılarken altına bez bağlanan ve bu bezleri kirletmiş olan bir çocuk, namaz kılanın kucağına gelip otursa, bu pisliği sebebiyle namazı fasid olur mu?
Cevap: Eğer o çocuk, tutmaksızın kendi oturabiliyorsa ve onun altındaki pislik, namaz kılanın üstüne geçmiyorsa o kimsenin namazı bozulmaz. Çünkü namaz kılan onu yüklenmiş sayılmaz. Bu sebeple, namaz için şart olan temizlik kaybolmuş sayılmaz.
12 - Soru: Bazı kimseler, namaz kılacağında, takke bulamadıkları için başının etrafına mendil ve benzeri bir şey veya kaşkol dolamaktadırlar. Bu sırada başının tepesi ise açık kalmaktadır. Böyle olunca başı örtme sünneti yerine gelmekte midir?
Cevap: Başın üstü örtülmedikçe bu sünnet yerine gelmiş olmaz. Başın etrafını kapatıp üstünü açık bırakacak şekilde mendil veya kaşkol dolamakta kerahet vardır. Bu hususta ölçü, başın üstünün açık kalmasıdır. Kerahet de bundan doğmaktadır. Yoksa kaşkol dolamak mekruh sayılmamıştır.
13 - Soru: Bazı kimseler, secdeye giderken pantolonunu çekmektedirler. Bunda bir mahzur var mı?
Cevap: Bu iş, az bir fiil ile oluyorsa kerahet vardır. Amel-i kesir (çok iş) ile yapılırsa namazı ifsad eder.
14 - Soru: 90 kilometrelik veya daha uzak bir mesafedeki şehre gitmek üzere yola çıkan bir kimsenin 30-40 kilometrelik bir yolculuktan sonra aniden geriye dönmesi gerekse, bu dönüş sırasında namazını seferi olarak mı kılar, yoksa tam olarak mı eda eder? 
Cevap: Geriye dönmeye karar vermekle, seferilik niyeti bozulmuş olacağından, namazını, yani dört rekatli farzları tam kılar. (Büyük İslam İlmihali, Namaz bahsi md. 277)
15 - Soru: Kısa kollu gömlekle ve takkesiz namaz kılmak ne derece caizdir?
Cevap: Namazı kolları açık ve imkanı varken takkesiz kılmak mekruhtur. Bu hususta daha geniş bilgi almak için Ö.N. Bilmen'in Büyük İslam îlmihali adlı kitabının Namazla ilgili bölümünde yer alan (5) ve (47.) maddelerim dikkatle okumanızı tavsiye ederiz.
16 - Soru: Bir arkadaşım var. Beş vakit namazını hiç kaçırmıyor ve fakat rüşvet alıp yiyor. Buna ihtiyacı olduğu için mi alıyor, bilmiyoruz. Bu kimsenin namazı kabul olur mu?
Cevap: Bir kimsenin rüşvet alması asla helal değildir. İhtiyacının bulunması onun rüşvet almasına müsaade olarak gösterilemez. Hiçbir çare kalmadığı zaman, ihtiyacını giderecek bir miktar şey dilenilir ve fakat rüşvet alınamaz. Kılacağı namazlar önce kabul olunur, daha sonra (kıyamet günü) ibadetlerinin sevabı, üzerinde bulunan kul hakları karşılığı, hak sahiplerine verilir.
17 - Soru: Yaşları 35-45 olan birtakım arkadaşlar da aynen rüşvet yiyorlar. Hiç de namaz kılmıyorlar. Bunlar diyorlar ki: "Biz rüşveti terk edemiyoruz ki namaz kılalım." Namazımız kabul olmaz diye kılmak istemiyorlar. "Her ikisi de bir arada yürürse biz de namaza başlayalım" diyorlar. Bu hususta ne dersiniz?
Cevap: Namazı değil, rüşveti terk etmelidirler. Bu kimselerin sorumluluğu iki kattır. Namazı duyarak ve feyzine doyarak kılacak olurlarsa namaz kendilerini bu gibi kötülüklerden alıkoyacaktır.
18 - Soru: Bu arkadaşların düşüncesi, günah işleyen bir kimse namaz kılmamalıdır, diyorlar. Zira kabul olunmayacağı kanaatini taşımaktadırlar. Her gün tevbe edip de tekrar günah işleyince o namaz kabul olur mu? 
Cevap: Günah, nefse köleliktir. İbadet ise Allah Teala'ya kul olmaktır. Rabbimize kulluğumuz arttıkça nefsin esaretinden sıyrılmış ve kurtulmuş oluruz. Akli kanaatler ile dini meseleleri hükme bağlamak, her zaman geçerli değildir. Din, akla göre hareket olsaydı mestin üstüne değil altına mesih daha uygun olurdu.
19 - Soru: Bir gelin, kayınbabasının ve çelebisinin yanında namaz kılabilir mi?
Cevap: Bir kadının, tesettüre tam riayet etmek şartı ile, kayınpederinin ve çelebisinin (kayınbiraderinin) yanında namaz kılmasında bir mahzur yoksa da, kadının evin içinde münasip bir yeri namazgah olarak seçip ibadetlerini orada eda etmesi daha münasiptir. Zira bu şekilde davranması kadınlık durumuna daha elverişlidir.
20 - Soru: Bir gavurun kullandığı elbiseyi daha sonra bir Müslümanın giymesi doğru olur mu, bu elbise ile namaz kılması caiz midir?
Cevap: Tertemiz yıkadıktan sonra kullanılabilir.
21 - Soru: Hayvan resmi bulunan bir gömlek ile ve canlı resmi bulunan bir yerde namaz kılınır mı?
Cevap: Böyle bir gömlek, kişinin üzerinde iken kılınan namaz bozulmaz ise de bunu giymemek evladır. Evin içindeki resim, kıble istikametinde veya secde yerinde bulunuyorsa namaz mekruhtur. Diğer mahallerde bulunması halinde namazı engellemezse de rahmet meleklerinin içeriye girmesine engel olur.
22 - Soru: Kızların kaneviçe ile işlemiş oldukları seccadelerde veya hacdan getirilen cami resimli seccadeler üzerinde namaz kılmak caiz midir?
Cevap: Evet, caizdir.
23 - Soru: Memur olan bir kimseye, işveren "Namaz kılmayacaksın" diyor. Namaz kılmasına müsaade etmezse işi terk etmesi lazım gelir mi?
Cevap: Evet, işi terk edip namaz kılmasına engel olmayacak bir yer araması gerekir. Namaz, Allah'ın emridir. Kulun direktifleriyle asla terk edilemez. Namaz için iş terk edilir ve fakat iş için namaz katiyen bırakılmaz.
24 - Soru: Kauçuk üzerinde namaz kılmakta bir mahzur var mıdır?
Cevap: Kauçukun maddesi temiz olduğu için, ondan yapılmış bir seccade üzerinde namaz kılmakta bir mahzur yoktur. Yumuşak olması bakımından düşünülüyorsa, başın yerin sertliğini hissetmesi gerekir. Sünger gibi bir şey üzerine secde edildiği zaman, yerin sertliği anlaşılırsa secde caiz olur.
- Abdürrahim Fetvalarından: "Üzerinde dirhem miktarı fidişi bulunurken namaz kılmakta kerahet yoktur" (H.Ec. 1/9)
Açıklaması: Ölmüş bulunan hayvanların diş, tırnak ve boynuz gibi uzuvları, üzerinde et, deri ve sinir gibi şeyler bulunmadıkça temizdirler. Bu sebeple üzerinde fildişi, boynuz ve benzeri şey varken namaz kılmak kerahetsiz caiz görülmüştür.
- Behce Fetvalarından: "Üzerinde dirhemden fazla "misk" mevcut iken namaz kılsa sahih olur" (H.Ec. 1/10)
Açıklama: Misk, kedi veya geyiğin vücudundan hasılolan ve ıtriyata maya teşkil eden bir maddedir. Misk, temiz olduğu için, o üzerimizde iken namaz kılmakta bir mahzur yoktur.


 Namazın Mekruhları
1 - Soru: Namaz dışında parmak çıtlatmakta mekruhluk var mıdır?
Cevap: Bunda bir kerahet yoktur. Namaz içinde mekruh olduğunun ifadesi, namazı bozacak "amel-i kesir" olma tehlikesi veya namazın sevabını azaltan bir iş olmasından ileri gelmektedir.
2 - Soru: Ezan okunduğu sırada camide bulunan kimse, ezanın okunmasından sonra o vaktin namazını tek başına kılsa ve camiden çıkmış olsa namazı mekruh olur mu?
Cevap: Halkın davetine icabet etmiş olması bakımından camiden çıkması mekruh olmazsa da, cemaati terk etme kerahetinde bulunmuş olur.
3 - Soru: Namazda gözleri yummanın keraheti neden ileri gelmektedir?
Cevap: Namazda, namaz kılanın nereye bakacağı belirtilmiş bulunmaktadır. Mesela kıyam halinde secde mahalline bakacağı ve bunun mendub olduğu açıklanmıştır. Gözler yumulunca bu mendub ihmal edilmiş olacağından, kerahet-i tenzihiyye ile mekruh olmaktadır.
4 - Soru: Namazın mekruhları arasında "Siyab-i bizle" tabiri geçmektedir. Bu nasıl bir elbise olmaktadır ki, bununla namaz kılmak mekruh bulunmaktadır?
Cevap: Kirden ve pastan sakınılmayan elbise demektir. Cenab-ı Hakk'ın mukaddes huzuruna böyle bir elbise ile durmakta kerahet vardır. Hazret-i Ömer (ra) böyle bir elbise ile namaz kılmakta bulunan bir şahsı görmüş ve kendisine hitaben: "Seni halktan bazı kimselerin huzuruna göndersem bu elbise ile gider misin, bana haber ver?" demiş. O şahıs, "Hayır" deyince, "Cenab-ı Hak, kendisi için ziynetlenmeye daha fazla hak sahibidir" demiştir.
5 - Soru: Namazda göğsünü çevirmeksizin, bazı kimseler başını çevirerek bakıyorlar. Bu bir alışkanlık mıdır, yoksa aldırmazlık mıdır? Bunda dinen bir zarar var mıdır?
Cevap: Namazda sadece boynunu döndürerek etrafa bakmak mekruhtur. Şayet göğsünü kıbleden döndürecek olursa namazı fasid olur.
6 - Soru: Tesbih namazı kılarken, okunacak tesbihatın adedini şaşırmamak için parmaklar ile sayabilir miyiz?
Cevap: Parmaklarını yummak suretiyle olan sayı tesbiti mekruh görülmektedir. Fakat parmakların uçlarını basmak suretiyle, okunan tesbihatın sayısını kalben saymakta bir kerahet görülmemiştir. "Parmakla" kaydı ağızla saymaktan ihtirazdır. Zira ağız ile saymanın namazı bozacağı izaha hacet bırakmayacak kadar açıktır.
7 - Soru: Canlı bir hayvan resmi bulunan elbise üzerimizde iken namaz kılmakta bir mahzur var mıdır?
Cevap: Böyle bir elbiseyi giymek namaz haricinde de mekruhtur. Bununla namaz kılmak da mekruhtur.
8 - Soru: Namaz kılanın önünde mum, kandil ve elektrik gibi bir şey bulunmasında kerahet var mıdır?
Cevap: Kerahet ateş bulunmasındadır. Ateş, ısınma ve pişirme işinde kullanılan şeydir. Geçmiş ümmetlerden ateşe tapanlar olduğu için bunda kerahet vardır. Mum ve lamba gibi şeyler ısıtma ve aydınlatma işinde kullanıldıkları için bunlarda kerahet yoktur. Her ne kadar mum ve elektrik gibi şeylerin de kendine has bir sıcaklığı varsa da bunların kullanılmasındaki maksat, aydınlanma düşüncesidir.
9 - Soru: Birinci ve üçüncü re'katlarda, ikinci secdeyi tamamladıktan sonra kalkarken önce oturuş şekline gelip sonra ayağa kalkmak şeklini uygulayanlara rastlıyoruz. Bunda bir mahzur var mıdır?
Cevap: Bu, Şafii mezhebinde sünnet ise de Hanefi mezhebinde mekruhtur.
10 - Feyziye Fetvalarından: "İmam ve müezzini bulunan mahalle mescidinde, vaktin namazı kılındıktan sonra, ezan ve ikaametle tekrar cemaat mekruhtur" (H.Ec. e. 1/12) 
Açıklama: Fetvada belirtilen kerahet hükmü, ikinci defa cemaatle namaz kılınmasında değil, ezan ve ikaametin tekrarlanmasındadır. Ezan ve ikaamete ihtiyaç duyulmadan ve mihraptan gayri bir yerde ikinci veya üçüncü defa cemaat şeklinde kerahet yoktur.
11 - Ali Efendi Fetvalarından: İpek elbise ile kılınan namaz, bozulmasa da mekruhtur" (H.Ec. 1/8)
Açıklama: Erkeklere ipek elbise giymek haramdır. Böyle bir elbise, kılınan namazı bozmasa


   Namazın Bozulması
l - Soru: Kişi namaz kılarken, bir kimse onun durduğu seccadeyi ileri-geri çekse ve fakat yönü kıbleden dönmüş olmasa o kimsenin namazı bozulur mu?
Cevap: Namaz kılanın huzuruna engel olduğu için, bu işe cür'et eden kimse günaha girse de, namaz bozulmaz. Zira namazın bozulması için o kimsenin göğsünün kıbleden dönmüş olması lazımdır.
2 - Soru: "Amel-i kalil" (az bir iş) namazı bozmaz" diye okuyoruz. Oruç bahsinde "unutarak yiyip içmek, orucu bozmaz" deniliyor. Namazda bulunan bir kimse "Of" demek gibi az bir kelime telaffuz etse veya unutarak konuşsa namazının bozulmayacağından tereddüt ediyoruz. Bu iki hususa namazı da kıyaslayabilir miyiz?
Cevap: Konuşmanın azı da çoğu da unutarak veya hata yolu ile olanı da namazı bozar. İsterse bu konuşma uyku halinde veya cehalet sebebiyle olsun farketmez. Hepsi namazı ifsad eder.
3 - Soru: Bir kimse ağzında şeker olduğu halde namaza dursa, bu şeker onun okumasına engel teşkil etmese ve şeker eridikçe suyunu yutmuş olsa namaza zarar verir mi?
Cevap: Namazı bozar.
4 - Soru: Namazda sakız çiğnemenin bir zararı olur mu?
Cevap: Evet olur, Namazı ifsad eder.
5 - Soru: Bir kimse namaz kıldığı sırada hırsızın, dükkanında bir mal çaldığının farkına varsa farz namazını bozabilir mi?
Cevap: Şayet çalınan malın değeri çok düşük bir şey ise namazım bozmaz. Fakat en az bir dirhem (3.2 gram) gümüş kıymetinde bir şey çalınmış ise namazını bozar. Zira bu bir maldır ve malının muhafazası gerekmektedir. (Nimetü'l-İslam l. ks. s. 349)
6 - Soru: Bir şahıs namaz kılarken, secde mahalline bakmayı ihmal ettiği için, duvardaki bir levhaya gözü ilişse ve onun ayet ve sair olduğunu anlamış olsa bununla namazı bozulur mu?
Cevap: Diliyle okuma olmadığı için namazı bozulmazsa da namazdan meşgul eden bir iş olduğu için kerahet vardır. Namaz içinde bir hutbe veya şiiri hatırlamak da böyledir.
7 - Soru: Kıraati gizli olan namazlarda, açıktan; aşikare olan namazlarda, gizli okuyan kimsenin namazı bozulur mu?
Cevap: Bu şekildeki bir davranış imamdan sadır olursa, sehiv secdesi lazım gelir. Tek başına kılandan sudur ederse, bakılır. Gizli okunan namazda aşikare okursa sehiv secdesi yapar. Aşikare okunan namazda gizli okursa bir şey gerekmez.
8 - Soru: İmamın okuması hoşuna gidip de ağlayan kimsenin namazı bozulur mu?
Cevap: Bozulmaz.
9 - Soru: Sabah namazı kılarken güneş doğmuş olsa namaza zarar verir mi?
Cevap: Evet, namaz bozulur. Bundan maksat, güneşin yuvarlak halde görülmesi değildir. Güneşin ziyasının görülmesi ile de namaz bozulur.
10 - Soru: Başı daralan kimsenin imdat dilemesi üzerine namazı bozmak ve onun yardıma koşmak caiz midir?
Cevap: Namazı bozmak aslında haram ise de, dine uygun düşen bir şeyin arız olmasından dolayı namazı yarıda kesip o kimsenin yardımma koşmak bazen caiz, bazen de vacib olur. Mesela, bir kimsenin sürüsüne kurt saldırsa veya gözleri görmeyen bir kimsenin kuyuya düşmesi üzerine imdat dilenilmiş olsa, namazı kesip de başı daralan o kimsenin yardımına koşmak vacibtir.
Doğum işlerinden anlayan ve halk arasında ebe dîye isimlendirilen kadın, alacağı çocuğun veya doğum yapacak kadının helakinden veya bir uzvunun telef olmasından korkacak olursa, namaz kılmakta ise namazı kesip doğumla ilgilenmesi; namaz içinde değilse namazı tehir -ve hatta kaza- etmesi vacib olur.
11 - Soru: Akrep ve yılan gibi zehirli bir hayvanı öldürmekle namaza bir zarar gelir mi?
Cevap: Şayet zarar vermesinden korktuğu için yüzünü kıbleden dönmeden ve fazla bir iş (amel-i kesir) yapmadan öldürebilirse namazı bozulmaz. Yönünü kıbleden dönecek veya bu işi amel-i kesir ile görecek olursa namazı bozulmuş olur.
12 - Abdürrahim Fetvalarından: "Namaz kılanın yanında gülünç laflar söyleyip kahkaha ile güldüren kimse günahkar olur" (H.ec. 1/9)
Açıklama: Namaz kılan kimse, İlahi huzurdadır. Onun durduğu huzura saygı duyan kimse, namaz kılanın dikkatini dağıtacak ve huzurunu bozacak hareketlerde bulunmamalı, bilhassa onu güldürerek günaha girmemelidir.
13 - Soru: Namaza durmazdan önce yemiş olduğu şekerin ağızda kalan tadını, namaz içinde ağzında bulmuş olsa namaz bozulur mu?
Cevap: Bozulmaz. (Bu meseleyi ağzında şeker varken namaza durup eriyenleri yutmak meselesi ile karıştırmamalıdır. Zira onda namaz fasid olmaktadır)
14 - Soru: Bir kimse namaz kılarken onun secde edeceği yerden bir canlının veya insanın geçmesi ile namazı bozulur mu?
Cevap: Bozulmaz. Geçen kimse, erkeklik veya kadınlık çağına ulaşmış bulunur ve kasten geçmiş olursa günahkar olur. Böyle bir kastı yoksa veya bu hareketi küçük bir çocuk yapmış olursa günaha girmiş olmaz. Zira hata ve nisyandan dolayı ahiret sorumluluğu bu ümmetten kaldırılmıştır.
15 - Soru: Ufak veya küçük bir camide namaz kılanın önünden geçmenin hükmü aynı mıdır?
Cevap: Bu hususta değişiklik vardır. Büyük cami, boyu kırk arşın veya daha fazla olan camidir. Bu ölçüden kısa olan cami ise "küçük" kabul olunmuştur. Büyük camilerde, namaz kılanın secde edeceği yerden ve bir boy uzunluktan daha kısa olan bir mahalden geçmektedir. Küçük camilerde ise geçmek mutlaka mekruh görülmüştür. Ufak camide, namaz kılan kimse ile geçenin önünde bir direk varsa bunda kerahet yoktur. Büyük camide, cemaatin sıkışıklığa uğramaması için, secde mahallinin ötesinden olmak kaydı ile geçmekte kerahet yoktur.
16 - Behce Fetvalarından: "Farzdan önceki sünneti eda edip, sonra amel-i kesir yapsa, sünneti iade lazım olup; farzdan sonraki sünneti kılmazdan önce (emel-i kesir) yapılsa sünnet sakıt olmasa da sevabı noksan olur" (H.Ec. c. 1/12)
Açıklama: Sünnet ile farz namazları arasını dünya işleriyle ayırmamalıdır. İkisinin arasına giren bu işler, kılınan sünnetin nafileye dönüşmesine ve sünnelikten sakıt olmasına sebep olur. Bu itibarla o sünneti yeniden kılmak gerekir.
17 - Abdürrahim Fetvalarından: "İki rekatlı bir namazın ka'de-i ulasında "Ettehiyyatü" okumak bilerek veya unutarak terkedilse namaz fasid olur" (H.Ec. c. 1/9) 
Açıklama: İki rekatlı bir namazda, birden fazla oturuş olmadığı için, ikinci rekatta oturmak, oturuş itibariyle "ilk" diye tavsif edilmiş ise de, namazın sonunu teşkil etmesi bakımından "Kade-i ahire" olmakta ve farz bulunmaktadır. Herhangi bir sebeple oturuşun terki, namazın bozulmasına yol açar. Oturmadan "Tehiyyat" okunmayacağına göre, tehiyyatın terki anılmış ve kade'nin terki murad edilmiş olmaktadır.
18 - Netice Fetvalarından: "Namaz kılan kimse, yanında bulunan birazcık aralığa (boşluğa) başkasını almak için, çekilip genişletecek olsa namaz fasid olur" (H.Ec. c. 1/10)
19 - Behce Fetvalarından: "Çocuk namazda kahkaha ile gülse abdesti bozulmaz" (H.Ec. c. 1/5)
Açıklama: Buluğ çağına ulaşmamış bir çocuğun namaz içinde kahkaha ile gülmesiyle namazı bozulursa da abdesti bozulmaz. Kahkahanın abdesti bozması, ancak erkek ve kadınlık çağına ulaşmış kimselere mahsustur.
20 - Behce Fetvalarından: "İmam, rekatların birinde, namaz caiz olacak kadar okuduktan sonra tutulsa (arkasını getiremese) ve başkasını yerine geçirse, cemaatin namazı batıl olur" (H.Ec. 1/10) 
Açıklama: Böyle bir durum karşısında takip edilecek yol, rükua gitmek ve namaza devam etmektir. Zira, "Namaz caiz olacak kadar" okumuş bulunmaktadır. Başkasını mihraba geçirmesi, cemaatin namazının bozulmasma yol açar.



 Kaza Namazı
1 - Soru: İkindi namazı kılındıktan sonra kaza namazı kılınmaz, diyorlar. Bu iddiayı ileri sürenler, bu hükmü bazı kitaplarda gördüklerini söylüyorlar. Bu mevzuda siz ne dersiniz?
Cevap: İkindi namazından sonra, güneşin sararması zamanına kadar, kaza namazı kılınabilir. İkindinin farzından sonra kılınması mekruh olan namaz, kaza olmayıp nafile namazlardır.
2 - Soru: Sabah namazının farzını kıldıktan sonra, güneş doğasıya kadar kaza kılınır mı?
Cevap: Evet, kılınmasında hiçbir engel yoktur.
3 - Soru: Sabah namazının farzı kılındıktan sonra ve fakat güneşin doğmasına uzun bir zaman varken kaza namazı kılınabilir mi?
Cevap: evet, kılınabilir.
4 - Soru: Kaza namazlarını kılarken, "İlk önce geçirmiş olduğum şu vaktin veya en sonra geçirmiş olduğum şu vaktin namazına" diye mi niyet edeceğiz?
Cevap: Her iki niyet şekli de caizdir. Fakat; en son kazaya kalmış namazlardan başlamak daha münasiptir. Zira onlar olgunluk devresinde kazaya bırakılmış olmaktadır. Küçük yaşta işlenilen hata ile olgunluk çağında yapılan günahın arasında fark vardır. Bu sebeple günahı çok olan bu işin telafisine çalışmak daha münasip olur.
5 - Soru: Kazaya kalan namazları, beş vakit namazın önünde veya sonunda bulunan sünnetler ile ödesek, yani, bu sünnetleri kaza namazı yerine kılsak olur mu?
Cevap: Sadece şunu ifade edelim ki, kaza namazlarını ödetmeyin yolu, Efendimiz'in sünnetlerini feda etmek olmamalıdır.
6 - Soru: Kaza namazı borcu olan bir kimse, kaza namazlarını en sondan itibaren kıldığına göre, nasıl bir niyet yapması gerektiğini ifadelendiriniz.
Cevap: "Niyet ettim Allah (cc) rızası için en son kazaya kalmış namazımın farzını kılmaya" demelidir.
7 - Behce Fetvalarından: "Kurban Bayramı günü, (Müzdelife'de bulunup vakfe yapacak) hacılardan başkasına, yeniden kılmak kaabiî olacak kadar (sabah) namazı(nı) tehir efdaldir" (H.Ec.c. 1/8) Açıklama: Sabah namazını cemaatle kılacak kimselerin, ortalığın ağarmasına kadar beklemesi sünnettir. Bu bekleyiş cemaatin artmasına ve namaza yetişmesine yardım eder. Müzdelife'de bulunan hacılar, Mina'ya varıp hacla ilgili vecibeleri yerine getirebilmek için o günün sabah namazını ilk vakitte kılarlar. Faziletçe üstün olan hareket budur.
8 - İbni Nüceym Fetvalarından: "Dört rekatlı bir namaz, seferde kazaya kalacak olsa, iki rekat kaza olunur" (H.Ec. 1/9) 
Açıklama: Dört rekatlı bir namaz, seferilik devam ederken kazaya kalsa, ister yolculuk sırasında, ister memleketine döndükten sonra kaza edilsin, iki rekat olarak kaza edilmesi gerekir.
9 - Soru: Kaza namazı bulunan kimse nafile namaz kılabilir mi? Bu hususta Hanefî mezhebi ile diğer mezhepler arasında görüş farkı var mıdır?
Cevap: Şafii mezhebine göre, kazası olan kimsenin nafile namaz kılması haram olarak kabul edilmektedir. Hanefi mezhebine göre durum farklı bulunmaktadır. Şöyle ki: Kazası olan kimsenin, geçmiş namazlarını kaza etmesi, nafile kılmakla meşgul olmasından evla ve efdal bulunmaktadır. Bu hükmün istisnaları vardır. Beş vakit namazın evvelindeki veya sonundaki namazlar ile duha, tesbih, tehiyyetü'l-mescid ve evvabin namazları gibi hakkında teşvik edici hadis-i şerifler bulunan nafileler müstesna tutulmuştur.
10 - Ali Efendi Fetvalarından: "İkindi namazını kıldıktan sonra güneşi kızarmasına kadar, geçmiş (namazlar)ı kaza etmekte kerahet yoktur" (H.Ec. 1/8)
Açıklama: İkindi namazı ile ilgili iki türlü kerahet vakti vardır. Birinde sadece nafile namaz kılmak mekruhtur. Bu, ikindinin farzının kılınmasından sonraki zamandır. İkincisinde ise hem farz hem de nafile namaz kılmak mekruhtur. Bu da güneşin kızarması ile başlayan ve gruba kadar devam eden vakittir. İkindinin farzı kılındıktan sonra, güneşin kızarması zamanına kadar, kaza namazı kılmakta bir mahzur ve mekruh yoktur.
11 - Abdürrahim Fetvalarından: "Sabah namazında imama, rükua varmasına yakın bir zamanda yetişip sünneti kılamayan kimsenin (farzdan) sonra kaza etmesi caiz olmaz" (H.Ec. 1/11) 
Açıklama: Sadece nafile namaz kılınması caiz olmayan bir vakit vardır. Tanyerinin ağarmasından sonra, sabah namazından ve ikindi namazından sonra.
12 - Soru: Sünnet-i gayri müekkede olan ikindi ve yatsı namazının ilk sünnetleri kamet getirip ve "Niyet ettim en son üzerimde kazaya kalmış ikindi veya yatsı namazının farzını ve bu vaktin sünnetini kılmaya" diyerek kaza niyeti ile kılınır mı? 
Cevap: Böyle tasarruf doğru görülmemektedir. Peygamber (sav) Efendimiz'in eda buyurduğu sünnetleri, sünnet niyeti ile kılmalı, kaza namazlarını da ayrıca kılmalıdır. Ömer Nasuhi Bilmen (merhum), Büyük İslam İlmihali'nde aynen şöyle demektedir: "Kaza namazları ile iştigal, nafile namazlar ile iştigalden evladır, ehemdir. Fakat farz namazların, müekkede olsun olmasın, sünnetleri bundan müstesnadır. Yani bu sünnetleri terk ederek bunların yerine kazaya niyet edilmesi evla değildir. Bilakis bu sünnetlere niyet edilmesi evladır. Hatta kuşluk, tesbih namazları gibi haklarında asar varid olan nafile namazlar da böyledir. Bunlara da nafile olarak niyet etmek evladır. Çünkü bu sünnetler, farz namazlarını ikmal eder, bunların telafisi mümkün değildir, kaza namazlarının ise muayyen vakitleri olmadığı için telafileri mümkündür.
Maazhaza namazları kazaya bırakmak bir günahtır. Bu günahtan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri feda etmek münasip olamaz. Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadette bulunarak afv-i ilahiye iltica etmesi icap ederken, hakkında şefaat-i Nebeviyyenin tecellisine vesile olacak bir kısım mübarek sünnetleri, nafileleri terk etmesi nasıl muvafık olabilir? Hem bir kısım vakfiyeleri kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vakfiyeleri, kendilerini mükemmel olan sünnetlerden tecrid etmek, iki kat kusur olmaz mı? Bunun hilafına olan bazı nakiller muteber değildir, müftabih olan kavle muhaliftir" (Namazla ilgili bölüm, mad. 298)
13 - Soru: Kazaya kalmış namazlar arasında tertibe riayet lazım mıdır?
Cevap: Kazaya kalan namazlar az olur, bu namazlar hatırda bulunur ve vakti çıkmamış olan namazın vakti daralmış olmaz ise kazaya kalmış namazları, edade olduğu sıra üzerine kaza etmek gerekir. Peygamber Efendimiz'in ve ashab-ı kiramın, Hendek harbinde öğle, ikindi ve akşam namazları kazaya kaldığında, gece bir müddet geçince Resulullah (sav), Bilal-i Habeşi (ra)'ye ezan okumasını emrettiler. Hz. Bilal (ra) ezan okuyup ikamet edince, Peygamber Efendimiz (sav) ve ashab cemaat olarak önce öğle, sonra ikindi ve onu takiben akşam namazlarını kaza etmişlerdi.
14 - Soru: Kazaya kalan namazın "az" olması kaç vakitle sınırlıdır?
Cevap: Vitir namazından başka en az altı vakit olursa kazaya kalmış namazlar çok olarak kabul edilmekte; bundan daha aşağı olursa "az" kabul edilmektedir.
15 - Soru: Bir kimse üzerindeki birçok kaza namazını ödemek suretiyle hiç kazası kalmasa sahib-i tertip olur mu?
Cevap: Olmaz, zira "sakıt olan geri gelmez." O kimse, kaza namazının sayısını altı vakte çıkardığı zaman sahibi tertiplik onun üzerinden düşer ve bir daha geri gelmez.
16 - Soru: 12 yaşından 26 yaşıma kadar namazı kah kıldım kah bıraktım. Şimdi bu 14 senenin namazının hepsi kaza mı edilecek, yoksa tahmini bir hesapla kazaya kalan namazları çıkarıp kılabilir miyim, tavsiyeniz nedir?
Cevap: Kıldığınız yıllar ile namazı kılamadığınız seneleri kesinlikle biliyorsanız, bıraktığınız yıl ve ay kadar namaz kaza edersiniz. Aksi halde galip olan ihtimali dikkate alır ve o kadar kaza namazı kılarsınız. Zann-ı galibiniz de yoksa ihtiyaten 14 senelik kaza kılarsınız. Kılınmamış olanlar kaza edilmiş olur. Kılınmış bir namazın ikinci defa kaza edilmesi nafile yerine geçer.
17 - Soru: Biz, müsaade vermedikleri için öğle namazını kılamıyoruz. Bu sebeple, akşamdan sonra kaza ediyoruz. Bu olur mu?
Cevap: İş sahibinin keyfine tabi olarak, Allah'ın (cc) emrini terk veya tehir etmek asla doğru bir hareket değildir. Dünyevi bir menfaat için ahiret hayatinin saadetini ihmal etmek, tuğlayı alıp karşılığında altın vermek gibi zararlı bir alışveriş olur.
18 - Soru: Kazaya kalmış namazlar için neden ezan ve ikaamet okunmaktadır?
Cevap: Ezan ve ikaamet, vaktin sünnetini değil, namazın sünnetidir. Bu itibarla, vaktin çıkması ile terk edilemez (Nimetü'l-İslam, l. Kısım, s. 62)
19 - Soru: Bir kimsenin üzerinde, teşrik tekbiri getirilecek namazlardan biri kazaya kalmış olsa, bu namazı, kaza ederken teşrik tekbirini getirecek mi?
Cevap: Şayet kazaya kalmış bu namazı, teşrik tekbirlerinin getirildiği günler çıkmazdan önce kaza ederse tekbiri okuması gerekir. Bu günlerin çıkmasından sonra kaza etmesi halinde tekbirleri okumaz. (Nimetü'l-İslam, l. kısım, s. 558)
20 - Soru: Ben, çeşitli sebeplerden dolayı, namaz kılamadım. Namaz için defter tutuyorum. Geçirdiğim bu namazları kaza etmek istiyorum. Baştan itibaren mi kılmaya başlayayım, yoksa sondan mı?
Cevap: Her ikisi de olur. Fakat yaş ilerledikten sonra kazaya bıraktığımız namazların günahının daha fazla olacağını düşünerek sondan başlamak daha uygun görülmüştür.
21 - Soru: Bir kimse namazı kılıp kılmadığında şek etse ne yapması gerekir?
Cevap: Şayet vakit çıkmamış ise iade eder. Çünkü vakit çıkmış ve eda ettiğinde de şek vaki olmuştur. Eğer vakit çıktıktan sonra şekederse bir şey lazım gelmez. Zira vücubun sebebi olan vakit çıkmış, eda etmediği de tereddütlü olmaktadır. Müslümanın hali, namazı vaktinde kılmış olacağı istikametinde ağırlık kazanmaktadır.
22 - Soru: İmsaktan sonra, sabah namazının edasından önceki süre içinde nafile namaz kılmak caiz olmadığına göre, kaza kılmak caiz midir?
Cevap: İmsaktan sonra, sabah namazı vaktine kadar kaza namazı kılmakta hiçbir mahzur yoktur. Mekruh olan husus, bu vakit içerisinde nafile namaz kılmaktan ibarettir.
23 - Soru: Asıl namaz borcu, birinci kılınan namazla mı yoksa ikinci defa kılınacak namazla mı sakıt olmaktadır?
Cevap: Farz borcu, birinci namazla ödenmekte, ikinci namaz bunu tamamlamak için kılınmış olmaktadır.
24 - Soru: Düşman karşısında bulunan muhariblerin, durumun çok sıkışık olması sebebiyle namazlarını tehir etmelerine müsaade var mıdır?
Cevap: Evet, vardır. Bundaki cevazın, sadece harp halinde verildiği sanılmamalı ve "çok sıkışık bir harp hali" mazeretine göre verilmiş bir müsaade olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.
25 - Soru: Kaza namazları için, vakit namazlarında olduğu gibi, belirli vakitler var mıdır? Diğer bir ifade ile, her kaza namazını kendi vakitleri içinde mi kaza etmek gerekir?
Cevap: Kaza namazının vakti kaza edildiği vakittir. Yani bu namazlar için belirli bir zaman yoktur. Öğlenin kazasını, öğle vakti içinde; ikindinin kazasını, ikindi vaktinde kılmak gibi bir mecburiyet yoktur. Kerahet vakitlerinin dışında ne zaman istenirse kılınabilir.
26 - Soru: Kaza namazı kılmakta iken, farz namazların kılınmasında mekruh olarak bilinen kerahet vakitlerinden biri girmiş olsa, kaza namazına bir zararı olur mu?
Cevap: Evet, olur. Namazı ifsad eder.
27 - Soru: Hepsinin sabah namazı kazaya kalmış bir cemaatin, bu namazı gündüz kaza etmeleri halinde kıraeti açıktan mı yoksa gizli mi okumaları gerekir?
Cevap: Eğer bu cemaat, kazaya kalmış namazlarını teker teker kılacak olurlarsa serbesttirler. Dilerse gizli, dilerse açıktan okuyabilirler. Bu hususta eda ile kaza arasında bir fark yoktur. Şayet bunlann kazaya kalan namazları, hep aynı günün namazı ise ve cemaatle kaza edecek olurlarsa imam olan zat açıktan okuyacaktır. (Büyük İslam İlmihali, Namazla ilgili bölüm, madde: 141/10)
28 - Soru: Abdülkadir Geylani (k.s.) "Beş vakit namazların sünnetleri yerine kaza namazları kılıp, bir an önce kazadan kurtulmak gerekir" buyurmuş. Bu doğru mu?
Cevap: Bu büyük zatın eserlerinin tamamını incelemek fırsatını bulamadığımız için böyle bir sözü olup olmadığını söylememiz isabetli olmaz. Biz doğruluğunu, yani bu sözün ona ait bulunduğunu kabul ederek meseleye bu açıdan bakalım. Bu büyük zat, amelde Hanbeli mezhebindendir. Bu ifade mensup bulunduğu mezhebin görüşünü aksettirmektedir. Hanefi imamlarının görüşleri bunun karşısında değilse de, farklı durumdadır. Bu durumda geniş bilgi almak isterseniz, Ö. N. Bilmen'in Büyük İslam İlmihali'nin Namazlarla ilgili bölümünün 282. maddesini tetkik etmenizi tavsiye ederiz.
29 - Soru: Birkaç şahsın aynı namazları, (mesela yatsı) kazaya kalsa cemaatle kılabilirler mi?
Cevap: Evet, kılabilir ve imam olan kimse kıraeti açıktan ifa eder.
30 - Soru: Kişi cemaatle namaz kılıyorken gülse veya başka bir sebeple namazı ifsad etse kazasını kılması lazım geldiğini biliyoruz. Bir de var ki, müteaddit namazları geçmiş. Bunların kazası da farzdır. Ancak bunların hangisi daha faziletlidir dersiniz? 
Cevap: Her iki halde namaz bozulmuş ve kazası gerekmiş olmaktadır. Ancak, yaşça büyük olanların terketmesinde suçluluk daha büyüktür. Bu bakımdan en son borç kalan namazdan kaza etmeye başlamak daha faziletlidir.
31 - Abdürrahim Fetvalarından: "Güneşin doğduğu, battığı ve istiva vaktinden gayri vakitlerde geçmiş namazları kaza etmek caiz olur" (H.Ec. 1/10)
Açıklama: Sabah namazının sünneti, en kuvvetli bir sünnettir. Farz kılındıktan sonra, sabah namazının sünneti kaza edilmezse, güneş doğmadan kılınamayan sabah namazının farzı ise -kerahet vaktinin çıkmasından sonra ve öğleden önce kaza edilmesi halinde- sünneti ile birlikte kılınır.
32 - İbni Nüceym Fetvalarından: "Öğleyi cemaatle kılan kimse, ilk sünneti kılamamış olsa, dört rekatı son sünnetten önce kaza eder" (H.Ec. 1/9)
33 - Abdürrahim Fetvalarından: "Kazaya kalmış namazlarını kılmak istediğinde, miktarını bilmese, zannı galibi kadar namaz kaza eder" (H.Ec. c. 1/10)
Açıklama: Herhangi bir hususta, kesin bilgi olmadığı zaman tahminin ağır basan tarafı ile hareket edilmesi esastır. Bu noktadan hareket etmek suretiyle, kaza namazları galip bir kanaate göre kılınmış olur.






 Ezan-Kaamet-Müezzinlik
1- Soru: Köyümüzde hususi olarak vazifelendirilmiş bir müezzin yok. Kim olursa bu vazifeyi yapmaktadır. Ön sırada veya arka sırada yapılıp yapılmayacağı üzerinde münakaşa oluyor. Müezzinin mutlaka geride oturması şart mıdır? 
Cevap: Böyle bir şart yoktur. Yalnız cuma günü iç ezanının "Minber" önünde okunması sünnet bulunmaktadır.
2 - Soru: Ezanı, caminin içinde okumak mekruh mudur?
Cevap: Etrafa duyurulması bakımından ezanın caminin dışında ve yüksekçe bir yerde okunması bir sünnettir. Beş vakit namazların cemaatle edasını halka duyurmak bakımından caminin dışında okunması münasiptir. Münferiden eda veya kaza namazı kılacak kimseler, ezanı, başkasına duyurmak için değil, sadece kendi namazının sünnetini yerine getirmek maksadı ile okuyacağından cami içinde okunmasında bir mahzur göremiyoruz. Halka ilan kasdi ile okunan ezan, cuma namazının dışındaki namazlar için cami içinde okunmaz. (Nimetü'l-İslam, s.54)
3 - Soru: Ezan-ı Muhammediye'yi bir teypten hoparlöre vermek, bu suretle halkı namaza çağırmak caiz midir?
Cevap: Böyle bir davranış asla ve hiçbir suretle caiz olamaz. Ezan, farz namazlar için sünnettir. Tek başına namaz kılacak olan bu vazifeyi bizzat kendisi eda eder. Cemaatle kılınacak namazlarda ise, onlar adına bu işi içlerinden bir münasibi veya vazifeli olan müezzin ifa eder. Bu takdirde diğerlerinin ezan okumasına ihtiyaç kalmaz. Her iki halde, namaz kılmakla mükellef olan Müslüman bir erkeğin bizzat ezan okuması icap eder. Teypteki şeyler bir sesin yansımasından ibarettir. Onunla ezan okunmuş sayılmaz.
4 - Soru: Ezanda iki cümle arası bir sekte ile fasl edilir deniliyor ve şöyle izah ediliyor: "Bundan ilk tekbirler müstesnadır ki, onun sektesi iki tekbirden sonra olur, yani dört ikiye ayrılır." Bu hususu açıklar mısınız?
Cevap: Sekte, sesi keserek biraz durmak demektir. Yani "Eşhedü en la ilahe illallah" denilince biraz durulacak, sonra aynı lafız bir defa daha söylenecek. "Eşhedü enne Muhammeden Resulullah" denilince gene biraz durup sonra aynı cümle bir defa daha tekrarlanacak. "Hayye alessalah" denilip biraz durulacak. Bundan sonraki her cümlede bu duraklama gösterilecektir. İlk tekbirlerin bundan müstesna tutulması, bir tekbir alıp duraklama gösterilmeyecek de iki defa "Allahü ekber, Allahü ekber" denilip ondan sonra sekte (duraklama) yapılacak. Manalarına dikkat edilirse, cezimle sekte arasında bir uyuşmazlık yoktur. Cezim, kelimenin sonuna hareke vermemek; sekte ise cümlenin sonunda sesi kesip biraz duraklamaktır.
5 - Soru: Ezan okuyan kimse, "Hayye alessalah" derken yüzünü sağ, "Hayye alel felah" dediği sırada yüzünü sola dönüyor. Bunun hikmeti nedir?
Cevap: Ezanda duyurmak ve ilan kasdi vardır. Ezanın lafızlarından da davet mahalli olan bu cümlelerde yüz sağ ve sola döndürülmektedir. (Nime-tü'1-İslam, l. kısım, 5. 55)
6 - Soru: Ezanı camide mikrofonla okuyup minareye vermek caiz midir?
Cevap: Ezanın yüksek bir yerde okunması, ezanla ilgili bir sünnettir. Bu itibarla mikrofon ile okunsa bile yine minareye çıkılarak okunmalıdır.
7 - Soru: Ezanda 'Cezm' yapılmayıp geçilmek istendiğinde üstün ile mi, yoksa ötre ile mi geçilmesi lazımdır?
Cevap: Esasen ezanın meczum olarak okunması gerekir. Bilfarz, vasl edilecek olsa, meftuh (üstün) olarak vasi edilir. (Nimetü'l-İslam, Kitabü's-Sa-lat, s. 52)
8 - Soru: İstimâu'l-melahi ma'sıyetün ilh. Hadis-i Şerifi izah eder misiniz? "Lezzet alan küfürdedir" diye biten bu hadise göre lezzetin tezahür şekli hangi halde baliğ olan küfürdür?
Cevap: Sünen-i zevaid kısmına girmektedir.
9 -Soru: Cami içinde ezan okunur mu?
Cevap: Cuma gününde hutbe ezanından başka, cami içinde ezan okunmaz. (Nimetü'l-İslam, l. kısım, s. 54)
10 - Soru: Ezanın sahih olmasında aranan şartlar kaçtır ve nelerdir?
Cevap: Ezanın sahih olmasının şartı yedidir:
1- Okuyanın Müslüman olması. Gayrimüslimin okuyacağı ezan sahih olmaz.
2- Temyiz (ezan okuyacak kimsenin iyiyi kötüden ayırt edecek durumda) olması.
3- Ezanın kelimeleri arasındaki tertibe riayet edilmesi. Yani bunlardan herhangi birini öne alıp diğerini arkaya bırakmak sahih değildir.
4- Ezanın kelimeleri arasında tevali. Bu kelimeler arasında uzun bir müddet sükut etmek veya konuşmak, ezanın sıhhatine zarar verir ve baştan okumak gerekir.
5- Vaktin girmiş olması.
6- Cemaat için okunan ezanın açık okunması. Kişinin kendi nefsi için okuyacağı ezanda açıktan okunması şart değildir.
11 - Soru: Kaamet getiren müezzin "Hayye alessalah" mı diyecek, yoksa bunların sonuna "ti"şeklinde bir ibare getirip "Hayye alessalati" mi diyecek?
Cevap: Kelimenin sonunu "cezm" ederek, "Hayle alessalah" demelidir. Çünkü ezan ve ikaamet cezm ile okunacaktır. (Nimetü'l-İslam, l. ks. s. 52)
12 - Soru: Ezan-ı Muhammedi okunurken selam vermek caiz midir?
Cevap: Ezan okunurken selam vermek doğru değildir. Şayet selam veren olursa ezanın bitmesine kadar beklemeli, daha sonra "Ve aleykümü's-selam ve rahmetullah" demelidir.
13 - Soru: Cemaat içinde müezzin bulunmazsa, imam olan kişinin hem imamlık hem de müezzinlik yapmasının caiz olup olmasını beyan ediniz.
Cevap: Müezzin bulunmadığı zaman, imamın kamet getirmesi ve diğer müezzinlik vazifelerini yapması caiz ve hatta efdaldir. İmam-ı Azam böyle yapardı. (Nimetü'l-îslam, s. 46)
14 -Soru: Ezan-ı Muhammedi'de "Eşhedü enne seyyidena Muhammeden Resulullah" demekte bir mahzur var mıdır?
Cevap: Böyle bir ilave doğru olmaz. Zira ezanın elfazı, tevkifidir. Gelişi güzel ne ilave, ne de çıkarma yapılamaz. Bizim dikkat edeceğimiz husus, mana yönünden yakışan elfazı eklemeye kalkışmak değil, dinimizin esaslarına aynen riayet edip, eksiklik yapmadığımız gibi bir fazlalık da katmamaktır.
15 - Soru: Kadınlar gizli bir şekilde ikamet getirseler ne lazım gelir? Ne için ikamet getirmezler?
Cevap: Ezan da ikamet de farz namazların eda ve kazasında sadece erkekler için sünnettir, kadınların gizli olarak ikamet getirmeleri sünnete aykırı (bid'at) olur. (Nimetü'l-İslam, Kitabü's-Salat s. 59)
16 - Soru: Nimet-i İslam adlı kitapta ezan ve ikamet hususundaki Hadis-i Şerifte (Cezm) kelimelerinin anlamının ne demek olduğunu beyan eder misiniz?
Cevap: "Cezm" demek, cümlelerin sonuna hareke getirmeyip, yani "Allahü Ekberu" şeklinde okumayıp "Ekber" tarzında bitirmek demektir. (Nimetü'l-îslam, s. 52)
Allahü Ekber, Allahü Ekber
Eşhedü en lâilahe illallah
Eşhedü enne Muhammeden Resulullah
Hayya alessalah
Hayya alel felah
okunuşları gibi.
17 - Soru: Cemaatle farz namaz kılınan bir camide başka bir kimsenin farz kılması halinde tekrar kaamet getirmesi gerekir mi?
Cevap: Gerekmez. Çünkü, bir camide kılınacak bir vakit namaz için bir ezan ve bir de kaamet meşru kılınmıştır. Bunlar da eda edildiğine göre, kılınacak diğer namazlar için ezan ve kaamet gerekmez. (Nimetü'l-İslam, l. kısım, s. 61)
18 - Behce Fetvalarından: "Kadınlara ezan ve ikaamet lazım değildir" (H. Ec. 1/8)
Açıklama: Farz namazların edası ve kazası için ezan ve ikaamet erkekler için sünnettir. Kadınlar bu hükmün dışında tutulmuşlardır.
19 - Abdürrahim Fetvalarından: "Müezzinin, tekbirlerde "Lahn ve teğanni" etmesi caiz olmaz" (H.Ec. 1/14) 
Açıklama: Lahn, irabta hata etmek ve değiştirmek manalarına gelmekte; teğanni ise, şarkı söylercesine nağmeler yapmak anlamını ifade etmektedir. Bir müezzinin, ezan okuduğu sırada bu gibi lüzumsuz şeylere heveslenmesi caiz değildir.
20 - Behce Fetvalarından: "İmama uyan bir müezzin, cemaate ilan için, yüksek sesle tekbir alsa namaza zarar vermez" (H.Ec. 1/10)
Açıklama: Müezzinin yaptığı bu işe "tebliğ" denilmektedir. Cemaat çok olduğu sırada yapılabiir. Bu hizmeti görecek kimse, aldığı tekbirleri, sadece ilan maksadıyla almamalı; iftitah tekbiri veya intikal tekbiri olarak almalıdır. Bu tebliği yapacak kimse tekbir ve selamları aynen ve açıktan söyler. Sadece rükudan kalkar iken "Rabbena leke'l-hamd" der.



   İmamet
1- Soru: Hanefi mezhebine mensup bir mü'min, Şafii veya başka mezhepteki imamın arkasında namaz kılabilir mi? Kılması caiz ise, muktedinin neye dikkat etmesi lazımdır?
Cevap: Hanefi mezhebine mensup bir şahıs, Şafii mezhebine veya diğer hak mezheplerden birine mensup bulunan bir imama uyabilmesi için, Hanefi mezhebine göre, abdesti bozan bir şeyin o imamda olmaması gerekir. Bir de, Şafii mezhebindeki bir imam, sabah namazının ikinci rekatında, rükudan kalkıp da secdeye varmadan önce Kunut'u okuduğu sırada, Hanefi olan şahıs elleri yan tarafa salınmış olarak bekler. İmam dua okumayı bitirip secdeye giderken onun ile birlikte secdeye varır.
2 - Soru: Küfrü gerektirmeyecek şekilde bid'at sahibi olanların arkasında namaz kılmak caiz midir?
Cevap: Caizdir. Üzerindeki borç ödenir. Ancak mekruhtur.
3 - Soru: Bir delikanlı, buluğ çağına girmiş ve fakat henüz yüzünde tüy bitmemiş. Bu kimse namazda imamlık yapabilir mi?
Cevap: Namazla ilgili meseleleri iyice biliyorsa imamlık yapabilir. Ancak cemaat arasındaki daha yaşlı bir kimsenin geçmesi efdal olur.
4 - Soru: İçki içtiği ve içmeye devam ettiği bilinen bir imama uyabilir miyiz?
Cevap: Namazlarımızı bu gibi kimselere uyarak değil, haramdan sakınan bir imamın peşinde kılmayı tercih ediniz.
5 - Soru: Sigara içen bir şahıs, imamlık vazifesini yapabilir mi?
Cevap: İmamın ağzının içinden önce kalbinin içine bakınız. Taşıdığı inancın fesad veya sakatlığına göre hükme varınız.
6 - Soru: İma ile namaz kılan bir kimsenin, aynı şekilde namaz kılan bir kimseye imam olması caiz ve sahih olur mu?
Cevap: Evet, olur. (Nimetü'l-İslam, s. 213)
7 - Soru: Adam hem sigara içiyor, hem de namaz kıldırıyor. Böyle bir kimseye uyup da namaz kılmak doğru olur mu? Uymak mecburiyeti hasıl olduğu zaman nasıl yapılmalıdır? Bir de, sigara içilen yere melek girmez deniliyor. Doğru mu?
Cevap: Sigara içmek, içenin durumuna göre haram veya kerahet-i tahrimiyye olarak hükme bağlanmıştır. Fakat imamlık yapabilmenin sıhhatine engel olan hallerden değildir. Siz, mütteki imam aramak noktasından hareket ederseniz, sigara kullanmayan bir imam aramakta haklısınız. Melekler, soğan ve sarmısak kokusundan rahatsız olacakları gibi, sigara kokusundan da rahatsız olurlar. Bu rahatsızlıkları, sigara içmeyenin odadan çıkma mecburiyetinde kaldığı gibi, onların da oda haricine çıkmasına sebep olur. Bu koku dağılınca veya sigara içen oradan gidince melek de içeri girer.
8 - Soru: İmamların maaşla namaz kıldırmalarında dinen bir mahzur var mıdır?
Cevap: Maaş almamak azimetle amel etmektir. Verilen maaşı kabul ise ruhsatı ihtiyar etmek olur. Müteahhirin alimleri, vazifenin aksamaması için maaş almaya fetva vermişlerdir.
9 - Soru: Hoca olmadığı zaman imamlık yapma teklifi ile karşılaşıyoruz. Halbuki biz, niyetini bile bilmiyoruz. Açık ve kısa yoldan imamlığa yapılacak bir niyeti tarif ediniz?
Cevap: "Niyet ettim Allah rızası için, sabah namazının farzını kılmaya. Bana uyanlara imam oldum" demelidir.
10 - Soru: Bir camide iki imam var. Birinin okumuşluğu iyi, hafız. Fakat İslamiyete bağlılığı zayıf. Namazı bile seyrek kılıyor. Diğeri az okumuş, ama samimi bir Müslüman. Namazı hangisinin kıldırması evla olur?
Cevap: Namazla ilgili meseleleri en iyi bilen ve okuyuşu en düzgün olan hangisi ise onun imamlığa geçirilmesi uygun olur.
11 - Soru: İmam efendi farz namazını kıldırırken başından fes düşecek olsa açık başla kıldıracağı namazda sakınca var mıdır?
Cevap: Şayet düşen fesi, bir eliyle alıp giyebilirse başına koymalı ve öyle kılmalıdır. Buna imkan olmazsa o takdirde başı açık kılar. Baş açık olarak kılınması halinde kerahet var ise de namaz fasid olmaz.
12 - Soru: Allah'ın (cc) haram kıldığı bir şeyi yapan imam olsa veya imamlık vazifesini yaparken bunları işlese ona uymamızda mahzur var mı?
Cevap: Allah'ın (cc) haram kıldığı bir şeyi işleyen kimse fasıktır. Fasıkın imamlık yapması ise mekruhtur. Bilerek veya bilmeyerek kendisine uymuş bulunan kimsenin namazı sahih olursa da daha iyi bir imamın arkasında namaz kılmayı tercih etmeli ve bu tip kimselerin hareketlerini düzeltmeleri için en müessir içtimai ihtarı arkalarında namaz kılmaya varmayarak vermelidir. (Büyük İslam İlmihali, Namaz bahsi madde: 150)
13 - Soru: İki gözü âmâ bulunan kimsenin imamlık yapması halinde kendisine uyabilir miyiz?
Cevap: Okuyuşu düzgün ise ve temizlik yönünde bir şüphe görülmüyorsa uyulabilir.
- Netice Fetvalarından: "Cenaze namazını kıldırmakta, cuma namazını kıldırmakla vazifeli bulunan imam, mahalle (mescidinde vazifeli) imamdan evladır."
14 - Soru: Bir talebe, bir perde olmaksızın birinci saf erkek olarak akraba veya yabancı kadınlara, tesbih namazı veya diğer namazları kıldırabilir mi?
Cevap: Tesbih namazının cemaatle kılınması esasen münakaşalı bir mevzudur. Fakat namazları kıldırması caizdir.
15 - Soru: Katil olan imamın arkasında namaz kılınması caiz midir?
Cevap: Mü'min bir kimsenin suçluluğu onu dinden çıkarmaz. Bu sebeple kılınabilir.
16 - Soru: İmam olmanın sıhhatinin şartları kaçtır ve nelerdir?
Cevap: Altıdır ve şunlardır: İslam, buluğ, akıl, erkeklik, kıraet ve bu vazifeye engel olacak özürlerden selamette olmaktır.
17 - Soru: Bir imam, imam olmaya niyet etmediği zaman bir erkeğin ona uyması sahih olur mu?
Cevap: Evet, sahih olur.
18 - Soru: İki kişi var. Birinin dünkü ikindi namazı kazaya kalmış; diğerinin ise bir önceki günün ikindi namazı kazaya kalmış. Bunlardan biri imam olsa diğeri ona uyabilir mi? Zira her ikisinin de kazaya kalan namazı ikindi namazıdır?
Cevap: Bir şey dikkatinizden kaçmış bulunmaktadır. Bu iki kişinin kazaya kalan namazları aynı günün ikindi namazı değildir. Bu sebeple değişik günlerin namazlarını kaza ederken birbirine uymak sahih olmaz.
19 - Soru: İmamlığa geçirilmekte kimlerin öncelik hakkı vardır?
Cevap: Namaz kılacak kimselerin içinde namaz kıldırmakla vazifeli imam -veya müezzin- varsa, namazı kıldırmak onun vazifesi olduğu kadar, hakkıdır da. Cami dışındaki bir yerde, ev sahibi namaz kıldırmakta öncelik hakkına sahiptir. Bu iki yerin ve kimsenin dışında kalan bir yer ve toplulukta imamlığa tercih edilecek kimseleri fıkıh kitapları şöyle sıralamaktadır:
a) Namaz meselelerini daha iyi bilen, imamlığa evla görülmüştür. Bunda da müsavi kimselerin bulunması halinde, sırası ile şu şahıslar imamlığa tercih ve takdim edilir:
b) Kıraeti daha düzgün olan,
c) Vera ve takvası daha ileri bulunan,
d) Daha yaşlı bulunan,
e) Ahlakça daha güzel bulunan,
f) Yüzü daha güzel ve nurani olan,
g) Nesep ve soyca daha şerefli olan, 
h) Sesi daha güzel olan,
i) Elbisesi daha temiz bulunan; bunda da müsavi iki veya daha fazla kimse çıkar ise aralarında kur'a atılır. Kur'a kime isabet ederse o imamlığa geçer.
20 - Soru: Camiye varıldığında vazifeli imam ve müezzin gelmemiş, cemaat de namaz için hazır ve beklemekte olsalar, bu durumda cemaatten herhangi bir kimse görevlilerden izinsiz olarak geçip namaz kıldırsa bunda (dinen) bir mahzur var mıdır?
Cevap: Vazifeli imam veya müezzinin gelmemesi halinde, cemaat arasından bir kimsenin müsaade almaya gerek olmadan cuma ve bayram namazından gayri namazları kıldırmasında hiçbir mahzur yoktur. Fakat cuma ve bayram namazlarında vazifeli şahsın vekalet vermesi veya tavzif edilmiş olması gerekir.
21 - Soru: Büluğ çağına ulaşmamış çocuğun imamlık yapması sahih midir?
Cevap: Değildir. Çünkü çocuğun üzerine farz olmadığı için kılacağı farz onun hakkında nafile olmaktadır. Bu sebeple, farz kılanın nafile kılana uyması sahih olmaz. Hatta ona uyacak kimse nafile namaz niyeti ile dahi uyamaz.
Soru: Bir kimse, farz edelim ki, imamlık yapan bir kadına uysa, erkeğin ve ona imamlık yapan kadının namazları sahih olur mu?
Cevap: İmamlığın sıhhatinin şartlarından birisi de imamın erkek olmasıdır. Bu itibarla kadına uyan kimsenin namazı sahih olmaz. Fakat kadının kendi kıldığı namaz sahihtir. Zira erkeğin namazının sahih olmayışı, kadın imamın namazının sahih olmayışından ileri gelmiş değildir. Onun kadın olması sebebiyle erkeklere imam olması sahih değildir. Peygamber Efendimiz(sav), kadının cemaatin geri tarafında bırakılmasını emretmiştir. Bu emrin hikmeti, onların arkasında, sağında veya solunda durup namaz kılmanın yasak olmasından ileri gelmektedir.
22 - Soru: Dilsiz bir kimse ümmi (anadan doğma kara cahil) bulunan kimseye imamlık yapabilir mi? Bu hususta ne dersiniz?
Cevap: Sahih olmaz. Çünkü ümmi iftitah tekbirini almaya muktedir bulunduğu cihetle dilsizden daha güçlü bulunmaktadır. Bu sebeple ona uyması sahih olmaz.
23 - Soru: Bir dilsiz, kendisi gibi bir dilsize ve bir ümmi kendisi gibi bir kara cahile imamlık yapabilir mi?
Cevap: Yapabilir ve bu cevaz, halkın arasında "ümminin ümmiye imamlığı sahihtir" şeklinde bir ifade ile mesel haline gelmiştir.
24 - Soru: Ayakta namaz kılan, takatsizliği sebebiyle oturarak namaz kılan bir imama uysa sahih midir?
Cevap: Evet, sahihtir.
25 - Soru: Bid'at sahiplerinin imamlık yapması caiz midir?
Cevap: İmam Muhammed'e göre, bid'at ehlinin imamlık yapması caiz değildir. Diğer imamlara göre, bunların imamlık yapmaları tahrimen mekruh bulunmaktadır.
26 - Soru: Teyemmüm etmiş bulunan bir kimse imamlık yapsa, abdest alanın ona uyması sahih olur mu?
Cevap: İmam-ı Azam ve İmam Muhammed'e göre sahih olur.
27 - Soru: Ev içinde bulunan kadın cemaate, bir erkeğin imamlık yapmasında bir mahzur var mıdır?
Cevap: Cami ve mescidlerde toplanmış kadın cemaatine erkek imamın namaz kıldırmasında bir kerahet yoksa da ev içinde toplanmış bulunan bir cemaate bir erkeğin imamlık yapmasında kerahet vardır. Şayet imamdan başka bir erkek daha bulunur ve cemaate katılırsa veya imamın mahremi bulunan bir kadın yahut zevcesi bulunursa o takdirde ev içinde imamlık yapması mekruh olmaz.
28 - Soru: Bir topluluk, bir şahsın imamlık yapmasını istemese, o kimsenin bu cemaate namaz kıldırması doğru olur mu?
Cevap: Böyle bir kimsenin halinde üç ayrı durum tasavvur olunabilir. Şöyle ki:
a) Bu topluluğun o imamı istememeleri imamlık yapacak şahıstaki bir fenalıktan dolayı ise;
b) Kendileri ondan daha fazla imamlığa ehil bulunuyorlar ise, bu şahsın, o topluluğa imamlık yapması mekruhtur.
c) Şayet bu kimse, o topluluktan daha fazla bu vazifeye ehliyet sahibi ise ve bir fenalığı da yoksa, onlar kendisinden hoşlanmasalar bile geçip namaz kıldırabilir. Bunda hiçbir mahzur yoktur. O topluluğun istemeyişleri dini bir sebebe değil, nefse dayanmış olur.
29 - Soru: Fasık bir kimsenin ilmi bulunsa namaz kıldırmasında bir mahzur var mı?
Cevap: Fasık, ya bir emr-i ilahiyi terkettiği veya Cenab-ı Hakk'ın haram kıldığı şeyi irtikap ettiği için, dine ihtimamı bulunmamaktadır. Onun imamlığa geçirilmesi, kendisine kıymet verildiğini ve tazim edildiğini ortaya koyar. Halbuki onu tazim etmemek vacibtir. Bu sebeple fasıkın imamlık yapması mekruhtur. Bu kerahet tahrimi bir kerahet olmaktadır. (Nimetü'l-İslam, Namazla ilgili bölüm, s. 228)
30 - Soru: Şayet böyle bir fasıkın namaz kıldırmasını engellemeye güçleri yetmezse ne yapmaları gerekir?
Cevap: Gerek cuma namazları için gerekse diğer namazlar için başka camiye gidilir. (Nimetü'l-İslam, s. 288)
31 - Soru: Bir kimse nezrettiği iki rekatlık bir namazda, iki rekat namaz kılacağına dair yemin etmiş bulunan bir kimseye uyarak nezrettiği namazı kılabilir mi?
Cevap: Uyamaz. Çünkü nezreden kimsenin kılacağı namaz, diğerinden daha kuvvetlidir. Çünkü kendi kasd ve kararı ile o namazı üzerine vacib kılmıştır.
32 - Abdürrahim Fetvalarından: 'İmam, başına beyaz (bir bez) örtüp üzerine sarığını giyerek imamlık yapsa beis yoktur" (H.Ec. 1/10)
33 - Abdürrahim Fetvalarından: "Gammazlık yapan, fasid nikah kıyan, sünnet olmamış bulunan ve kendisinden nefret duyulan imamlar, günahkar olup azl ile tazir olunurlar" (H.Ec. 1/14)
34 - Netice Fetvalarından: "Küçük çocuğa iktida sahih olmaz" (H.Ec. 1/9)
Açıklama: Büluğ çağına ulaşmak, imamlığın sıhhatinin şartlarındandır. Bu sebeple küçük yaştaki çocuğa uymak sahih olmaz.
35 - Ali Efendi Fetvalarından: "Onsekiz yaşındaki imama uymak sahih olur" (H.Ec. 1/9)
36 - Ali Efendi Fetvalarından: "Başında saçı bulunan kimsenin imamlığı sahih olur" (H.Ec. 1/9)
Açıklama: Saç, ne başa verilecek meshe ne de imamlık yapmaya mani değildir. Saçın uzun veya kısa olmasında bir fark da yoktur.
37 - Ali Efendi Fetvalarından: "Hırsızlığı ile bilinen ve bu sebeple kendisine uymaktan nefret duyulan imamı, hakim azletmeye kaadir olur" (H.Ec. 1/9)
38 - Abdürrahim Fetvalarından: "Kendisinden günah sadır olup daha sonra tövbekar olarak iyi(liğe döndüğüne dair) hali açığa çıkan imama uymak sahih olur" (H.Ec. 1/12)
39 - Abdürrahim Fetvalarından: "Namazda tadil-i erkan(a riayet)i olmayan ve namazın rükünlerini bilmeyen imama uymak caiz olmaz" (H.Ec. 1/12)
40 - Abdürrahim Fetvalarından: "Fıtık rahatsızlığı, namazına zarar vermeyen kimsenin imamlık yapması caiz olur" (H.Ec. 1/12)
41 - Abdürrahim Fetvalarından: "İyi hal (sahib)i bulunan ve yüzünde henüz tüy bitmemiş gencin imamlığı caiz olur" (H.Ec. 1/12) 
Açıklama: İmam olabilmenin altı şartı vardır: Müslüman, akıllı, buluğ çağına ulaşmış, erkek olmak, Kur'an-ı Kerim'i düzgün okumak ve (kekemelik gibi) özürlerden salim olmak. Bunun dışındaki hükümler, şart mahiyetinde olmayıp daha iyi ve daha üstün imam bulmayı tayin içindir.
42 - Feyziye Fetvalarından: "Camiyi yaptıran kimsenin tayin ettiği imamın, uymaya mani kötü bir hali sebebiyle, cemaat (ondan) hoşlanmadıklarını hakime (veya ilgili mercie) bildirmesi ile hakim onu azle kadir olur" (H.Ec. 1/13)
43 - Abdürrahim Fetvalarından: "Muaviye'ye sövüp lanet eden imam azli haketmiş olur" (H.Ec. 1/13) Açıklama: Hazret-i Muaviye ashabtandır. Ona dil uzatmak, ashab-ı kirama gösterilmesi gereken saygı ve terbiye ile bağdaştırılamaz. Hele bunu yapan kimse imam ise vazifeden tart edilmesi gerekir.
44 - Abdürrahim Fetvalarından: "Zina iftirasında bulunmaktan dolayı kazif cezasına uğratılan kimse, imamlığa layık olmaz" (H.Ec. 1/13)
45 - Abdürrahim Fetvalarından: "Zina eden ve şarap içen hatibe (kıldıracağı namazda) uymak caiz olmaz" (H.Ec. 1/15)
Açıklama: Bunlar, küçük günahlardandır, bu gibi günahları intikap etmekte olan kimseye, hele şarap düşkünü ve ırz düşmanı bir şahsa uymak tecviz edilmemiştir. Bir imamın vazifeden azli için, dini yönden azlin sebebi olan bir halin bulunması gerekir. Halkın gücenmesi, bu sebepler arasında bulunmadığından, vazifesinden uzaklaştırılmasını gerektirmez.
46 - Ali Efendi Fetvalarından: "Hatip, öldüğü zaman vazife onun oğluna verilmeyip ehil bulunan başka bir kimseye tevcih olunsa, cemaat, "Biz sadece onun oğlunu isteriz" demeye güçlü (ve haklı) olmazlar" (H.Ec. 1/10)
Açıklama: İmamlık vazifesi, babadan evlada, dededen toruna geçecek vazifelerden değildir. Ehliyet, bu vazifeye tayinde esastır. Bu ehliyet kimde görülürse o tensip ve tayin olunur. Hatta ehliyet, diplomadan da önde gelir. Diploma, tayinin değil, aynı numarayı alan müsabıklar arasında tercih sebebi olabilir.
47 - Ali Efendi Fetvalarından: "Gözlerinden yaş akıp, lakin ağrı ve göz pınarında çıban olmasa imamlık yapması caiz olur" (H.Ec. l/10)
Açıklama: Ağrı ve çıban sebebiyle gözden akan yaş, kişiyi özür sahibi kılar. Böyle bir sebep bulunmazsa, göz kanalındaki bir tıkanıklık sebebiyle, yaşın yüz üzerine akması mümkündür. Bu durumda kişi, özür sahibi olmayacağından imamlık yapması caiz olur.
48 - Abdürrahim Fetvalarından: "Ehil olan bir imam varken bir şahsın çıkıp, "Ben senden daha iyi okuyucuyum" diyerek imamlığı elinden almaya gücü yetmez" (H.Ec. 1/14)
49 - Abdürrahim Fetvalarından: "İmam ve müezzin, mahallelerinde olan ölüyü yıkamasalar, namazını kılmasalar ve defnetmeseler günahkar olacakları gibi vazifeden azledilmeye layık olurlar" (H.Ec. 1/13) 
Açıklama: Müslüman bir cenazenin dini vecibelerini yapmamak, her şeyden önce İslami hükümlere saygısızlık olur. Bu gibi bir davranış, gayri-müslimler için ve dinsizliğini açıklayanlar için doğrudur. Fakat Müslümana karşı caiz görülemez.
50 - Feyziye Fetvalarından: "Abdesli olanın (ayağındaki meste) mesheden kimseye uyması caiz olur" (H.Ec. l/l l)
Açıklama: Abdestte ayak üzerine mesh, özür sebebiyle yapılacak mesh gibi değildir. Ayağı yıkamak, azimet; mest üzerine mesh ise ruhsattır. Her iki abdest şeklinin kuvvet bakımından farkı yoktur. Bu itibarla, abdestte ayaklarını yıkayan kimsenin, mest üzerine mesh vermiş bir imama uyması caizdir.
51 - Ali Efendi Fetvalarından: "Maharic-i hurufu düzgün çıkaramayan imamın azli lazım olur" (H.Ec. 1/10) 
Açıklama: İmamlığın şartlarından biri de düzgün okumaktır. Kıraati düzgün olmayan kimsenin imamlığı sahih olmaz.
52 - Ali Efendi Fetvalarından: "Elsağ olan kimsenin olmayana imamlık yapması caiz olmaz" (H.Ec. 1/10)
Açıklama: "Elsağ", RA harfini "gayın-ğ" veya lam harfine; SİN harfini de SE harfine kalbederek okuyan kimseye denir. Dilinde böyle sürçme bulunan kimsenin düzgün okuyanlara imamlık yapması caiz olmaz.
53 - Ali Efendi Fetvalarından: "Âmâ olan bir kimsenin imamlık yapması caiz olur" (H.Ec. 1/8)
Açıklama: Gözleri görmeyen kimsenin imamlık yapması caiz ise de gözleri gören kimse varsa, onun imam olması evla olur.
54 - Behce Fetvalarından: "(Namaza ait) sünneti daha iyi bilen kimsenin imamlık yapması evladır" (H.Ec. 1/9)




   Saf Düzeni
1 - Soru: İmamdan başka bir erkek bulunduğu takdirde cemaat olurlarsa o kişinin imamın ne tarafına durması gerekir?
Cevap: Birazcık sağ gerisinde durur. Tam arkasına veya soluna durması ise mekruhtur. Çünkü, Peygamber Efendimiz'in (sav) sünnetine aykırı bulunmaktadır.
2 - Soru: İmama uyacak bir tek kadın cemaat bulunsa imamın ne tarafına durur?
Cevap: Tam arkasına durur.
3 - Soru: Bir tek kadın ile bir erkek, cemaat olarak imama uyacak olsalar, imamın neresinde durmaları gerekir?
Cevap: Erkeği sağ tarafına, kadın da arkasında durdurur.
4 - Soru: Erkek iki tane olursa imamın neresine duracaklardır?
Cevap: İmamı ortaya alacak şekilde, birinin sağ yarısı ile öbürünün sol yarısı imamın sırtını ortasına gelecek surette imamın arkasına dururlar.
5 - Soru: Erkek ve kadın cemaat çok olursa safların teşkili nasıl olmalıdır?
Cevap: İmamın arkasına erkekler duracak, ondan sonraki safta erkek çocuklar duracak, onların arkasında ise kadınlar saf tutacaktır.
6 - Soru: İkinci safta boş yer bulamayıp birinci safta açık yer olduğunu gören kimse o boş yeri kapatmak için ikinci safı yarıp birinci safa geçebilir mi?
Cevap: Geçebilir. Çünkü ikinci saftakiler, birinci saftaki boşluğu dolduramamışlardır. Kusurları sebebiyle böyle bir müdahaleden masun kalamamışlardır.
7 - Soru: Bir erkek, son saffın dolmuş olduğunu görse tek başına durabilir mi?
Cevap: Bu kimse başka bir kimsenin gelmesini gözetir. Bu bekleme, en sahih hükme göre, rükua kadar devam eder. Bu arada birisi gelirse onunla yeni bir saffın nüvesini teşkil ederler. Şayet gelmeyecek olursa onun için tek başına durmak mekruh değildir.
8 - Soru: Peygamber (sav) Efendimiz namaza durmadan önce, safların düzgün olması için ellerinde değnek bulundururlar mıydı?
Cevap: Ebu Davud'un Sünen'inde, birinci cildin 179-180. sayfalarında yer alan ve Enes b. Malik'den rivayet edilen 670 rakamlı Hadis-i şerifte şöyle ifade edilmiştir: "Resulullah (sav), namaza duracakları zaman oradaki bir çomağı sağ eıtne alır ve sağ tarafına dönerek doğrulunuz ve saflarınızı düzeltiniz, buyurdu. Daha sonra o çomağı sol eline alıp, sol tarafına dönerek doğrulunuz ve safları düzeltiniz, emrini tekrarladı."
9 - Soru: İmama uyan kimselerin, safları teşkil ederken ayak parmaklarının uçlanndan mı hizaya gelmeleri gerekmektedir?
Cevap: Hayır, topuklardan hizayı düzeltip safları teşkil etmesi gerekir. Ayak parmaklarının uçlarından hizaya gelinecek olursa ayakların kimi küçük kimi de büyük olduğu için saflar girintili çıkıntılı ve eğri büğrü olur.

    Kadın ve Erkeğin Safta Yanyana Durması
1 - Soru: Muhazatın tahakkuk edip namazı ifsat etmesi için ne gibi şartlar aranmalıdır?
Cevap: Muhazatın tahakkuku için on şart aranmalıdır. Bunlar tahakkuk ederse erkeğin namazı fasid olur. O şartları şöyle sıralayabiliriz:
1) İmam olan zat, kıldıracağı namazda, kadınlar için de niyet etmiş olmalıdır. Şayet imam, "Bana uyanlara imam oldum" gibi bir niyette bulunmamış ise kadının imama uyması sahih olmayacağından, erkeğin namazı fasid olmaz.
2) Erkeğin önünde veya tam hizasında namaz kılan kadın çok yaşlı olmamalıdır.
3) Kadın veya kız, namazı akıl erdirir durumda olmalıdır. Binaenaleyh, namazın ne olduğunu bilemeyen deli bir kadının muhazatı ile namaz bozulmuş olmaz.
4) Bahsi geçen muhazat, kıyam, rüku veya secde gibi bir rükün miktarı devam etmelidir. Binaenaleyh, bundan daha kısa bir müddet ile meydana gelecek muhazat namazı ifsad etmez.
5) Tahakkuk edecek muhazat, rüku ve secdesi bulunan bir namazda bulunmalıdır. Tilavet secdesi ile veya cenaze namazında meydana gelecek muhazat namazı bozmaz.
6) Namaz, erkek ile onun hizasında bulunan kadın arasında iftitah tekbiri itibariyle müşterek olmalıdır. Yani, erkeğin hizasında duran kadın, ya o erkeğin iftitah tekbirine kendi iftitah tekbirini bina ederek ona uymalı veya üçüncü bir zatın iftitah tekbirine kendi iftitah tekbirlerini bina ederek ona uymuş olmalıdırlar. Bu sebeple, erkekle kadın, yanyana durarak kendi başlarına namaz kılsalar veya birisi imama uymuş diğeri kendi başına namaz kılmış olsa namazları fasid olmaz.
7) Namaz, erkek ile kadın arasında eda itibariyle müşterek olmalıdır. Binaenaleyh, kadın ya hizasında bulunduğu erkeğe veya her ikisi diğer bir erkeğe uymuş olmalıdırlar. Diğer bir ifade ile aynı namazı beraber kılmış olmalıdırlar.
8) Erkek ile kadının yerleri bir olmalıdır. Binaenaleyh, kadın ve erkekten biri mescidin zemin kısmında, diğeri ise mahfilde onun tam hizasında olsa namazın sıhhatine engel teşkil etmez. Bu suretle muhazat tahakkuk etmez.
9) Erkek ile kadının namazı kıldıkları cihet aynı olmalıdır. Kadın ile erkek, Kabe'nin içinde bulunsalar, her biri başka yöne dönerek namaz kılmakta iken birbirinin hizasına gelseler muhazat tahakkuk etmez ve namaz bozulmaz.
10) Erkek ile kadının arasında herhangi bir hail bulunmamalıdır. Binaenaleyh, aralannda direkt bir engel varsa bir insan sığacak kadar açıklık olur ise namazı bozmaz.
Sayılan bu on şart tahakkuk edecek olursa muhazat erkeklerin namazını ifsad eder.
2 - Soru: Namaz kılan kimsenin sağına veya soluna kadın dursa namazına zarar gelir mi?
Cevap: Aynı imama her ikisi uyacak olursa, erkeğin namazını ifsad eder.





  Cemaatle Namaz
1- Soru: Ezanı işitip camiye gidemeyenler hemen namaza başlayabilirler mi? Söylenene göre kadın kılabilir, fakat erkekler kılamazmış. Doğru mu?
Cevap: Bu hüküm, beş vakit namaz için değil, cuma namazı için geçerlidir. Kendisine cuma namazı farz olan bir kimsenin mazereti olsa, hastalığı bulunsa cuma namazı kılınmadıkça öğle namazını kılması mekruhtur. (Büyük İslam İlmihali, Namazla ilgili bölüm 200. madde)
2 - Soru: Camimizin arkasındaki yol, bir metre derinliktedir. Cuma ve bayramlarda cemaatin oradan imama uyması sahih ve caiz olur mu?
Cevap: İmamın cemaatten en az bir arşın veya daha yüksek bir yerde tek başına durması, cemaatin de aşağıda kalması halinde kerahet varsa da imamın yanında cemaatten bazı kimselerin bulunması halinde bu kerahet kalkmaktadır.
3 - Soru: Evinde sabah namazının farzını kıldıktan sonra, aynı günün sabah namazını cemaat olarak kılmak için bir imama sabah namazında tekrar uyulabilir mi?
Cevap: Bir farz kılındıktan sonra, farz niyetiyle ikinci bir defa cemaatle kılmak doğru değildir. Ancak, bazı farz namazların kılınmasından sonra cemaat olarak namaz kılanlara nafile namaz niyetiyle uyulabilirse de, bu hükümden sabah, ikindi ve akşam namazları müstesnadır. Ancak öğle ve yatsı namazlarının farzlarını kılmış bulunan bir şahıs, bu namazları kıldırmakta bulunan bir imama (nafile niyetiyle) uyabilir.
4 - Feyziye Fetvalarından: "Kadınların beş vakitte camiye gitmelerinde -fi zemanina- kerahet vardır" (H.Ec. c. 1/12)
Açıklama: Kadınların gerek gidiş-gelişte, gerekse mescidde bulunurken dini hükümlere riayet edemeyeceklerini dikkate alan İslam uleması, "Zamanımızda" ve "Beş vakitte" kayd-i ihtirazileriyle, kadınların her namazda cemaate gitmelerini kerahetten hali görmemişlerdir.
Evet, saadet asrında kadınların beş vakit namaza ve hatta cuma ve bayram namazlarını katıldıklarını beyan eden haberler vardır. Lakin, Peygamber Efendimiz'in aralarında bulunduğu bir cemaat, İslami nurlar ve kalbi feyizler içinde yüzmekteydi. Dini hükümlerde gevşeklik ve ihmal göstermeleri şöyle dursun, İslami vazifelerde yarış ediyorlardı. Zamanımız halkı, onların gösterdiği dini gayreti aynen muhafaza edemediği ve gerekli hassasiyeti gösteremediği için kerahet hükmü verilmiştir.
5 - Soru: İmamdan sonra tekbir aldığımızda imam, Fatiha veya zammı sureyi okurken biz "Sübhaneke"yi okuyabilir miyiz?
Cevap: İmam Fatiha'yı açıktan okumakta ise onu dinlemek gerekir. Sübhaneke okumayı terk ederiz. Şayet imam, gizli okumakta ise Sübhaneke'yi okuruz. (Aynı eser, madde 311-323)
6 - Soru: İmam olan bir zat, dört rekatlı bir farzda, üçüncü rekatte selam verse ne lazım gelir?
Cevap: Cemaatin, bu imamı "Sübhanellah" diyerek uyarması gerekir. İmam durumu düzeltir ve namaza devam ederse, selamdan sonra sehiv secdesi yaparak namazı tamamlamış olur. Zira üçüncü rekat, selamın mahalli olmadığı için namaza bir zarar gelmez. Ancak, vacib olan selamı takdim ettiğinden dolayı sehiv secdesi gerekir. Her meselenin vukuu şeklinde kitaplarda bir bahis bulunmayabilir. Fakat umumi kaideleri gözden geçirip, bunun hangisine uyduğunu ve hangi kaide ile meselenin halli cihetine gidileceğini düşünüp ona göre hareket edilir. Şayet bahsi geçen imam, üçüncü rekatta zamansız olarak verdiği selamdan sonra namaza dönmeyecek olursa cemaatin namaza kendi başına devam etmesi mümkün değildir. Zira bir namazda hem imama uyma hem de tek başına namaz kılma şekli toplanamaz.
7 - Soru: İmam, tek cemaatle mihraba geçebilir mi?
Cevap: Cemaat tek kişi olursa imamın sağına, birazcık sağ gerisinde durur. Bu durumda mihraba geçmesi doğru olmayacağından geri tarafa durması uygun olur.
8 - Soru: Bir imam namazı kıldırıp çıktıktan sonra, aynı vakitte ikinci bir cemaat toplanıp içlerinden birini imam yapsalar, o kimse imamın sarık ve cübbesini giyerek mihrapta namaz kıldırabilir mi?
Cevap: İkinci olarak kılınacak namazın, mihraptan başka bir yerde eda edilmesi icap eder. Ancak sarık ve cübbeyi giymekte bir mahzur yoktur.
9 - Soru: Bir kimse imamdan önce rükua varsa namazı hakkında hüküm nedir?
Cevap: O kimsenin imamdan önce rükua gidişi, imamın namaz caiz olacak kadar okumasından sonra vaki olur ve o rükuda iken imam ona yetişirse, rükuda her ikisi ortak olduklarından dolayı, namaz sahih ise de, imamdan önce rükua gittiği için mekruh olur. Şayet o kimse, imamın namazı caiz olacak kadar okumasından önce rükua gitmiş veya imam, o rükuda iken yetişmemiş ise, o kişinin namazı sahih olmaz.
10 - Soru: İmam, secdeyi uzatmış olduğundan dolayı, ona uyan bir kimse başını secdeden kaldırsa ve imamın secdede olduğunu görünce tekrar secdeye varsa, namazın hükmü nedir?
Cevap: İmam secdede iken ona uymuş kimselerden birinin, sorunuzdaki tatbik şekli ile iki defa secde etmesi, o kimsenin ikinci secdesi için yeterli değildir. İmamla birlikte tekrar secde etmesi gerekir. (Nimetü'l-İslam, Namazla ilgili bölüm, s. 487)
11 - Soru: İmam, imam olmaya niyet etmediği zaman kadının ona uyması sahih olur mu?
Cevap: Olmaz. İstanbul gibi büyük şehir cami imamlarının, arkasına her zaman kadın cemaat geleceği düşünerek "Ene imamün limen tebeani" demeyi ihmal etmemeleri yerinde bir hareket olur.
12 - Soru: İmama uymuş bir kimse, rükuda üç defa "Sübhane Rabbiye'l-azim"i tamamlayamadan imam başını kaldırırsa ona uyan kimse ne yapar?
Cevap: O da başını kaldırıp imama tabi olur.
13 - Soru: İmama uyan kimse, ikinci oturuşta tehiyyatı tamamlamadan önce imam selam verecek olsa muktedi nasıl hareket eder?
Cevap: Önce tehiyyatı bitirir, sonra selam verir. Zira namazın hürmeti kendisi hakkında bakidir ve tehiyyat ile selam verme vaciblerinin bu suretle toplanması mümkündür.
14 - Soru: İmam olan kimse, yalnız kadın cemaate namaz kıldırabilir mi?
Cevap: Evet, kıldırabilir. Şayet bu imama uyan kadınlar, o kimsenin akrabası, ailesi ve kızı gibi yakınları değilse, dedikodu ve fitneye sebep olmaması için kadınların perde gerisinde olmaları münasip olur.
15 - Soru: Bir kimse imam olup hanımına farz namazları kıldırabilir mi ve bir odada kılmalarında bir mahzur var mı?
Cevap: Bir erkeğin imam olup karısına namaz kıldırmasında hiçbir mahzur yoktur.
16 - Soru: Bir kimse, camide, farzı kendi başına kılmak için namaza başladıktan sonra, bu namaz cemaatle kılınmaya başlansa, kendi başına namaz kılan, başladığı namazı bozacak ve imama uyacak diyorlar. Bu doğru mu?
Cevap: Namazı bozmayı mubah kılan bir sebep veya özür olmaksızın, başlanmış bir namazı bozmak haram ise de, sualinizde anlattığınız şekil, eski bir camiyi yenilemek için yıkmak kabilinden bir hareket olmakta ve namazı bozup imama uymak müstehap bulunmaktadır.
    Cemaatle namaz kılınan bir camide, vaktin farzını tek başına kılmaya başladıktan sonra, aynı farz cemaatle kılınmaya başlansa, imam iftitah tekbirini aldığı zaman, kendi başına namaz kılan kimse henüz secdeye varmamış ise hemen namazı keser ve imama uyar. Bu, namazı sevap yönünden daha kamil halde eda için olmaktadır. Kıldığı rekatı secde ile tamamlamış ise, farzın dört rekatlı olup olmamasına göre hüküm de değişik olmaktadır. Şöyle ki: Kıldığı farz namazı ise, bir rekatı tamamlamış olduğuna göre, diğer rekatı da kılacak olsa farz tamam olacağından, cemaati kaçırmış olacaktır. Sabah namazının farzından sonra nafile kılmak mekruh olduğu için, imama nafile olarak uymak mümkün olmayacaktır. Bu sebeple, kıldığı ve secde ile kayıtladığı iki rekatı, bir selamla yarıda kesip imama uyar. Bir rekatını tamamladığı akşam namazı ise, ona ikinci bir rekat ilave etmeden namazı selamla kesip uyar. Zira, bir rekat daha kıldığı takdirde namazın ekserisi kılınmış olacağından ve ekseriyet için hükmü kabul olduğundan, cemaati kaçırmış olacaktır. Bu sebeple tek rekattan ayrılıp imama uyar. Kılınacak namaz dört rekatlı ise, namaz kılan, kıldığı ve secde ile tamamladığı birinci rekata bir rekat daha ilave eder ve tehiyyatı okuyup selam verir ve farzı kılmak üzere imama uyar. Önceki iki rekat nafile olur. Eğer üç rekat kılmış haldeyken farz kılınmaya başlansa, kendi namazının ekserisi kılınmış olduğu için dörde tamamlar. Eğer kılınan namaz öğle ve yatsı ise, nafile olarak imama uyabilir. İkindi namazı ise, imama nafile niyeti ile uyamaz. Çünkü ikindi namazının farzını kıldıktan sonra nafile kılmak mekruhtur. Namaz kılan bu kimse, dört rekatlı farzın üçüncü rekatma kalkmış ve henüz üçüncü rekatın secdesine varmadan önce o farz için ikaamet olunmuşsa, ayakta iken veya oturuverip selam verir ve imama uyar. Kıldığı iki rekat, kendisi için bir nafile olur. Şayet namaz kılanın başladığı farz değil de nafile bir namaz ise, onu iki rekata tamamlayıp selam vermedikçe namazı kesemez. Şayet o farz, cenaze namazı ise ve nafile ile meşgul olduğu takdirde bunu kaçıracak ise, iki rekatı tamamlamadan kesip imama uyar. Çünkü cenaze namazının yerini tutacak başkaca bir namaz yoktur. Yukarıda kestiği nafileyi sonra kaza etme imkanı vardır. Öğle namazının sünnetini kılmaya başladıktan sonra farz için kaamet getirilse, sünneti iki rekata tamamlayıp tehiyyatı okuyup selam verir, sonra imama uyar. Öğlenin farzından sonra ilk sünneti dört olarak kılar ve son sünneti de ayrıca kılar. Bu uygulama ikindi sünneti kılarken olsa, ikindinin farzından sonra sünnet kılmak mekruh olduğundan, farzdan sonra sünnet kaza edilmez. Yatsı namazından sonra bir engel bulunmadığı için, sünneti kesip de farza durulmuş ise, yatsının farzından sonra sünneti kaza etmekte bir mahzur yoktur. 
17 - Soru: Bir kimse camiye geldiğinde müezzinin ikamet etmesi zamanı ise ise sünnete durmasında bir mahzur var mıdır?
Cevap: Kerahet vardır. Kişi camiye gittiği zaman müezzinin ihlas okuduğunu ve umumi durum itibariyle farza başlanacağını anlayınca sünnetle meşgul olmayıp imama uyması gerekir.
18 - Soru: İmam farza başladığı sırada camide bulunan kimse, farzı kaçırma korkusu yoksa sünnetle meşgul olabilir mi?
Cevap: Bu kimsenin, caminin içinde sünnet kılmakla meşgul olmayıp hemen imama uyması gerekir. Cami dışında ise rekatı kaçırma korkusu olduğundan yine imama uyar. Bundan sabah namazının sünneti müstesna bulunmaktadır. Onu kılmak gerekir. Sabah namazının sünneti ile meşgul olurken farzı kaçırmaktan korkarsa sünneti terk edip imama uymak gerekir. Çünkü sabah namazını cemaatle kılmanın sevabı, sabah namazının sünnetinden daha fazladır.
19 - Soru: Bir kimse camiye girdiği zaman imamı kade-i ahirede bulsa ona uyması gerekir mi? Halbuki farzı bitmiş durumdadır.
Cevap: Cemaatin faziletine yetişmek başka bir iş, cemaate yetişmek ayrı bir iştir. Bu itibarla, imamı kade-i ahirede bulan kimse, ona uyarsa cemaat sevabına erişir.
20 - Soru: İmama uyan kimse, imamdan önce rükudan veya secdeden başını kaldırmış olsa ne yapması gerekir?
Cevap: Geri dönmesi gerekir. Çünkü imamdan önce başını kaldıran kimse, kendi başına hareket etmekten çekinmelidir. Geriye dönmekle rükuu iki, secdesi üç olmuş sayılmaz.
21 - Soru: İmama uyan kimse kade-i ahirenin dua ve salevatlarını tamamlamadan imam selam verecek olsa bu kimse ne yapar?
Cevap: İmama uyması vacib olur, salevat ve duaları okuması ise sünnettir. Bunlardan birini terketmek zorunda kalan için sünneti terk, vacibi terkten ehven olduğundan onları okumakla meşgul olmayıp imama tabi olarak selam verir.
22 - Soru: İmama uyan kimse, rüku veya secde tesbihlerini üçe tamamlamadan imam başını kaldırmış olsa, o kimse nasıl hareket etmelidir?
Cevap: İmama tabi olacaktır. Tesbihleri tamamlayıvermesini söyleyen de vardır.
23 - Soru: İmam, selam verip farzdan çıktıktan sonra son sünneti nerede kılmalıdır?
Cevap: Kendisine nisbetle sol tarafa çekilerek orada kılması müstehabtır. Onun sol tarafı mihrabın sağı olmaktadır. Böylelikle o sağını tercih etmiş bulunmaktadır.
24 - Soru: İmam namazı bitirince mihrapta yüzünü ne tarafa dönmelidir?
Cevap: Kendisinin karşısındaki cemaatten namaz kılan varsa, ona yüzünü dönmüş olmamak için sağını veya solunu kıbleye çevirmek suretiyle oturmalıdır. Şayet o kimse ile imamın arasında oturmakta olan bir kimse varsa, imamın cemaate dönmesinde bir mahzur kalmaz. Namaz kılan böyle bir kimse yok ise, o zaman yüzünü cemaate dönmesi münasip olur. Bununla beraber yüzünü sağa veya sola çevirmesinde de bir mahzur bulunmamaktadır.
25 - Abdürrahim Fetvalarından: "İmamın tekbirinin işitilmesi için müezzinin tekbirine ihtiyaç olan bir yerde, müezzin (imama) uymayarak, sadece ilan maksadı ile iftitah tekbirini alıp daha sonra iktida etse, dışardan müezzinin tekbirine iktida edenlerin namazları sahih olmaz" (H.Ec. 1/11)
Açıklama: Müezzinin ilan için aldığı tekbire uyulamaz. Zira kendisi namaza başlamadıkça, namazın dışında kabul edilir. Namaz kılanın, namazda olmayana tabi olması, ibadetini ifsad eder. İmamın sesi, mevcut cemaat tarafından duyulmuyorsa müezzin tarafından tebliğ yapılır; imamın sesi duyulduğu takdirde tebliğde kerahet vardır.
26 - Feyziye Fetvalarından: "Yağmur duasında, cemaatle kılınacak sünnet bir namaz yoktur" (H.Ec. 1/13)
Açıklama: Bu fetva, yağmur duasında tek başına nafile namaz kılmayı engellemiş değildir. "Cemaatle kılınacak" ve "Sünnet" olarak ifa edilebilecek bir namazın olmadığını beyan etmektedir.
27 - Abdürrahim Fetvalarından: "Camii şerifin içinde (cemaatle) namaz kılındıktan sonra "ikinci bir" cemaatle namaz kılmakta beis yoktur" (H. Ec. 119)
28 - Abdürrahim Fetvalarından: "Diğer bir mahallenin mescidinde namaz kılmaktan kendi mahallesindeki mescidde namaz kılmak evla olur" (H.Ec. 1/8)
Açıklama: Bir kimsenin evi camiye uzak olsa bile cemaate devamdan kalmamalıdır. Bu uğurda atılan her adım ile bir hatanın bağışlanacağı ve bir de sevap verileceği müjdelenmiştir. Ancak, kişinin evine yakın olan camiye gitmesi, sevap bakımından uzaktaki camiye gitmesinden evladır.
29 - Abdürrahim Fetvalarından: "Camiye (açılan) penceresi bulunan bir odadan, kadınların camideki imama uymalan sahihtir" (H.Ec. 1/11)
30 - Abdürrahim Fetvalarından: "Gizli okunan namazlarda, imama yakın olan birkaç kişinin imamın okumasını duymaları ile cebir (açıktan okuma) yapmış sayılmaz" (H.Ec. 1/14)
31 - Abdürahim Fetvalarından: "İmam tekbir almadan secdeye varsa, cemaat secdeye vardıklarında tekbir alırlar" (H.Ec. 1/14)

    Cemaate Sonradan Yetişmek
1 - Behce fetvalarından: "İmama rükuda iken yetişen kimse, iftitah tekbirini rükuda alsa, şüruu (namaza başlaması) sahih olmaz" (H.Ec. 1/10)
Açıklama: İmamı rükuda bulan kimse iftitah tekbirini ayakta alır. Sonra rükua varır. Aksi halde imama uyması sahih olmaz.
2 - İbni Nuceym Fetvalarından: "İmam teşehhütte (tahiyyatı okumak üzere oturmakta) iken cuma namazına yetişen kimse, cuma namazını tamamlar" (H.Ec. 1/8) 
Açıklama: İmama cuma namazının ilk rekatında yetişemeyen kimse, geri kalan kısmı cuma namazı olarak tamamlar. İsterse oturuşta veya sehiv secdesinde yetişmiş olsun, hüküm böyledir.
3 - İbni Nüceym Fetvalarından: "Bayram namazına imam teşehhütte iken yetişen kimse, bayram namazını tamamlar" (H.Ec. 1/8)
Açıklama: Böyle bir kimse, kalkıp Sübhaneke'yi okuduktan sonra yavaş bir sesle üç defa tekbir alır. Sonra "Euzü besmele" okuyarak Fatiha ve sureyi kıraat eder. O rekatı kılıp kalktıktan sonra diğer rekatı da imamla kılınan şekilde tamamlar.
4 - İbni Nüceym Fetvalarından: "Akşam namazının üçüncü rekatında imama yetişen (ve uyan) kimse, imam selam verdikten sonra kıyama kalkınca her iki rekatı da aralarında oturarak eda eder."
Açıklama: İmama ilk iki rekatta yetişemeyen kimse, ayağa kalktığı zaman, oturma hususunda imamla birlikte kıldığı rekatı ve kıraat hususunda da kaçırdığı rekatlardaki okumaları dikkate alması gerekir. Bu fetvada görülen meselede imamla bir rekat kılmış olduğu için, kendi kılacağı bir rekat ile namazın rekatları ikiye yükselmiş olacağından, oturup tehiyyatı okur. Kılacağı diğer rekat, namazın sonunu teşkil ettiği için onda da oturur.
5 - Behce Fetvalarından: "Bayram namazının rükuuna yetişen kimse, rüku tesbihlerini okumayıp (fazla) tekbiri almalıdır" (H.Ec. 1/14)
Açıklama: Rüku tesbihleri sünnet olup, imamla birlikte alamadığı tekbirler ise vaciptir. Bu sebeple rükuda tekbirleri alması tesbihlerden daha önce gelir.

 
  Bugün 5 ziyaretçi (23 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Hüseyin Küçük'ün Profili
Hüseyin Küçük'ün Facebook Profili
Profil Kartını Oluştur